menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Nur Mehmet Güler yazdı | Çözüm sürecindeki kördüğüm: Kürt sorunu kiminle çözülür?

11 0
29.06.2026

Son güncelleme: 29 Haziran 2026 -

Nur Mehmet Güler yazdı | Çözüm sürecindeki kördüğüm: Kürt sorunu kiminle çözülür?

29 Haziran 2026 Pazartesi

Tercih edilen kaynak olarak ekle

12 Eylül darbe yıllarında Diyarbakır, Mamak, Metris ve Türkiye’nin pek çok hapishanesindeyapılan işkenceler; sıkıyönetim ve OHAL uygulamaları; 1984’te başlayan ağır çatışmaortamı; yaşamın her alanını saran şiddet, köy yakmalar ve faili meçhullerden sonra, ilk kez20 Mart 1993’te ilan edilen tek taraflı ateşkes, Kürt sorununun başka yöntemlerle deçözülebileceğini gündeme getirdi. Yaklaşık 34 yıldır “barış” ve “çözüm” kavramlarıgündemimizde yer alıyor.

Sarp Kuray bir sohbetimizde, Bekaa’da Öcalan’la görüştüğünde kendisine mealen şunusöylediğini aktarmıştı: “Bak, ben burada Suriye’de devlet başkanıyla görüşüyorum.Türkiye’de bu sorunu çözmek için bir muhatap gönderemiyor musunuz? Bir subay bilegönderemiyor musunuz?”

Öcalan daha sonra gazetecilere verdiği birçok röportajda, bundan sonra tek bir kurşun bilesıkmadan sorunu çözebileceklerini; ancak bu konuda siyasetçilerin hiçbir şey yapmadığını,sorunu generallerle çözeceğini ifade etmişti. Tabii o dönemler katı bir askeri vesayet vardı.Önemli kararlar MGK toplantılarında alınıyordu. Evet, o vesayet kırıldı ama sorunlar olduğugibi, hatta ağırlaşarak devam etti.

Kürt sorunu bir devlet sorunudur. Kökleri 19. yüzyıla dayanan, Cumhuriyet’in kuruluşyıllarında çözülemeyen, 1923’ten itibaren Kürtlerin devletin dışında bırakılmasıyla kalıcılaşanve kronikleşen bir sorundur. Dolayısıyla çözümün muhatabı bizatihi devlettir. Devleti temsileden, devlet adına bu sorunu müzakere edebilecek, çözümün şartlarını konuşabilecek vedevleti Kürtleri de içine alacak şekilde dönüştürme dirayetini gösterebilecek bir muhataplaçözülür.

Nitekim 1996’da, 1998’de ve Öcalan İmralı’ya alındıktan sonra 2000’li yıllar boyunca çeşitlidüzeylerde görüşmeler yapıldı; ancak çözüm gerçekleşmedi. 2005’te Ankara’da başlayıp2011’e kadar devam eden ve daha sonra Oslo görüşmeleri olarak kamuoyuna yansıyangirişimler de sonuçsuz kaldı.

2013’te doğrudan Öcalan’la yapılan görüşmeler ise 2015’te sorumsuzca akamete uğratıldı.Bugünkü tıkanıklığı aşabilmek açısından, esasen 2015 sürecinin neden bozulduğu,sonrasında nelerin kaybedildiği ve bu sürecin Türkiye’ye nelere mal olduğu derinlemesineirdelenmelidir.

Kanımca günümüzde de sürecin, aynı zamanda Türkiye’deki demokratik dönüşümüngerçekleşememesinin düğümlendiği yer şurasıdır:

Adalet ve Kalkınma Partisi’nin yirmi yılı aşkın iktidarının sonucunda gelinen noktadamuhalefet, Türkiye’de Kürt sorunu dâhil bütün problemlerin sihirli çözümü olarakCumhurbaşkanı’nın değişmesini açık ya da örtük bir ön şart olarak kabul ediyor. Türkiye’ninKürt sorunu, demokrasi sorunu, hukuk sorunu ve yaşadığı ekonomik sıkıntıları tarihselbütünlük içerisinde ele almak; stratejik çözüm alternatifleri geliştirmek ve bunların yolharitalarını tartışmak yerine, tartışma devleti yönetecek isim üzerinde yoğunlaşıyor. Gündemburada kilitleniyor ve bu da çıkmazı derinleştiriyor.

2024 yılında HDK bileşenlerinden kimi isimler özetle şunu söylüyordu:

“Kürtler dâhil tüm muhalefet destek versin, önümüzdeki seçimlerde CHP’yi iktidar yapalım;sonra Kürt sorununu çözeriz.”

Bugün ise çözüm sürecinde iktidarın atması beklenen, devletin değişime dönük ilk somutadımı kapıya dayandıkça itirazlar yükseliyor.

