Cennetin Etrâfı Zorluklarla, Cehennemin Etrâfı ise Günahlarla Çevrilmiştir
Bugünkü yazımıza da ‘selam duâsı’yla başlayalım efendim misâdenizle;
‘Aşk olsun. Aşkınız cemâl olsun. Cemâliniz nûr olsun. Nûrunuz ayn olsun.’
Yine kaldığımız yerden devam edelim isterseniz sevgili okurlar:
“İtaat, boyun eğme zevki, tabiatında olmayan kimse sonunda hiçbir şey elde edemez. Onun adı sonunda ‘müyesser’ (işi kolaylaştırılmış)’ değil ‘muasser’ (işi zor) ve fakir olur.
‘Yahudi vezir, bir tomarında diyordu ki; ‘Tâat ve ibâdetin müyesseri ve muasseri vardır. Müyesser, yâni insana kolay gelen hal ve hareketler, tabiata şevk ve şetâfet verir. Kalbe hayat, rûha gıda olur. Bundan dolayı, o gibi şeyler zevk ile neşve ile yapılır. Zorla ve isteksizlikle tâat ve ibâdette bulunmak, çorak ve taşlık bir yere tohum saçmak gibidir. Çorak bir yerde ot bitmeyeceği gibi, isteksiz ibâdetten hayır gelmez. Böyle bir ibâdetin yorgunluktan başka faydası olmaz. Binâenaleyh böyle zorla ve istemeyerek yapılan ibâdetler ve onları icra edenler, müyessser değildir, muasserdir.’ Mesnevi Şerhi, Tâhir’ul Mevlevî, İst, 1971, s.309)
“Sen güç ve kolay olanı yine bil ve nihâyetinde bunun ve onun hangisinin güzel olduğunu gör.”
Cenâbı Hakk’ın emrettiği ibâdetleri kolaylıkla canla-başla, isteyerek ifâ edenlere yaptıkları asla zor gelmez. Onlar isteyerek, gönül hoşnutluğu içinde tâatlerini zevkle yerine getirirler. Ama bunun tam tersi de mümkündür. Kimi de Rabbî’nin emrettiklerini........
