menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kemal Can yazdı: Sürecin ikinci ve belki de “final” sezonu

66 1
12.10.2025

1 Ekim 2024, Bahçeli’nin DEM sıralarına doğru yürüdüğü ve elini uzattığı bir fotoğrafla hatırlanıyor. Sonra adı hâlâ konulamamış malum “Süreç” başladı. 1 Ekim 2025 ise başka bir fotoğrafla kayda girdi. Altın varaklı koltukta oturan Erdoğan’ın etrafına CHP, TİP, EMEP dışındaki bütün parti temsilcilerini oturtarak verdiği pozla. Bu iki resim de elbette aynı sürece ilişkin. Ancak kritik fotoğraf kareleri -bundan sonraki gelişmelerle daha net göreceğimiz üzere- galiba sürecin birbirinden farklı evrelerini temsil ediyorlar (edecekler). Birincisine başlatıcısı olarak Bahçeli dönemi dersek, ikincisinin Erdoğan dönemi olması ihtimali hayli yüksek.

Güncel pek çok mesele, bu vites (ya da makas) değişimiyle doğrudan bağlı veya kısa bir vadede bağlanacak. Birinci evrenin başlatıcısı ve sürükleyicisi Bahçeli, Öcalan’ı “kurucu önder” payesi vererek -kamuoyu nezdinde- meşru aktör olarak sahneye sürmüştü. İkinci evrenin patronluğunu ise ilk yılın en nazlı aktörü Erdoğan almaya hazırlanıyor ve Öcalan’ın rolünü -daha önce alınan (veya alınamayan) mektuplarda olduğu gibi- kendi önceliklerine göre yeniden tanzim niyetinde. İki devrenin başrollerindeki bu önemli değişim, en azından bu hâliyle Bahçeli’nin koçbaşı fonksiyonuyla sınırlı gibi durmuyor.

Erdoğan, sürecin ilk yılında -bazen “çatlak” iddialarına neden olacak kadar- hayli geride pozisyon aldı. Bazıları bunu, Erdoğan’ı risklerden koruma kaygısına veya Bahçeli ile rol paylaşımına bağladı. Ancak rahatsız edici sessizlik, çeşitli kereler İmralı temaslarına izin verilmemesi, komisyonun kuruluşunu erteleme girişimi, Suriye konusundaki sert çıkışlar ve en önemlisi 19 Mart Sürecinin aşırı şedit oluşu, bu yavaşlığın (direncin) pek de kurgusal (ya da sanal) olmadığını düşündürüyor. Ayrıca Erdoğan’ın herhangi bir şeyin geri planına razı olması zaten pek beklenmez.

Neden böyle olduğu hakkında çeşitli görüşler ortaya atıldı. Bence, Erdoğan’ın sürecin kendi öncelikleriyle ilişkisini kurmadaki sıkıntısı en önemli faktördü. Erdoğan’ın hiçbir şeyin önüne geçmesine izin vermeyeceği önceliği, her zaman “şahsım iktidarının” geleceği. Bu önceliğe hizmet etmeyen hatta dolaylı faydası garanti altına alınmamış (taahhüt edilmemiş) her gelişmeye, ihtiyatla (şüpheyle) yaklaşıyor. Ulusal ve uluslararası düzeyde zorlu ama kolay “iş yapılır” pazarlıkçı olmasını sağlayan da gayet basit bir soruya daima aradığı cevapla ilgili: “Benim bundan ne menfaatim olacak.” Trump’ın da söylediği gibi, zorlu ama ne istediği açık olan pazarlıkçıyla kolay mesafe alınıyor.

Bir yılın sonunda ne oldu da Erdoğan, meclise “inerek” siyasete ve sürece bizzat vaziyet etmeye yöneldi? Yine birileri “zamanı geldiği için” diyebilir ama üst üste gelen bazı gelişmelerin neden olduğu fırsat ya da zorunluluk algısının payı da var sanki. En başa ABD gezisi ve Trump’tan temin edilen “meşruiyet” yerleştirilebilir. Ham hâliyle iç politikada kullanılabilir, rıza veya siyasi destek ikamesine dönüşebilir olmayan bu meşruiyet ya da “çalışılmaya devam edilecek aktör” görüntüsü, çeşitli çatışma alanlarındaki -ağırlıklı dış (komşu) dinamiklerdeki-........

© Medyascope