menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Weimar’ın son sabahı

14 0
31.05.2026

1930’ların Almanya’sında kurumlar hâlâ vardı ama içlerinin boşaldığı, anlamlarının değiştiği bir dönüşüm yaşandı. Ekonomik krizlerin, toplumsal öfkenin ve siyasal kutuplaşmanın ortasında yükselen Nazi hareketi, topluma sürekli aynı vaadi sunuyordu: “Ordnung” yani “Düzen”. Düzen vaadi büyüdükçe özgürlük talepleri geri çekildi. Çünkü büyük kriz dönemlerinde toplumlar çoğu zaman özgürlükten önce güvenliği tercih etme eğilimindedir.

Adolf Hitler 30 Ocak 1933'te iktidara geldiğinde, Almanya basın çeşitliliği açısından dünyanın en zengin ülkesi konumundaydı. Ülke genelinde tam 4.700 civarında bağımsız günlük ve haftalık gazete basılıyordu. Nazi Partisi’nin bu devasa ekosistem içindeki payı yüzde 3’ün bile altındaydı. Muhalefet partileri aktif varyasyonlara sahipti, basın özgürdü, üniversitelerde farklı fikirler özgürce tartışılıyordu. Ama yeni yönetim için “Einheit” — yani birlik — toplumun birlikte yaşaması değil, monoblok bir şekilde aynı düşünmesi anlamına geliyordu.

Önce siyasal retorik değişti. Muhalifler birer siyasi rakip olmaktan çıktı ve “rejim bütünlüğüne zarar veren unsurlar" olarak tanımlanmaya başladı. Ardından, Joseph Goebbels liderliğindeki Propaganda Bakanlığı eliyle basını "tek tipleştirme"........

© Milat