Çürüme reddiyesi
Elimde tuttuğum bu ince, bordo cildi görenler bugün onu evlilik cüzdanı sandılar. Birkaçı dayanamayıp sordu: “Hayırdır, evlilik cüzdanıyla niye böyle sokaklarda geziyorsun?” Haklıydılar. Rengi, boyutu, o resmi duruşuyla tıpkı bir nikâh defterini andırıyordu. Fakat kapağını araladığınızda içinden mühürlü bir akit değil; çağın cinnetine kesilmiş bir faturanın, kapkaranlık bir itirazın döküldüğünü bilmiyorlardı.
Yerin kat kat altında, Marmaray’ın o güneşsiz ve hissiz yankısı içinde sayfaları çevirirken yüzüme yayılan o nedensiz gülüşü saklayamadım. İnsanların “Ne oluyor buna?” dercesine attığı o tekinsiz bakışların hedefiydim. Çağın hız sarmalına kapılmış kalabalıklar, yeraltı dehlizlerinde bir an önce duraklarına varmaya kilitlenmişken, benim kucağımda saatli bir bomba gibi duran bu kelimelere tebessüm etmem elbette onlara tuhaf gelmişti.
Çünkü şiir okumak, artık bir sığınak değil, bir cephe hattıdır.
Nedensiz gülüşümün sebebi, hesapsız bir coşku değil; taşların nasıl yerine oturduğunu, kelimelerin hedefini nasıl bulduğunu görmenin verdiği o asude sevinçti. Çantamın köşesinde ezilmiş, topraksız kalmış ama o mor sayhasından hiçbir şey kaybetmemiş bir sümbül dalı gibi duruyordu bu kitap. Soğuk ve ıslak........
