menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Steam’de demosu olan yüzlerce oyundan hangisini oynamalı?

7 0
sunday

Son güncelleme: 21 Haziran 2026 -

Steam’de demosu olan yüzlerce oyundan hangisini oynamalı?

21 Haziran 2026 Pazar

Tercih edilen kaynak olarak ekle

Steam farklı dönemlerde başlattığı etkinliklerle oyunseverler ile oyunları indirimli ya da bazen ücretsiz buluşturabiliyor. Yeni çıkacak yüzlerce oyunla, oyuncuları buluşturan Next Fest kısa bir süre önce başladı. 22 Haziran’a kadar devam edecek etkinlik boyunca oyunların demosunu ücretsiz oynama imkanı yakalanacak. Mesela, sevilen ve serinin merak edilen devam oyunu The Sinking City 2’nin demosunu oynamak mümkün. Oyunun demosu bile 31.2 GB. Yani çok kısa bir oynanış bizi beklemiyor. Bir diğer yandan benim de radarımda olan 1666 Amsterdam, Onimusha ve benzeri yeni tanıtılan oyunların da demoları Steam üzerinden sunuluyor. Birçok oyunun demosu etkinlikten sonra da kalacak olsa da tamamı böyle değil.

Tabii bağımsız oyunlar da burada yer alıyor. Aslında benim odaklanmak istediğim de tam bu oyunlar çünkü zaten büyük yapımlar veya beğenilen serilerin devam oyunları zaten epeyce kişinin radarında.

BROKENLORE: Don’t Lie 

Yaklaşık 30 dakika oynanma süresi sunan oyunla ilgili karmaşık duygular içindeyim. 

Geliştiricisi Serafini Productions ve yayıncısı da geliştirici şirket ve Wired Productions olan oyun aslında bir seri. Korku oyunlarını sevenlere yabancı gelmeyecek BROKENLORE serisinin devam oyunu olan Don’t Lie, Don’t Watch’un devamı olarak karşımıza çıkıyor. Don’t Watch oyunu 24 Nisan 2025’te Steam’de yayınlandı ben aynı yılın ekim ayında oyunu oynayıp yaklaşık 2 buçuk saatte bitirdim. Yeni çıkacak oyuna geri döncek olursam, genel anlamda oyunu beğendim diyebilirim. Eleştirilecek yanlar olmakla beraber, tasarımı, hikayenin işlenişi ve “korku öğesinin” klasik verilmemesi artıları kesinlikle.

Don’t Watch’un konusuna biraz değineyim; kontrol ettiğimiz karakterimizin eski ve uzun yıllardır görüşmediği bir okul arkadaşından mesaj almasıyla başlıyor. Bu mesajda ortak arkadaşlarının delirdiği ve arayan arkadaşını rahatsız ettiği yazıyor. Küçük bir Japon evinde yaşıyoruz ve hayatımızdan genel anlamda memnun değiliz. O arkadaşımızdan aldığımız mesaj ile aslında biraz işler sarpa sarmaya başlıyor. Karanlık bir atmosferde geçen oyunda sipariş vermediğimiz halde kapımız pizza kuryesi tarafından çalınıyor, kapıyı açmasak bile garip olaylar silsilesi başlıyor. Duvarlarda beliren gözlerden kaçmaya çalışıyoruz ve en sonunda genel anlamda oyunun sonunda bir düzen eleştirisini deneyimlediğimizi anlıyoruz. Bu oyunu oynadıktan sonra Don’t Lie daha anlaşılır hale geliyor. Çünkü bu sefer Don’t Watch’taki mesaj atan kadın karakteri yönlendiriyoruz. Yani hikaye geriye dönüyor.

İlk olaydaki oyunların başına dönüyoruz ve bu sefer mesajı atan kadın karakteriz ve ev de neredeyse benzer bir tasarıma sahip. Ancak burada karakterimiz eski arkadaşına mesaj atarken aslında yalanlar söylüyor ve ilk oyundaki hikayenin nasıl gerçekleştiğini izliyoruz. Serinin oyunlarını beğendiğim için heyecanla bekliyorum ancak beklentimi karşılayabileceğinden emin olamadım. En azından demo çok çekici değildi. 

Oyunun 10 Eylül 2026’da çıkması planlanıyor ve Türkçe dil desteği sağlanıyor.

Yaklaşık 40 dakika oynanma süresi sunuluyor.

Oyunun geliştiricisi Genie Boy Games ve oyunu bir çocuğun gözünden oynuyoruz. 

