İlber Hoca’yı Nasıl Bilirdik?
Popüler tarihin yanı sıra edebiyat, sanat ve kültür alanlarında geniş bir malumat birikimine sahipti İlber Ortaylı. Hemen her konuda bir fikri, her meselede bir yorumu vardı. Onu bir gün Osmanlı tarihi, bir gün Sahih-i Buhari, bir başka gün ise Doğu ve Batı dillerinin mukayesesi üzerine bir sempozyumda konuşurken dinleyebilirdiniz.
Vaktiyle bu çok yönlülüğünü anlamlandırmaya çalışan bir dostum, "Sağcı ama sol kökenli; yok yok, solcu ama sağ kökenli" diyerek onun ideolojik kayganlığını özetlemişti. "Kör ölür badem gözlü olur" kabilinden bir güzellemeye girmeden, gerçekleri konuşmak gerekirse; biz onu her şeyden önce "üstünlükçü" tavrıyla, kitlelere sevdirdiği "cahil" yaftalamalarıyla tanıdık. Ancak kendisinin her fırsatta vurguladığı "Elhamdülillah Müslümanız" beyanı gereği, onu her şeyden önce bu dairenin bir parçası olarak görmemiz gerektiğini de not düşmeliyim.
Şöhretin Afeti ve "Medyatik" Dönüşüm..
Mustafa Armağan’ın yerinde tespitiyle; "Ne olduysa şöhret, afet olduğunu bir kere de onun şahsında belgeledi." 2000’li yılların başından itibaren İlber Ortaylı, bir ilim ve fikir adamı olmaktan ziyade "her şeyi bilen" bir allâme-i cihan, medyatik bir fenomen haline geldi. Tarih, "mümin kitlesine" göre adeta onun........
