menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Mete Kaan Kaynar yazdı: Eğitimde piyasalaşma ve öğretmenlerin hak mücadelesi-1

48 0
28.06.2026

Son güncelleme: 28 Haziran 2026 -

Mete Kaan Kaynar yazdı: Eğitimde piyasalaşma ve öğretmenlerin hak mücadelesi-1

28 Haziran 2026 Pazar

Tercih edilen kaynak olarak ekle

“CHP bölünüyor mu?”, butlan, “Baskın seçim olur mu?”, butlan, “Özel’in yeni partisine kaç milletvekili geçecek?”, butlan. Atanmış genel başkan, butlan, seçilmiş genel başkan, butlan, butlan, butlan.

Kamuoyu denilen şey, artık, ortak kaygılarımız, sevinçlerimiz, ortak beklentilerimiz, umutlarımız, ortak hedeflerimiz ya da toplumsal bir konuda ortada dolanan fikir ve kanaatlerin toplamı değil. Gündem, kamuoyu bir efkâr-umûmiye olmaktan çıkalı çok oluyor; o artık bir trending topic. Bir elma şekeridir, artık gündem. Orhan Seyfi Orhon’a selam olsun; “Gündem” fakirin elma şekeri yala Memet yala” Gündem’in yeni adı, olsa olsa, iğfâl-i efkâr olabilir; belki de işgâl-i efkâr: bizim düşündüğümüz değil, düşünmemiz konuşmamız istenen, elimize tutuşturulan fikirler babında.

CHP ile ilgili tartışmaları gereksiz, lüzumsuz buluyor değilim. Ana muhalefet partisine mensup neredeyse bütün belediye başkanlarının -bak sen şu Allah’ın hikmetine- bir anda yolsuzluk yaptıkları keşfediliveriyor, belediye başkanlarının anaokulu diplomaları iptal ediliyor, sittin sene önceki kurultayda dağıtılan mercimek çorbasının içinden taş çıktığı için partinin kurultayı iptal ediliyor ve His Majesty The Reis ana muhalefet partisinin genel başkanlığına bir siyasî kadavrayı Governor-General olarak tayin ediyorsa, bu elbette önemlidir. Yine de bu, onun çıkmış değil çıkarılmış; güdümlü bir tartışma mevzu olmadığı anlamına gelmez. “İp üstündeki cambazı seyretmeniz için ısrar ediliyorsa ceplerinizi kontrol etmeyi unutmayınız” demeye getiriyorum. Biz ağzımız açık Piro Harikalar Diyarında’ya dalmışken özel okul öğretmenleri bir insanlık, bir haysiyet, bir onur mücadelesi yürütüyorlar. Deprem her zaman jeolojik fay hatlarında olmaz; bu seferki ekonomi-politik: Sesimi duyan var mı?

Özel okul öğretmenliği: Bir cumhuriyet projesinin çöküşü

İlk Maarif Kongresi 15-21 Temmuz 1921’de Ankara Dârülmuallimîni’nde toplanır; hem de Kütahya-Eskişehir Savaşları‘nın en civcivli zamanlarında. Cumhuriyet 1923’te sadece ama sadece “ilân” edilmişti. TBMM’de mebuslar tarafından ilân edilen, duyurulan cumhuriyet okul’da, öğretmenler tarafından kurulmaya çalışılacaktı: İlân etmek ayrı, kurmak ayrı. Bu konuda sayfalarca yazabilir, saatlerce susmadan konuşabilirim lâkin sözü kısa tutayım: Erken cumhuriyetin gözünde maarif teşkilatı alelade bir devlet kurumu değildi, aksine bizzat devletin kurulumuyla alâkalıydı. AKP ile birlikte gittikçe yaygınlaştırılan özel okullar ise maarifin hizmet sektörü, muallimin de prekarya hâline getirilme projesidir. Bugün, o prekaryalaştırılan muallimîn sokaktadır direnmektedir.