Psikolojik korku olarak tanımlanan türde olan oyunda her gece saat 03:00’te uyanıyoruz. Kah televizyonu açık buluyoruz kah dışarıdaki sokak lambalarının rengi değiştiği için odamıza giren ışığın rengi de değişiyor. Ama hep, odamızdan çıkıp tek gidebildiğimiz oda olan kız kardeşimizin odasına doğru gidiyoruz. Oyunda bir döngü içinde gibiyiz ve arkada işleyen hikayeye aralarda dahil oluyoruz. Oynanış hantal olsa da vermek istediği mesajı verebildiğini düşünüyorum.

Görsellikte ise eski PlayStation oyunlarına benzer şekilde bir tasarım tercih edilmiş.

Oyunun yılın üçüncü çeyreğinde çıkış yapması bekleniyor.

Pigeon: A Love Story 

Teoride çok ilginç olabilecek bir oyun olan güvercinlerin aşk hikayesi oynanışta sıkıcılıktan öteye geçemiyor. 

Kocaman bir harita sunulan oyunda güvercininiz ile eşleşebileceğiniz bir başka güvercin avına çıkıyorsunuz. Kanat çırpma ve süzülme dinamikleri güzel olan oyunu yaklaşık 10 dakika oynadıktan sonra maalesef ki sıkıldım. 

Hiçbir güvercin ile de eşleşemedim. Belki de eşleşme dinamiğini anlatmadığı için yapamadım onu bilemiyorum ama insanların Steam üzerindeki yorumlarına baktığımda benimle benzer şekilde düşününler olduğunu da gördüm. Daha huzurlu ve rahatlatıcı bir oyun istiyorsanız göz atılabilir. Bu yıl çıkacağı biliniyor ancak tam bir tarih verilmemiş. 

Kedilerin evde çıkarttığı kaosu özellikle kedi sahibi olanlar bilirler. En az bir kez eve geldiğinizde biblolar, kitaplar ve sehpanın üzerindeki kupa yerle yeksen olmuştur. Tam da bunu kedi gözünden deneyimlemeniz için tasarlanmış olan Cat Chaos, kedi olarak evdeki objeleri yere düşürdüğünüz, saksıları kırdığınız ve eşyaların bazılarının yerini değiştirdiğiniz bir oynanış sunuyor. 

Eğlenceli ve bir o kadar da sevimli olan oyunda amacımız evi o kadar çok dağıtmak ki sahibimiz geldiğinde onu çıldırtmak. Oyunu yaklaşık 10 dakika oynadım ve tam sürümünün çıkış tarihi 5 Ağustos 2026. Oyunda Türkçe dil desteği var.

H.P. Lovecraft’ın dünyasını sevenlere seslenen The Wake, gelecekte unutulmuş bir takımadanın karanlık sularında geçiyor. Elbette Lovecraft’ın denizaltında yaşayan yaratıkları da bu oyunda mevcut. Tekinsiz olan bu adada hayatta kalmaya çalışıyoruz ve etraftan topladığımız ekipmanlar ile yeni silahlar yapabiliyoruz. Hatta oyunda büyülerle ustalaşma da var. 

Demosunda Türkçe vardı, herhalde tam sürümünde de bu dil desteği sunulacaktır. 

Demoda teknik olarak bazı oynanış sorunları bulunuyor olsa da genel anlamda Lovecraft havasını sevenlere hitap edecektir diye düşünüyorum.

Oyunun çıkış tarihi henüz duyurulmamış. 

Korku oyunu türünde Asya’da geçen ve daha çok gece mesaisi ve hizmet sektörü çalışanlarının yaşadığı korkunç deneyimlere odaklanan yeni bir tür gelişti. Elbette uzun bir süredir bu türde oyunlar üretiliyor ancak özellikle The Boba Teashop ya da gece vardiyasından türetilen belli başlı oyunlar hem düşük bütçeli olması hem de anlattığı hikayeyi kısa ve net anlatması sebebiyle özellikle yayıncılar tarafından büyük ilgiyle karşılanıyor. 

Bu anlattığım türde bir başka oyun olan The Hambagu Shop’ta Japonya’dayız ve dedemizden kalan bir restoranı devralıyoruz. The Boba Teashop oyunundan bildiğimiz Mike Ten tarafından geliştirilen bu yeni oyun da çalıştığımız restoranda garip olayların baş göstermesine odaklanıyor. 

Hatta oyun, huzurlu korku simülatörü olarak kendini tanımlıyor. 

