menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ruşen Çakır yorumladı: Öcalan Kürtlere ihanet mi ediyor?

54 0
29.07.2026

Ruşen Çakır yayınları

Son güncelleme: 29 Temmuz 2026 -

Ruşen Çakır yorumladı: Öcalan Kürtlere ihanet mi ediyor?

29 Temmuz 2026 Çarşamba

Tercih edilen kaynak olarak ekle

İSTANBUL (Medyascope) – Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, “Öcalan Kürtlere ihanet mi ediyor” başlıklı yayınında çerçeve yasa taslağındaki gecikmeyi ve Abdullah Öcalan’ın yürüttüğü sürece yönelik bazı Kürt çevrelerinden gelen “ihanet” eleştirilerini değerlendirdi. Çakır, silah bırakma süreciyle birlikte tartışmaların yeni bir boyut kazandığını söyledi.

Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.

Ruşen Çakır, ‘Öcalan Kürtlere ihanet mi ediyor’ tartışmalarını değerlendirdi ve çerçeve yasa taslağının bir hafta ertelendiğini belirtti.

Çakır, taslağın AKP içinde tereddütler nedeniyle henüz diğer muhalefet partileriyle paylaşılmadığını söyledi.

Geçmişte silahlı mücadeleyi eleştirenlerin şimdi mutabakatı sorguladığını ifade eden Çakır, silah bırakmanın temel unsur olduğunu vurguladı.

Çakır, Öcalan’ın demokratik entegrasyon yaklaşımının Türkiye’ye yönelik olduğunu ve süreç ilerledikçe tartışmaların etkisinin azalacağını belirtti.

Ruşen Çakır, Ankara’da yaptığı yayında, TBMM’de görüşülmesi beklenen çerçeve yasa taslağının bir hafta ertelendiğini hatırlattı. Ertelemenin nedenine ilişkin farklı değerlendirmeler bulunduğunu belirten Çakır, AKP içinde taslağa ilişkin tereddütler olduğu ve metnin henüz diğer muhalefet partileriyle paylaşılmadığı yönünde bilgiler bulunduğunu aktardı.

Çerçeve yasa bir hafta ertelendi

Çakır, DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları’nın grup toplantısında çerçeve yasanın daha fazla geciktirilmemesi gerektiğini söylediğini anımsattı.

Yasanın gelecek hafta Meclis gündemine gelmesinin beklendiğini ifade eden Çakır, PKK’nın 1984’teki Eruh ve Şemdinli saldırılarının yıl dönümünde çeşitli gelişmeler yaşanabileceği ve bir grubun Kandil’den Türkiye’ye gelebileceğine ilişkin iddiaların da konuşulduğunu aktardı.

“Öcalan Kürtlere ihanet ediyor” eleştirileri

Çakır, özellikle yurtdışında yaşayan bazı Kürt siyasetçi ve aydınların sürece başından itibaren eleştirel yaklaştığını söyledi. Bu çevrelerin, Abdullah Öcalan’ın Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile anlaşarak Kürtlere somut kazanımlar sağlamadan uzlaşmaya yöneldiğini düşündüklerini aktaran Çakır, eleştirilerin “Öcalan Kürtlere ihanet ediyor” görüşü etrafında şekillendiğini ifade etti.

Çakır, eleştirilerin temelinde, özerklik veya federasyon gibi somut düzenlemeler yerine Öcalan’ın “demokratik entegrasyon” perspektifini öne çıkarmasının bulunduğunu belirtti. Buna karşılık Öcalan’a yakın çevrelerin ise bunun uzun vadeli bir demokratik siyaset stratejisi olduğunu dile getirdiğini aktardı.

“Silah bırakmayı değil, mutabakatı eleştiriyorlar”

Geçmişte PKK ve Öcalan’ı silahlı mücadele nedeniyle eleştiren bazı çevrelerin bugün ise örgütün silah bırakma sürecini değil, devletle vardığı mutabakatı eleştirdiğini söyleyen Çakır, silah bırakmanın zaten bu mutabakatın temel unsuru olduğunu vurguladı. Çakır, yeni paradigma arayışının “ihanet” olarak nitelendirilmesini doğru bulmadığını ifade etti.

