Mete Kaan Kaynar yazdı | YENİ Parti: Nedir, nasıl okunmalıdır?
Son güncelleme: 26 Temmuz 2026 -
Mete Kaan Kaynar yazdı | YENİ Parti: Nedir, nasıl okunmalıdır?
Tercih edilen kaynak olarak ekle
Özgür Özel, geçtiğimiz cuma beklenen adımını attı. Milletvekillerinden il ve ilçe teşkilatlarına, oradan sıradan üyelere uzanan kalabalık bir grup CHP’den istifa ederek YENİ Parti (YP) içinde siyasete devam etme kararı aldı. Böylece CHP, Kâzım Karabekir’in Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’ndan (1924) Muharrem İnce’nin Memleket Partisi’ne (2021) uzanan süreçte onlarca defa kendi içinden yeni bir parti doğuran geleneğine bir yenisini daha eklemiş oldu. Bunu nasıl okumalı, YP’yi Türk siyasî hayatında nereye yerleştirmeli? Aklıma gelenleri başlık başlık sizinle paylaşmak isterim.
“Yeni” sıfatı Türkiye siyasetinin en sevdiği sıfatlar arasında. Adında “yeni”yi taşıyan onlarca siyasî parti kurulmuş: Yeni Türkiye Partisi (bu adla iki parti; biri 13 Şubat 1961, diğeri 22 Temmuz 2002 tarihinde), Yeni Köylü Partisi (22 Haziran 1964), Yeni Demokrat Parti (18 Aralık 1961), Yeni Doğuş Partisi (biri 20 Haziran 1983, diğeri 9 Ağustos 1989 tarihinde), Yeni Düzen Partisi (1 Temmuz 1983), Yeni Ufuk Partisi (27 Ağustos 1993), Yeni Demokrasi Hareketi (22 Aralık 1994) ve Yeni Yüzler Partisi (7 Ağustos 2002). Tüm bu partilerin serencamını yıllar önce bir grup arkadaşımla birlikte yazdığımız ve İmge Yayınları’ndan çıkan Cumhuriyet Dönemi Siyasi Partileri kitabında bulabilirsiniz. Bu partilerden herhangi bir genel seçime iştirak etmiş olanların aldıkları oyların detaylı dağılımlarını ve bu partilerin tüm seçim beyannamelerini de TBMM’nin yayımlamakta olduğu ve ikinci cildi de pek yakın zamanda çıkacak olan Cumhuriyet Dönemi Partiler, Seçimler, Beyannameler serisinde bulabilirsiniz. Lâfı uzatmayayım. Adında “yeni” sıfatına yer verenlerin yanında “yeni”yi başlı başına parti adı olarak tercih eden iki siyasî partimiz daha vardı.
İlk Yeni Parti, 7 Ekim 1993’te Yusuf Bozkurt Özal’ın liderliğinde kurulur ve 21 Kasım 1997’de Demokrat Parti ile birleşerek siyasal yaşamdan çekilir.[1] 24 Aralık 1995 Milletvekili Genel Seçimi’ne de iştirak eden parti, 28.126.993 geçerli oyun[2] 36.853’ini (%0,13) elde eder.
Yeni partilerden ikincisi Alper Tunga Aytaş tarafından 26 Temmuz 2008 tarihinde kurulur. Bu partiyi anımsayanlar, onun Tuncay Özkan’ın partisi olduğunu da bileceklerdir. Ahmet Tuncay Özkan 28 Aralık 2008 tarihinde partinin genel başkanlığına gelir ve 18 Mart 2011 tarihine kadar bu görevi sürdürür. Parti daha çok onun adıyla anılagelir. Tuncay Özkan’ın Yeni Parti’si herhangi bir genel seçime iştirak etmez; Özkan’ın istifasının ardından Ruşen Özmen vekâleten genel başkanlığa gelir; parti de 19 Mayıs 2012’de Hak ve Eşitlik Partisi ile birleşme kararı alarak siyasal yaşamdan çekilir.
Özgür Özel’in partisi, üçüncü Yeni Parti olarak 24 Temmuz 2026’da kuruldu. Daha ilk günden yurt çapında örgütlenmeye girişti ve TBMM’de ana muhalefet partisi konumuna geldi. Türkiye’nin müzmin ana muhalefet partisi CHP ise artık çok gerilerde. Kılıçdaroğlu’nun hakkını yemeyelim: CHP grubu, bizzat kendisinin Meclis’e taşıdığı İYİ Parti ve Yeni Yol gruplarından (Saadet, Gelecek ve DEVA partilerinin ortak Meclis grubu ve aynı zamanda çatı parti) çok ama çok daha fazla (!) sandalyeye sahip.
Bir yüzer-gezer, bir boş gösteren olarak “Yeni”
“Yeni” adındaki “N” harfinin Netflix’in “N” logosunu andırmasından tutun da adın kendisinin logo yapılmasına, partinin adından farklı bir logosunun olmamasına kadar pek çok şey söylendi. Tabii Barış Yarkadaş’ın “yeni” sözcüğündeki “E”nin “Ekrem”, “İ”nin de “İmamoğlu”nu imlediğine dair iddiasına; Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral’ın parti logosunu Yeni Rakı markasının logosuna benzetmesine cevap vermek mümkün değil: Onları “Türk hekimlerine emanet ediniz”.
