Fikri teyemmüm
Kapı kapandığında çoğumuz sadece kalın duvara bakarız. Oysa duvarın ardındaki dünya değişmemiştir; daralan ve ufalanan yalnızca bizim zihnimizdir. Beklentilerin ve sarsılmaz sandığımız kesinliklerin içine hapsolduğumuzda, ufkun da tamamen kapandığı yanılgısına düşmek en eski zaafımızdır. İradenin nefes almasını sağlayan, boğucu darlığı bir anda uçsuz bucaksız bir ovaya çeviren tek bir kelime, incecik bir aralık vardır.
Sadece beş harften oluşan, gösterişsiz ama dağları yerinden oynatacak kadar kudretli bir eşik: Belki. Zihnin en kadim duası, hiçbir zaman bu kadar sade bir kılığa bürünmedi.
Çoğu zaman zayıflıkla, kararsızlıkla veya eksiklikle karıştırılır bu sözcük. Oysa belki demek, bir geri adım değildir; aksine, dayatılan sonların dar gömleğini yırtıp atma cesaretidir. İnsanı felç eden mutlak yargıların karşısında, usulca yankılanan serinkanlı bir itirazdır. Zihni serbest bırakan, ona baskının dışında bir gökyüzü sunan geniş bir nefes alanıdır.
İslam fıkhının muazzam esnekliğinde, suyun bulunmadığı veya kullanılmasının aşılmaz engellere takıldığı çaresizlik anlarında insana sunulan bir rahmet kapısıdır teyemmüm. Aslına, yeryüzünün saf toprağına dönerek arınmaya ve yola devam etmeye verilmiş ilahi bir izindir. Çaresizliğe teslim olmamanın, en zor şartta bile alternatif üretebilmenin adıdır.
Bunun bir adı var; düşünce dünyamızda da yolların tıkandığı, krizlerin aklı kilitlediği boğucu anlarda başvurmamız gereken bir hal: Fikri Teyemmüm. Zihin, önündeki tek ve mutlak sandığı çözüm tükendiğinde, katı kayalara başını vurmak yerine; ihtimallerin bereketli toprağına yönelmeli, bağışlayıcı alternatiflere sığınabilmelidir. Fikri teyemmüm, suyun akmadığı yerde, toprağın damarlarındaki gizli rahmeti, görünmez belki ihtimalini görebilmektir.
Tıpkı yüzyıllara meydan okuyan kadim su kemerlerinin, sırtlandıkları devasa taşların ağırlığını inatla direnerek değil, tam ortalarında bıraktıkları kavisin, boşluğun esnekliğiyle taşıması gibi. Ağırlığı dağıtan şey taşın sertliği değil, ihtimallere açık bırakılan boşluğun kucaklayıcılığıdır.
Bu esnekliğin, kucaklayıcı boşluğun en saf halini görmek için zamanın dokusunu yavaşça yırtıp, uzak bir coğrafyaya, yeryüzünün sınırında bir yere uzanalım.
Evi köyün en ucundaydı. Sabahları sis o kadar alçak inerdi ki ahırın çatısı bulutların içinde........