Devleti “kuran” muallimden “sözleşmeli işçiye” özel okul öğretmenleri

On dört bini aşkın özel okulda yaklaşık 180 bin öğretmen, devlet okullarındaki meslektaşlarıyla bire bir aynı müfredatı uyguluyor, aynı MEB yönetmeliklerine tabi oluyor, aynı pedagojik nitelikleri taşıyor;[1] büyük bölümü asgarî ücret sınırında takılıp kalıyor. Bu garâbet, eğitimin özel sektöre açılmasıyla kendiliğinden oluşmadı: 2014’te 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu‘nun[2] 9. maddesinin 2. fıkrasının yürürlükten kaldırılmasıyla elli yıllık taban maaş güvencesi bilerek, isteyerek ortadan kaldırıldı. O tarihten bu yana öğretmene ödenecek ücret işverenin takdirine bırakılmış durumdadır.

14 Haziran 2026’da Ankara’da toplanan öğretmenler TBMM’ye yürümek istedi; polis barikat kurdu, çok sayıda öğretmeni gözaltına aldı.[3] Eylem, beş yıldır süren bir mücadelenin en görünür anına karşılık geliyor.

Eylem bir kamusal haktır: Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası ve beş yıllık mücadele

Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası (ÖSÖS), kendi beyanına göre beş yıldır MEB ve Çalışma Bakanlığı kapılarını aşındırmakta; her seferinde “Haklısınız” yanıtı alsa da somut bir adım atılmamaktadır.[4] Sendikanın Örgütlenme Sekreteri Hüseyin Aksoy, dertlerini şöyle özetler: “50 yıllık bir yasa olan taban maaş yasası kaldırıldı. Kontrolsüzce sayısını artırdığınız öğretmenleri, ‘Sen çalışmazsan başkası çalışır’ diyen patronların insafına bırakamazsınız.”[5] İstanbul’da özel okul sayısının devlet okulu sayısını geçmesi,[6] sektörün ölçeğinin ne denli büyüdüğünü ve sorunun ne kadar geniş bir öğretmen kitlesini etkilediğini ortaya koymaktadır.

Mayıs–Haziran 2026: Süre verme, reddedilme, sokak

ÖSÖS ile Mülakat Mağduru Öğretmenler Platformu, 1 Haziran 2026’da MEB önünde ortak açıklama yaparak bakanlığa 7 Haziran’a kadar süre verdi.[7] Talepleri üç ana başlıkta toplanabilir: 1) Taban maaş düzenlemesinin 5580 sayılı Kanun’a eklenmesi; 2) Daha önce söz verilen toplantının yapılması; 3) Mülâkat mağduru 1.611 öğretmenin atamasının gerçekleştirilmesi.

Yanıt gelmeyince 14 Haziran’da Güvenpark‘tan TBMM’ye yürüyüş başladı. Polis, “müzakere dahi yapılmadan şiddet yoluyla” —sendikanın kendi açıklamasından— Genel Başkan Eren Edebali dâhil 40’a yakın öğretmeni gözaltına aldı.[8] Eyleme nerdeyse tüm sosyalist partiler ve inisiyatifler destek verdiler; hakkını yemeyelim İYİ Parti’den Milletvekili Turhan Çömez de oradaydı.

Eylemin siyasî yakıtı, yalnızca kronik hak gaspları değildi; devlet verdiği sözleri tutma konusunda da hayli gönülsüz davranıyordu. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Çalışma Genel Müdürlüğü, sendikaya 31 Temmuz 2025 tarihli toplantı daveti gönderdi; toplantı önce Kamu Çerçeve Protokolü, ardından MESS müzakereleri gerekçesiyle ertelendi ve bir yıl boyunca yeniden düzenlenmedi.[9] Sendika adına Fatmanur Taşkın bunu sert bir dille karşıladı: “Özel sektör öğretmenlerine verilen devlet sözü tutulmadı. Devlet, vatandaşına verdiği sözü tutmakla mükelleftir.”[10]

