Varım öyleyse düşünmeliyim!
Yazar Milan Kundera’nın bir sözü: “İnsan yürürken bir şeyi hatırlamak istediğinde adımları yavaşlar, unutmak istediğinde hızlanır.”
Bu sözü şöyle de çevirebiliriz: “İnsan yürürken, düşünmek istediğinde adımları yavaşlar, düşünmemek istediğinde hızlanır.”
Yukarıdaki sözde anlatılmaya çalışılan durum; düşünme zamanları arasına yürümeyi de katmış kişileri ilgilendirmez sadece... Bu cümlede ortaya konan tespit, kendi gerçekleri ve toplumla ilişkileri konusunda kafa yoran insanlar içinde geçerli olabilir. Bir başka söz, durumun daha iyi açıklanmasına yardımcı olabilir: “Düşünmek için durmak gerekir.”
Hızlı adımlarla mesafeleri arşınlarken, derinlemesine düşünebildiğinizi iddia etmeniz çok zor. Belki bu, düşünmenin ve düşüncenin ön şartlarını hazırlıyor olabilir. Buna, yürüyüşünüzün ritmi, düşünme hızınızın önüne geçiyor da denebilir. Araya bir soru sıkıştıralım hemen: “Dünya bu kadar hızlı dönmeye (ya da döndürülmeye) başladığı için mi düşünmeyi unuttu?”
Unutmak... Sizi yoran çelişkileri, öylesine ve olabildiğince sıradan meseleleri, asıl yapmak istediklerinizi engelleyen bunaltıcı düşünceleri kafanızdan çıkarmak, onları bir yerlerde bırakıp uzaklaşmak için yürüyüş ritminizi artırabilirsiniz.
Peki unutmak bu kadar kolay mı? diyebilirsiniz. Olmadığını, soruyu soran zaten biliyor demektir. Ama hiç olmazsa, koşu müddetince bunu yapmak, yapmaya çalışmak ve de yapabilmek; nispeten bir rahatlama sağlayacaktır kişiye... Gerçi, “zaten düşünmeyen, başka bir söyleyişle; düşünmemiz gereken şeyleri aklımızın kenarından bile geçirmeyen” bir toplumuz. Düşüncenin ve düşünmenin insana yaptığı katkıyı, uzun zamandır görmezlikten geldiğimiz bir gerçek. Sadece gördüğümüze veya uzaktan bize gösterilene inanır, güvenir ve savunmaya başlarız. Gerçek üzerinde düşünme ve gerçeği araştırarak ona göre karar verme gibi bir huyumuz yok.
Denemelerin yazarının (Montaigne) şu cümleleri, iddiamızı oldukça destekler........