Yukarıdaki eleştirilerden farklı olarak şu hususun altını çizmek isterim: “Yeni” içi boş bir kelime. Yanlış anlaşılmasın, gücünü de buradan, bu muğlaklıktan, boşluktan alıyor zaten. “Yeni” ne sol ne sağ; hem sol hem sağ. Yeni, değişime vurgu yapıyor ama vurguladığı değişimin yönü ile ilgili hiçbir şey söyleme zahmetine girmiyor. Tanzimat’tan bu yana genç/jön/yeni’nin taşıdığı olumlu politik tınının mirasını sahipleniyor. Umut veren bir sesi var “yeni”nin ama umut olarak neyi vadettiği konusunda kesif bir sessizliğe bürünür “yeni”; yüzer-gezer bir kavramdır, bir boş gösterendir.
Tam da bu noktada bir parantez açmak gerekiyor. Ernesto Laclau, Populism: What’s in a Name? (2005) başlıklı makalesinde söylemsel olarak bir düşman yaratılmadan popüler öznelliğin olmayacağını ve bu düşmanın da eski rejim (ancien régime, oligarşi, müesses nizam, establishment) ya da başka herhangi bir özne olabileceğini belirtir. Başka bir deyişle popüler öznellik, içsel bir sınır çizilmeden ortaya çıkamaz. Yine unutmamak gerekiyor ki bir kavram —sözgelimi “yeni”— politik süreçte tanımlanmadığı (operasyonel olarak fiile geçirilmediği) sürece bir yüzer-gezer gösteren gibidir; sabit bir anlamı yoktur, söylemsel bir alanda çoğul anlamlar tarafından üst-belirlenen bir tanıma sahiptir. Laclau yüzer-gezer gösteren kavramını popüler gösterenlerin ve bu gösterenlerin artiküle ettiği (eklemlediği) taleplerin muğlaklığını işaret etmek için kullanır. Kuşkusuz, bir talebin (örneğin adalet, eşitlik, barış, beka, hatta “yeni”) –kategorik olarak popüler öznelliğin oluşması için Laclaucu anlamda bir çıkış noktası olduğu göz önüne alındığında– neden yüzer-gezer hâle geldiği önemlidir. Bu, Laclau’nun da özellikle altını çizdiği üzere bir talebin –ya da diğer bir anlamıyla bir iddiayı başkasına empoze etme girişiminin– çatışmakta olan farklı projelerin eklemleme girişimlerine açık hâle geldiği; kimseye ait olmayan sularda yüzmeye başladığı bir momenttir. Bunu belki de özellikle 1960’lı yıllardan itibaren yeni kavramının farklı siyasal parti adlarına eklemlenmesi çabasında görmek mümkündür. Siyasî partilerin “yeni” sıfatını/adını kendi siyasal projelerine artiküle etme girişimini kullanışlı ve mümkün görmesi de kavramın 1960’lı yıllar sonrasında kendi tikelliğini güçlü bir biçimde korumakla kalmayıp farklı toplumsal talepleri temsil eden eşdeğerlik zincirleriyle olan bağlantısını zayıflatmış olmasıyla ilgili olabilir.
Farklı bir açıdan bakarsak, Laclau’nun Popülist Akıl Üzerine’de (2007) ele aldığı sıfır (rakamı) benzetmesinden yola çıkılırsa “yeni”, kendine özgü, sabit bir anlamı olmayan bir boş (gösterileni olmayan) gösterendir (tıpkı “adalet”, “komünizm”, “düzen”, “devrim” ya da “bağımsızlık” gibi), bir düğüm noktasıdır (nodal point). (Yüzer-gezer gösteren, anlamı rakip söylemler arasında salınan; boş gösteren ise bir eşdeğerlik zincirini temsil etmek üzere tikel içeriğinden kısmen arınan gösterendir. Düğüm noktası, diğer gösterenlerin anlamını çevresinde geçici olarak sabitler; aynı gösteren, bağlama göre bu işlevlerin birden fazlasını üstlenebilir.) “Yeni”, Laclau’nun teşbihini devam ettirecek olursak, sıfır rakamı gibi kendi başına bir anlam ifade etmez ve bir yokluğu temsil eder ama tarihsel süreç içinde farklı tanımlar ve gösterilenler edinerek matematiğin (Türkiye siyasetinin) temeline yerleşir.
Laclau Evrensellik, Kimlik ve Özgürleşme’de “Boş gösteren[in], tamı tamına, gösterileni olmayan bir gösteren” olduğunu; “Ancak bu tanım[ın], aynı anda bir sorunun ilam[ı]” olduğunu da belirtir. “Bir gösteren hem herhangi bir gösterilene iliştirilmiş olmayacak hem de bir anlamlandırma sisteminin ayrılmaz bir parçası olacak.” Bunu tikel bir talebin (“yeni”nin) kendi tikelliğinden bütünüyle vazgeçmeden, eşdeğerlik zincirini bir bütün olarak temsil eden bir gösteren olarak da işlev görmeye başlamasıyla açıklamak mümkündür. Nitekim Laclau’nun da altını çizdiği gibi “Boş bir gösteren… herhangi bir anlamlandırma işlevinden yoksunsa, ‘gösteren’ teriminin kendisi de fuzuli hâle gelecektir.” Onun, yani “yeni”nin, kendine sabitlenmiş bir gösterilene sahip olmadığı da aşikârdır.
YENİ Parti’nin ideolojisi
Yok. Olsaydı zaten partinin adı “yeni” olmazdı. İllâ bir siyasî........