Mülakat mağdurlarının durumu, ayrı bir vaka. Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2023 seçim kampanyasında mülakatların kaldırılacağını taahhüt etti. Bu söze güvenerek KPSS’ye giren 1.611 öğretmen, uygulanan mülakatların iller arasındaki dengesiz puanlaması yüzünden atanamadı.[11] Milletvekilleriyle yapılan görüşmelerde öğretmenlerin aldığı yanıt şuydu: “Biz size hak veriyoruz ama Bakanlık ve Bakan istemiyor.”[12]

18 Haziran 1965 tarihli 625 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu‘nun 33. maddesi açıktı: Özel okullarda yönetici ve öğretmene “…dengi resmî okullarda uygulanan asgarî başlangıç maaş veya ders saati ücretinden az ücret verilemez.” Bu hüküm, 14 Şubat 2007’de yürürlüğe giren 5580 sayılı Kanun’un 9. maddesinin 2. fıkrasında da korundu.[13] 2014’te 6528 sayılı Kanun’un 14. maddesiyle bu fıkra yürürlükten kaldırıldı.[14] Bu değişikliğin sonuçlarını devlet kendi raporlarıyla teyit etti: Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Başkanlığı raporları, hükmün kaldırılmasının “özel okullarda ücret seviyesinin düşmesine ve ciddi uyuşmazlıkların doğmasına neden olduğunu” kaydetti.[15] Kaldıran da devlet, tespiti yapan da devlet; elli yılın güvencesi geri gelmedi.

Daha önce de Evrensel’de[16] yazmıştım, tablo bu tablo hayli ama hayli çarpıcıdır. Özel İtalyan Lisesi’nde grevdeki Türk öğretmenler aylık 60.000 TL alırken, aynı kurumda çalışan İtalyan öğretmenler 350.000 TL almaktadır.[17] Bu oran, eşit işe eşit ücret ilkesinin nasıl altüst edilebildiğini göstermektedir.

CHP Denizli Milletvekili Gülizar Biçer Karaca‘nın TBMM’ye sunduğu kanun teklifinde, kaldırılan hükmün yeniden düzenlenmesi isteniyor: “Özel eğitim öğretim kurumlarında yöneticilik ve eğitim öğretim hizmeti yapanlara kademelerine göre, dengi olan resmî okullarda ödenen aylık ve sosyal yardım kapsamındaki ek ödeme tutarından az ücret ödenemez.”[18] Teklif iktidar çoğunluğunun gündemine girmemiştir.

Yıllık sözleşme: Güvencesizliğin hukukî çerçevesi

5580 sayılı Kanun’un 9. maddesi, özel öğretim kurumlarındaki sözleşmelerin “en az bir takvim yılı süreli” yapılmasını zorunlu kılmaktadır.[19] Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu da 23 Şubat 2018 tarih ve 2017/1 E., 2018/2 K. sayılı kararıyla bu sözleşmelerin belirli süreli sayıldığını teyit etti.[20]

Bunun anlamı şudur: işveren her yıl sözleşmeyi yenilemeyebilir; öğretmen, hak aradığında işini kaybetme riskiyle yüz yüzedir. Analizlerin de tespit ettiği “okul müdürlerinin öğretmenleri emirlerinde çalışan işçi gibi görmesi” eğilimi,[21] bu hukukî çerçeveden bağımsız değerlendirilemez. Yıllık sözleşme rejimi, hiyerarşiyi kurumsal olarak öğretmenin aleyhine sabitleyen bir mekanizmadır.

Angarya: İş tanımının dışına taşan görevler

Özel okul öğretmenlerine biçilen ekstra roller üç başlık altında toplanmaktadır. Birincisi servis nöbeti: araç belgesi denetimi, öğrenci yoklaması, bindirme-indirme, emniyet kemeri kontrolü. EğitimGüçSen bu görevleri öğretmenin “aslî sorumluluğunda bulunmayan angarya” olarak nitelendiriyor ve Anayasa’ya........

© Medyascope