Bu itirazların temel motivasyonu şudur: Eğer Öcalan, Kürt sorununu mevcut iktidarla veözellikle Cumhurbaşkanı ile çözerse, iktidar kalıcılaşır; Türkiye’ye demokrasi ve hukukgelmez. Elbette hayat bu düzlemde de reel politiktir ve iktidar seçim kazanmak, kendisinikalıcılaştırmak ister. Öcalan’ın bugüne kadarki açıklamaları hakkaniyetle ele alındığında,şiddet sürecini geride bıraktıktan sonra esas hedefin Türkiye’nin demokratik dönüşümüolduğu, bu konuda CHP’nin ve diğer muhalif yapıların da rol üstlenmesi gerektiği, bunun birsiyasal mücadele olduğu ve bunu birlikte yürütmek gerektiği söylemi teslim edilecektir. Amadevlet adına şu anda hükümet eden iktidarla düğümü çözmek zorunda olduğu konusunda da gerçekçi olmak gerekiyor.

Muhalefet, Kürt hareketiyle doğru bir diyalog içerisinde bu süreci okumayı tercih ederse,sorunun çözümüne ilişkin şiddeti kalıcı olarak sonlandıracak ilk adımdan sonra siyaset alanırahatlayacak, demokratik dönüşümün olanakları büyüyecektir. Zaten bütün bu aşamalarsiyasal mücadeleyi gerektirir. Ancak muhalefet burada kolaycılığa kaçıyor; hiçbir gerçekçialternatifi olmadığı hâlde iktidarı devralmayı bekliyor.

2013-2015 sürecinden sonra neler yaşandığını hatırlayalım.

7 Haziran 2015 seçimleri, esas olarak iki yıllık barış ve çözüm görüşmelerinin yarattığıatmosferin sonucuydu. Kürt siyasi hareketinin aldığı yüzde 13 bandındaki oy da, Meclis’teortaya çıkan farklı hükümet alternatifleri de bu sürecin eseriydi.

O dönemde hükümetin FETÖ ile ciddi bir iktidar mücadelesi vardı ve kaygıları son derecederindi. Aynı kilit problem o gün de gündemdeydi: Cumhurbaşkanı’nı değiştirmek. Türkiye’de bütün sorunların bununla çözüleceği anlayışı hâkimdi. Oysa Cumhuriyet’idemokratikleştirmek bundan çok daha büyük bir hedeftir.

Masa devrildi. İmralı’nın kapısına kilit vuruldu. Öcalan’sız çözüm arayışları derinleştirildi.

Sonraki dokuz yıl boyunca Türkiye çok ağır bedeller ödedi.

Öcalan’ın “norm devleti” olarak tanımladığı devletin kimlerden oluştuğunu ve güçmerkezlerinin neler olduğunu bilmiyorum. Devlet Bahçeli belli ki devlet eksenli ve stratejik bir söylem kuruyor; ancak son bir buçuk yıllık pratik, uygulama ve etki gücünün sınırlı olduğunu gösterdi.

Hükümet ve Cumhurbaşkanı ise daha pragmatik ve seçim eksenli bir strateji izliyor. Öcalan’ımümkün olduğunca toplumla buluşturmamaya, yıpratmaya ve siyaseten daraltmaya dönükbir yol izliyor. Aynı zamanda muhalefeti zayıflatmaya, parçalamaya ve etkisini kırmayaçalışıyor. Her şeyi kendi siyasal planına göre zamanlıyor; dominant kalmaya ve süreci kendikontrolünde yürütmeye çalışıyor.

Cumhuriyet Halk Partisi karşı karşıya kaldığı hukuki müdahaleler karşısında çözümü kendiiçinde üretemiyor; aksine bunu derinleştiren bir siyaset izliyor. Toplum süreci endişeyle takip ediyor.

DEM Parti, Öcalan’a güvenini beyan etse de, esas itibarıyla onun uygulamak istediğistratejiyle örtüşen bir pratik politika sergilemiyor.

Süreç uzadıkça çözüm riske giriyor. 2015 sürecinde olduğu gibi bundan siyasal çıkar eldeetmek isteyen kesimler, İmralı’nın kapısı her kapandığında öne çıkmak ve rol kapmak içinharekete geçiyor.

Peki, bu düğüm nasıl çözülecek?

Birinci adım güven inşa etmektir. Bunun ilk halkası, Kürt siyasi hareketi ve özellikle DEMParti ile devlet adına süreci yürüten iktidar arasında, pratik politikada atılacak somutadımlarla, sürecin stratejik hedefleri gözetilerek güven tesis edilmesidir.

İkinci halka ise muhalefetin kendi içinde güven tesis etmesidir. Muhalefetin en büyük partisiolan CHP, Kürt siyasi hareketiyle özellikle son on yılda geliştirdiği ilişki biçimini gözdengeçirmeli; onu yalnızca bir destek gücü olarak görmekten vazgeçmeli ve Türkiye siyasetininasli aktörlerinden biri olarak kabul ederek bu temelde ilişkilenmelidir.

Son iki yerel seçim ve bir genel seçimde CHP ile HDP/DEM arasındaki ilişki ve seçim işbirliği CHP’ye önemli kazanımlar sağladı;........

© Medyascope