menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Londra’da geçen bir göç ve yas hikâyesi: “Annemin Gittiği An”

17 0
13.05.2026

Son güncelleme: 13 Mayıs 2026 -

Londra’da geçen bir göç ve yas hikâyesi: “Annemin Gittiği An”

13 Mayıs 2026 Çarşamba

İSTANBUL (Medyascope) – Yönetmen Duygu Ergül’ün İngilizce orijinal adı “The Exact Moment My Mother Died” olan yeni kısa filmi “Annemin Gittiği An”, yapım öncesi hazırlık sürecine başladı. Londra’da çekilecek film, kitlesel fonlama kampanyası üzerinden bağımsız sinemaseverlerin ve ortak yapımcıların desteğini bekliyor.

Duygu Ergül’ün yönettiği “Annemin Gittiği An” (orijinal adı “The Exact Moment My Mother Died”), yapım öncesi hazırlık aşamasına geçti. Film, İngiltere’de yaşayan ikinci kuşak Türk göçmen Sabrina’nın annesinin sağlık durumu ağırlaşınca Londra’daki aile evine dönüşünü ve bu süreçte annesinin bakımı üzerinden babasıyla yaşadığı yüzleşmeyi merkezine alıyor.

Yönetmen senaryoyu Londra Film Okulu yüksek lisans sürecinde, BAFTA adayı filmlerin yapımcısı Amanda Schiff’in mentörlüğünde geliştirdi. Filmin yapımcılığını Londra merkezli Japon asıllı yapımcı Sakura Nakatani üstleniyor. Yapım ekibi, Çin, Singapur ve Hindistan gibi farklı ülkelerden Londra’ya göç etmiş, büyük ölçüde Londra Film Okulu mezunu bağımsız sinemacılardan oluşuyor.

Hikâyenin merkezinde paylaşılamayan bir yas duygusu var

Ergül, senaryoyu Londra’daki göçmenlik deneyimleri ve gözlemleri üzerinden yazdığını belirtiyor. Yönetmene göre farklı coğrafyalardan göçmenlerle kurduğu paylaşımlarda hâkim duygu, herkesin arka planda taşıdığı bir yas hissi olarak öne çıkıyor. Ergül, göçmenlik süresinin uzunluğundan bağımsız olarak herkesin kendi ülkesiyle kurduğu bağın yasını tuttuğunu, ancak başkalarıyla paylaşılamayan bu yasın zamanla tutulamayan bir yasa dönüşüp her şeye sindiğini söylüyor. Yönetmen, filmin de bu duygu etrafında kurulduğunu ve hikâyede bakım verilmesi gereken annenin kendisi için ana yurdu temsil ettiğini ifade ediyor.

Filmin dilinin İngilizce olması bilinçli bir tercih. Ergül bu tercihi şu sözlerle anlatıyor:

“Londra’da yoğun biçimde deneyimlediğim bir duygu, ana dilde gerçekleşmeyen bir diyaloğun ne olursa olsun eksik kaldığıydı. Orada senaryolarımı İngilizce yazdım ve bu çok sancılı bir süreçti. Bu sancının filmde de hissedilmesini, filmin kendisinin de bir çeşit gurbette olmasını istedim.”

“Londra’da yoğun biçimde deneyimlediğim bir duygu, ana dilde gerçekleşmeyen bir diyaloğun ne olursa olsun eksik kaldığıydı. Orada senaryolarımı İngilizce yazdım ve bu çok sancılı bir süreçti. Bu sancının filmde de hissedilmesini, filmin kendisinin de bir çeşit gurbette olmasını istedim.”

Ana dille kurulan bağ, en iyi bildiğimiz dilin ötesine geçiyor

Yönetmen, Londra’da tanıştığı Faslı bir öğretmenin paylaşımından da etkilendiğini söylüyor. Bu öğretmen, birinci dili Fransızca olmasına rağmen anne olduğunda bebeğine Fransızca konuşamadığını, Arapçası zayıf olsa bile içinden ona annesinden duyduğu Arapça kelimelerle seslenmek geldiğini aktarmış. Ergül buradan hareketle ana dille kurulan ilişkinin en iyi bilinen dilin çok ötesinde bir yerden geldiğini söylüyor ve filmde Sabrina ile babasının birbirleriyle ana dillerinde konuşmamasını hem ilişkilerinin hem de hayatla kurdukları bağın bir göstergesi olarak değerlendiriyor.

Ergül, filmin farklı bir topluma uyum çabasının aile ilişkilerini nasıl şekillendirdiğine de odaklandığını vurguluyor:

“Göçmenlik sürecinde, bir süre sonra, insan ana dilinin konuşulduğu yerlere çekilmeye başlıyor. Bu durum zamanla izolasyonu ve toplumdan kopuşu beraberinde getirebiliyor.”

“Göçmenlik sürecinde, bir süre sonra, insan ana dilinin konuşulduğu yerlere çekilmeye başlıyor. Bu durum zamanla izolasyonu ve toplumdan kopuşu beraberinde getirebiliyor.”

Yönetmen, Necip ve Sabrina’nın topluma uyum açısından farklı seçimleri temsil ettiğini, bu seçimlerin doğurduğu çatışmaların baba-kız ilişkisinin yapısını da belirlediğini söylüyor. Sabrina’nın iki kültür arasında sıkışmasıyla ilgili babasıyla yüzleştiği sahnede “Benim adım neden Sabrina?” sorusuna babası, “Herhâlde bildiğimiz tek yabancı isim oydu” cevabını veriyor.

Ergül, göç hikâyelerinin çoğunlukla sınırdan geçme ve hayatta kalma anlatılarına indirgenmesini onur kırıcı buluyor. Yönetmen, Slavoj Žižek’in “Antigone’nin Üç Yaşamı” uyarlamasının ön sözünde Terry Eagleton’ın “Birçok trajedi teorisyeninin gözünde Agamemnon trajiktir ama Auschwitz değil” sözünden hareketle, Auschwitz’i trajik olarak görmenin küfür sayılabileceğini söylediğini hatırlatıyor. Ergül, kişisel paylaşımlarında ezilenlerin canavarlaştırıldığı ve insanlıktan çıkarıldığı temsilleri çoğaltmaktan özellikle kaçındığını, anlattığı hikâyelerde karakterleri tüm boyutlarıyla var etmeye çabaladığını söylüyor.

Yılın sonunda Londra’da çekimlerini tamamlamayı hedefleyen film, şimdiden kendi izleyici kitlesini oluşturmaya başladı. Projeye GoFundMe kampanyası üzerinden destek olmak mümkün.

filmler ve film festivalleri

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Medyascope'u Google Haberler üzerinden takip edin

Medyascope'un mobil uygulamasını indirin

Aslı Tunç yazdı | İlişki (Dreams): Erotizm soslu bir sınıf eleştirisi

İlker Çatak’ın Sarı Zarflar filmi Oscar aday adayı

Kanada sinemasının en iyileri İstanbul Modern’de: Kanada Top 10

Kültür Sanat Servisi / Diğer içerikleri

Fransız sinemasından aşırı sağ uyarısı: “Hayal gücümüz faşistçe ele geçirilebilir”

Eurovision’da İsrail protestosu: Salonda “Soykırımı durdurun” sloganları atıldı

Wordle şimdi........

© Medyascope