Bizdense daha fazla öfkeleneceğiz
Yüksek sesle konuşacağız.
Yanlışa başka bir mana yüklemeyeceğiz.
"Bizden" olana başka, başkasından olana başka muamele çekmeyeceğiz. Hatta "bizdense" daha fazla öfkeleneceğiz.
Çünkü "bizden olmak", yanlışa karşı dokunulmazlık zırhı değildir. Tam tersine, sorumluluğu artıran bir emanettir.
Son günlerde gündeme gelen soruşturmalar ve iddialar üzerinden yine aynı soruları soruyoruz.
Paralar nereden geldi?
Bunların hepsi sorulmalı.
Ama benim derdim yalnızca son olay değil.
Çünkü çalınan sadece para değildir.
Bazen bir toplumun emeğini, yıllarını, hayallerini, geleceğini ve güvenini çalarsınız.
Merhum Mustafa Çalık’ın çok kıymetli bir sözü var.
"Devlete talipseniz, servete de marifete de talip olmayacaksınız. Servete talip olacaksanız ne devlete ne de marifete talip olmayacaksınız. Marifete talipseniz o zaman devlete de servete de talip olmayacaksınız."
Bugün bu sözü yeniden hatırlamamız gerekiyor.
Devlete niçin talip oluyoruz?
Makam, güç ve servet için mi?
Yoksa millete hizmet etmek, emaneti taşımak ve adaleti ayakta tutmak için mi?
Devlet servet kapısı değildir.
Kamu görevi şahsi zenginleşme yolu değildir.
Milletin malı ganimet değildir.
Makam, insanın cebini değil, sorumluluğunu büyütmelidir.
Yunus Emre’nin Hacı Bayram Veli’nin dergâhına gidişiyle ilgili anlatılan kıssa da,
Yunus buğday istemektedir.
Hacı Bayram Veli ona, “Buğday mı istersin, nefes mi?” diye sorar.
Yunus buğdayı tercih eder. Sonra yola çıkar ve düşünür.
İnsan bazen istediği şeyin gerçekten ihtiyacı olan şey olmadığını sonradan fark eder.
Kıssanın bize bıraktığı ders şudur veya en azından benim anladığım budur.
Neye talip olduğunuzu iyi bilin.
Paraya mı, pula mı, makam ve statüye mi?
Yoksa marifete, hizmete, emanete ve hakikate mi?
Bir makama oturduğunuzda “Burada ne yapabilirim?” mi diyorsunuz, “Buradan ne elde edebilirim?” mi?
İslam’ın emanet anlayışı burada bütün ağırlığıyla karşımıza çıkıyor.
Bize yalnızca "çalma" demez.
Emanete ihanet etme der.
Kul hakkından sakınmayı ve elimize verilen imkânı kendi mülkümüz zannetmemeyi öğretir.
Kamu malına uzanan el yalnızca paraya uzanmaz.
Bir milletin hakkına, yetimin geleceğine, öksüzün nasibine, fakirin sofrasına uzanır.
Daha da önemlisi, toplumun adalet duygusunu yaralar.
Biz adaleti gerçekten istiyor muyuz?
Yoksa adaleti sadece "karşı mahalle" için mi istiyoruz?
Karşımızdaki yanlış yaptığında bağırmak kolaydır.
Asıl imtihan, kendimizden olan yanlış yaptığında başlar.
"Bizim adamımız" dediğimiz insanın yanlışına da yanlış diyebiliyor muyuz?
Diyemiyorsak bizim adalet anlayışımız değil, sadece tarafımız vardır.
Bir insan kendi mahallesindeki yanlışa itiraz etmesi düşmanlık değildir.
En büyük kardeşlik budur.
"Sen bizdensin ama bu seni dokunulmaz yapmaz" diyebilmektir.
Çünkü “bizden” olanın yanlışı üzerinden bizim iddiamız ve........