Oynanışı iyi diyebilirim, aynı türdeki diğer oyunlara göre hazırladığınız yiyecek karmaşıklaşmıyor ya da aynı şeyi tekrar yaptığınız için sıkılmıyorsunuz. Ancak bir diğer yandan oyunda demo olmasına rağmen jump scare durumu oldukça fazla. Kısa bir oynanma sunuyor ancak hikayesi ilginç gibi duruyor. Oyunda Türkçe dil desteği var.

Oyunun yayıncısı Serafini Productions ve tam sürümün daha ne zaman sunulacağı belirtilmemiş. 

Dinlendirici bir bulmaca oyunu olan Woodo, küçük yaşlardan yetişkinlere kadar epeyce yaş grubuna hitap edecek bir tarza sahip. Oyunda hikaye masal gibi anlatılıyor ve anlatılan hikaye enstantanesindeki 3 boyutlu panelde eşyaları doğru konumlarına yerleştirerek bulmacaları çözüyorsunuz. Türkçe desteği de olması güzel.

Oyunun ne zaman sunulacağı açıklanmadı.

Oyun, kendine özgün bir sanat tasarımıyla bizleri karşılıyor. Oyunda kağıt ve siyah çizgiler estetiği benimsenmiş ve oldukça güzel duruyor. Anlatmak istediği şeyi direkt yaptırarak gösteren oyunlardan biri, bu da hikayesini çok iyi taşımasını sağlıyor. Sade ve basit olan şeylerin nasıl eğlenceli ve keyifli olabileceğini size yaklaşık 40 dakikada gösteriyor. 

Öte yandan oyunu kontrolcü ile oynamanız gerekiyor en azından demosu öyle. Fare desteği bulunmuyor. Ayrıca oyundaki köpeğimizin peşinde koşarken, yaptığımız bazı görevler de var. Oyun, bize bunların hangi amaçla yapıldığını göstermiyor. Yani bir ödül kazanıyor muyuz yoksa sadece hikayede ilerlerken aralara serpiştirilmiş şeyler yan görevleri mi gerçekleştiriyoruz o anlaşılmıyor. 

Yılın üçüncü çeyreğinde çıkış yapacak.

Korku türünde ve yine Asya kökenli lore’a bel bağlayan bir oyun. Aslında ilk bakışta anomali oyunu gibi duruyar ancak oyunu böyle açıklamak eksik kalmasına neden olur. Oyunda öncelikle genç bir kadın karakteriz ve anladığımız kadarıyla daha 18 yaşında bile değiliz. Issız bir sokakta başlayan eve dönüş maceramız bir anda büyü ve hayaletlerle örülü bir hal almaya başlıyor. Neyse ki büyükannemiz var. 

Oyunda kullanılan ana malzemelerden biri akıllı telefon ve kah mesajlaşarak, kah da kamerayı açıp fotoğraf çekerek oyundaki gizemleri (kara büyü vb) çözmeye çalışıyoruz. Bir diğer şey ise kötü ruhların etrafta olduğunu anlayan adeta bir dedektör vazifesi gören büyükannemizin verdiği bileklik. En azından demoda bu kısımları deneyimliyoruz. 

Türkçe dil desteği bulunmayan oyunun yılın üçüncü çeyreğinde çıkması planlanıyor.

Oyun, serinin devam oyunu. Mortal Shell benim için çıtır-çerezlik bir Souls-like olmuş ve oynadığım 8 saatten pek keyif almıştım. Souls-like aksiyon ve RPG türlerinde konumlandırılan ikinci oyun fantastik bir dünyada geçiyor ve bu sefer arka planı biraz daha derin bir mitoloji ve ritüelsel bir dünya ile desteklenerek sunulmuş. Karanlık, iç karartıcı ama bir yandan da aksiyonun yüksek kaldığı bu dünyada insanüstü bir varlığın yumurtalarını toplamak üzere seçilmiş karakterlerden biri olarak başlıyoruz. 

Oyunda karakterimiz üzerine zırh gibi bir kabuk giyiyor ve o şekilde bir koruma kalkanı kazanmış oluyor. Zırhlar oyun süresince değişebiliyor ve her biri bir miktar farklı oynanış özellikleriyle birlikte geliyor. Zırh olmadığında ise karakterimiz Venom gibi görünüyor ve çok daha savunmasız kalıyoruz. İlk oyundan farklı olarak ölünce kabuğa geri dönme süreci biraz farklı işlenmiş. Oyunun hikayesiyle birlikte değişen bu........

© Medyascope