Öcalan’ın yaklaşımının yalnızca Kürtlere değil, Türkiye’nin tamamına yönelik bir demokratik entegrasyon perspektifi içerdiğini belirten Çakır, bu yaklaşımın da eleştirilerin temel nedenlerinden biri olduğunu söyledi. Sürecin ilerlemesi ve yasanın yürürlüğe girmesi halinde bu tartışmaların etkisinin azalacağını düşündüğünü dile getirdi.

Deşifreyi hazırlayan: Gülden Özdemir

Merhaba, iyi günler. Ankara’dan iyi sabahlar. Dün Ankara’ya geldik. Meclis’te çok fazla bir hareketlilik yoktu ama Yeni Parti’nin kapalı grup toplantısı vardı. Orada Yeni Partili milletvekillerinin bazılarını ve Genel Başkanı Özgür Özel’i kısa da olsa görme imkânımız oldu. Ardından DEM Parti’nin grup toplantısı vardı. Çok az milletvekili ama çok sayıda izleyiciyle bir toplantı yaptılar. Ve o toplantıda Eş Genel Başkan Tülay Hatimoğulları çerçeve yasanın sürpriz bir şekilde uzatılmaması gerektiğini söyledi. Neden böyle söyledi? Çünkü normal şartlarda çerçeve yasanın dün Meclis komisyonuna gitmesi ve cuma günü de genel kurula inip oylanması bekleniyordu. Ama bir hafta ertelendi, haftaya kaldı. Bunun neden olduğu konusunda değişik spekülasyonlar var. Esas olarak AK Parti’nin birtakım tereddütleri var hâlâ. Birden fazla taslak olduğu söyleniyor. Bir başka husus da taslağın diğer muhalefet partilerine henüz iletilmemiş olması. Burada şöyle ince bir nokta var, dünkü yayında da söylemiştim. İYİ Parti dışında tüm partilerin buna destek vermesi bekleniyor ama ortada şöyle bir durum var, diğer partiler taslağın ne olduğunu bilmiyor. Komisyona gittiğinde görecekler. O zaman bir sorun var. Yani iş biraz sürüncemede de yine kaldı. Fakat haftaya olması bekleniyor. Ve bir iddiaya göre de 15 Ağustos. 15 Ağustos ne? 1984 PKK’nın ilk ciddi saldırıları, Eruh ve Şemdinli saldırılarının yıl dönümünde birtakım gelişmeler olması, yasanın çıkmış olması ve Kandil’den bir grubun, muhtemelen geçen yıl 11 Temmuz’da bir silah yakan grubun Türkiye’ye gelmesi gibi birtakım iddialar var. Sonuçta bir hafta gecikti. Şu anda bir hafta gecikmiş gözüküyor. Umarım daha fazla gecikmez. Ama devletle Öcalan arasındaki mutabakat ortada. Bunun detaylandırılması konusunda belli ki birtakım tartışmalar var. Özellikle yasanın detayları konusunda. Anayasa Mahkemesine eşitlik açısından gitmesi ihtimali var. Daha önce benzer bir olay olmuştu. ‘‘Rahşan Affı’’ diye söylenen, anayasanın eşitlik ilkesi nedeniyle uygulanan bir yasa tüm mahkûmlara uyarlanmıştı. Benzer bir olay yaşanmasın istiyorlar. Her neyse… Evet, çerçeve yasa bir hafta ertelendi. Peki bu yasayla ne olacak? Bu tartışma değişik kesimler tarafından yapılıyor ve bugün özel olarak bunun Kürtler arasında yürüyen bir bölümünü ele almak istiyorum. Özellikle yurt dışında yaşayan birtakım diaspora diye tabir edilen yerlerdeki birtakım Kürtler, Kürt aydınları diyelim, siyasetçileri, daha milliyetçi bir çizgide olan kişiler ki bunların bir kısmı geçmişte Öcalan’ın hareketinin içinde yer almış kişiler olduklarını biliyoruz bir kısmının, bunlar başından itibaren sürece çok ciddi eleştiriler getiriyorlar, karşı çıkıyorlar. Ve burada esas olarak söyledikleri özetle şu: Öcalan Kürtlere ihanet ediyor. Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile iş birliği yapıp Kürtlere çok fazla bir şey kazandırmadan bir anlaşmaya imza atıyor. Bunun tabii değişik versiyonları var. Öcalan’ın daha başından itibaren devletin ajanı olduğunu söyleyenler de var. Sonradan olduğunu söyleyenler de var. Ama esas olarak söyledikleri şu: Ne kazanıyor Kürtler buradan? Görünüşte evet, silah bırakmanın ve örgütü feshetmenin dışında kazanılan en fazla ilk aşamada görünüşte örgütle ilişkili kişilerin, militanların ya da siyasetçilerin cezaevinde, İmralı ya da Avrupa’dakilerin bir şekilde Türkiye’de demokratik siyaset, demokratik ne kadar olduğu belli değil tabii Türkiye’de siyasetin, ama yasal siyaset alanına taşınması, yani silahın bir kenara bırakılıp siyasetin tamamen yasal bir şekilde Türkiye’de yapılması. Ve kendilerine yönelik suçlamaların örgüt fesholmuş olacağı için düşmesi. Bundan ibaret gözüküyor ve bunun Kürtler için bir kazanım olmadığı iddiası var. Özellikle Öcalan’ın 27 Şubat deklarasyonunda dile getirdiği özerklik istememe, hatta her türlü kültüralist talebi reddetme, onun yerine demokratik entegrasyon diye bir perspektif sunması… Yani nedir demokratik entegrasyon? Kürtlerin Türkiye’de, İran’da, Irak’ta, Suriye’de var olan ulus devletlerin içinde onun eşit bir parçası olması perspektifi. Bu bir sorun yaratıyor kimilerinin gözünde ve bunu bir ihanet olarak görüyorlar. Şimdi buna Öcalan’ın verdiği cevabı biliyoruz. Öcalan yanlılarının verdiği cevabı biliyoruz. Özetle diyorlar ki; ‘‘Türkiye’de ve bölgede Kürt kimliğinin bu kadar öne çıkması, Kürt hareketinin bu kadar güçlü olmasını bu hareket ve Öcalan liderliğindeki hareket yaptı ve bu hareket şimdi gerçekçi bir şekilde yeni bir aşamaya geçmek istiyor’’ diyorlar ve buradaki temel önermenin yine Kürtlerin talepleri olduğunu söylüyorlar ama zamana yayılmış bir süreçten bahsediyorlar. Öcalan’ın görüşme notlarının birçoğunda şunu gördüm: ‘‘Biz kendimize güvenmeliyiz, demokratik siyaset alanına yoğunlaşarak orada Kürtlerin taleplerini gerçekleştirmeye yönelmeliyiz’’ diye özetlenebilecek bir perspektif var ama uzun vadeli bir perspektif bu ve esas olarak işi Kürtlere yükleyen bir perspektif. Buna karşı eleştiriler şöyle özetlenebilir: Eğer bir anlaşma yapılıyorsa o anlaşmada devletten çok somut birtakım şeylerin alınması gerekir. O da nedir? İşte diyelim ki özerklik, federasyon, başka şeyler ve bunu yapmadığı zaman da Kürtlere ihanet olarak tanımlanıyor bu süreç, bu mutabakat. Ben birçok yayında bu konuya değindiğimde şöyle bir şey söyledim: Düne kadar PKK’yı ve Öcalan’ı silahlı mücadele nedeniyle Kürt hareketini, Kürtlerin taleplerini gayrimeşru kılan ya da şöyle söyleyelim daha düzgün olarak; bu kişilerin büyük bir çoğunluğu PKK’nın ve Öcalan’ın silahının Kürtlerin aleyhine işlediğini savunuyorlardı. Şimdi ise PKK’yı silah bıraktığı bu süreçte eleştiriyorlar. Onlar da diyor ki, ‘‘Biz PKK’nın silah bırakmasını eleştirmiyoruz.’’ Peki neyi eleştiriyorsunuz? ‘‘PKK’nın bir mutabakat yapmasını eleştiriyoruz’’ diyorlar. Ama bu mutabakatın ana kilit yeri silah bırakmak. Eğer siz devletle bir mutabakat yapmazsanız, devletle bir şekilde anlaşamazsa PKK ne olacak? Hâlâ silahlı bir şekilde varlığını sürdürecek. Sonuçta dayatılan bu. Ben burada açıkçası bir eşitsizlik görüyorum. Yıllarca yürüyen bir hareket söz konusu ve bu hareket bir yere kadar gelmiş, Öcalan liderliğindeki hareket ve bu hareket şimdi getirdiği yerde, Öcalan’ın tabiriyle, paradigma değiştirmek istiyor ve bunu başarıyor da devletle de anlaşıyor da. Bence burada diğerlerinin, dışarıdan zaten yıllarca bu hareketi eleştirmiş olan kişilerin, çevrelerin bu değişiklik arayışını, yeni bir paradigma arayışını ihanet olarak tanımlaması çok akıl kârı değil. Şöyle bir şey var tabii ki; eğer Öcalan’ın, PKK’nın bu geldiği nokta Kürtlerin hayrına değilse o zaman bunu eleştirenlerin Kürtlerin hayrına bir siyaseti, bir mücadeleyi hayata geçirebilmesi lazım. Burada şöyle de çok önemli bir fark var. Öcalan’ın perspektifi başından itibaren Kürtlerin ama aynı zamanda Türklerin hayrına bir arayış içerisinde olduğunu söylüyor. Beğenin, beğenmeyin. Yani sadece ve sadece Kürtler için bir tartışma yapmadığını söylüyor. Türkiye’nin hep birlikte Kürtlerin demokratik entegrasyonuyla daha güçlü, bölgesinde daha güçlü bir ülke olması gibi bir perspektifi var. Dolayısıyla buradaki en büyük fark da aslında bu oluyor ve galiba Öcalan’ın devletle kurduğu ilişki ve hareketini getirdiği nokta esas olarak bu nedenle eleştiriliyor, yani Öcalan’ın perspektifinin sadece Kürtleri kapsamaması nedeniyle. Biraz karışık olduğunun farkındayım ama bu tartışma hep sürecek ve Öcalan yıllardır dile getirilen, şimdi daha da güçlü bir şekilde dile getirilen bu Kürtlere ihanet perspektifinden eleştirilmeye çalışılacak. Şu ana kadar yaptığım birçok yayında özellikle sürgündeki Kürt siyasetçilerle ya da en son Kandil’de Duran Kalkan’la yaptığım yayınlarda hep bu konuyu sordum. Kendilerine yönelik Kürt milliyetçisi eleştirileri sordum. Genellikle bu eleştirilerin çok güçlü olmadığını, çok da önemli olmadığını söylediler. Ama rahatsız oldukları da ortada. Bu rahatsız olma hali daha bir süre daha sürecek ama eğer yine bir hafta ertelenen yasa hayata geçer ve geri dönüşler başlarsa o zaman bu tartışmaların çok da fazla anlamı olmayacak diye düşünüyorum. Bugün büyük bir Fransız yönetmenden bahsetmek istiyorum: Robert Bresson. Robert Bresson benim geç keşfettiğim birisi. Yine tabii ki kimden öğrendim bunu? Arkadaşım Reha Erdem. Reha yönetmen biliyorsunuz, Türkiye’nin önde gelen yönetmenlerinden. Fransa’da sinemada okudu ve bildiğim kadarıyla en sevdiği yönetmenlerden birisi Robert Bresson. Ve........

© Medyascope