Gülener Kırnalı yazdı | Herkes yapay zekâdan korkuyor: Evet korkmalıyız ama neden?
Son güncelleme: 20 Eylül 2026 -
Gülener Kırnalı yazdı | Herkes yapay zekâdan korkuyor: Evet korkmalıyız ama neden?
Tercih edilen kaynak olarak ekle
Yapay zekâ tartışması uzun süredir Hollywood senaryosu gibi ilerliyor. Bir gün yapay zekâ insan zekâsını aşacak mı? Kendi amaçlarını geliştirecek mi? İnsanların kontrolünden çıkacak mı? Hatta insanlığın sonunu getirebilir mi?
Geçtiğimiz hafta bu korkular yeniden yükseldi. Hem de en üst seviyede. Üstelik uyarılar teknolojinin dışındaki kuşkuculardan değil, onu geliştirenlerin kendisinden geldi. Claude adlı yapay zekâ modelini geliştiren ve OpenAI’ın en önemli rakiplerinden biri olan Anthropic’in CEO’su Dario Amodei, yapay zekâyı geliştirme hızının güvenlik ve düzenleme kapasitesini aşmaya başladığını söyleyerek en gelişmiş modellerin yavaşlatılmasına yönelik bir çağrı yaptı. Bu çağrı kısa sürede bir silsileye dönüştü. Sam Altman, Elon Musk ve Google DeepMind’dan Demis Hassabis de farklı biçimlerde daha güçlü güvenlik önlemlerine ihtiyaç olduğunu kabul etti.
Sonrasında tam anlamıyla kazan kaynadı. Birkaç gün içerisinde şirket yöneticilerinin açıklamaları birbirini izledi; yeni güvenlik raporları yayımlandı, daha önce kamuoyuna açıklanmayan vakalar ortaya saçıldı, Çin ve İran bağlantılı yapay zekâ operasyonlarına ilişkin yeni bilgiler geldi. Yapay zekâyla uğraşan şirketler ve güvenlik kurumları adeta peş peşe “bir de bu var” demeye başladı. Daha ne olacağı bilinmez ama bu hafta çok önemli bir eşik aşıldı.
Bütün bunların ortasında tuhaf bir durum var: Yapay zekânın fazla hızlı ilerlediğini söyleyen şirketlerin hiçbiri yarıştan çekilmeye yanaşmıyor. Hatta Anthropic, CEO’sunun yavaşlama çağrısından yalnızca birkaç gün sonra, OpenAI ile rekabet ve olası halka arz baskısı nedeniyle yeni modelini planlanandan önce çıkarmayı değerlendiriyor. O zaman bugünkü tartışmanın esas sorusu şu: Herkes frene basılması gerektiğini söylüyorsa neden kimse ayağını gazdan çekmiyor ya da çekemiyor? Hatta daha kritik bir soru soralım: Bu gidişatın kontrolünü çoktan kaybettik mi?
Yapay zekâ kendi halefini yapmaya başladı
Bu sorunun cevabının bir kısmı yine Anthropic’in bu hafta açıkladığı taze verilerde saklı. Bu yazıda Anthropic’e sık sık döneceğiz. Bunun nedeni yalnızca CEO’su Amodei’nin gündeme oturan açıklamaları değil. Anthropic hem en gelişmiş modelleri üreten birkaç şirketten biri hem de son dönemde kendi laboratuvarındaki yapay zekâ kullanımını ve modellerinin devletler ve başka aktörler tarafından kötüye kullanılmasını ölçmeye başladı. Bununla birlikte bu ölçüme ilişkin oldukça ayrıntılı raporlar yayımlıyor. Elbette bunların şirketin kendi bulguları olduğunu ve bağımsız araştırmalar gibi okunmaması gerektiğini de akılda tutmak gerekiyor.
Ağustos 2026 itibarıyla Anthropic’in araştırma ve geliştirme işlerinin yüzde 26’sında Claude artık “lider” konumunda; yani insanın verdiği üst düzey bir talimatın ardından işin büyük bölümünü kendi başına tamamlayabiliyor. Bu senenin şubat ayında bu oran yüzde 1’in altındaydı. Şirketin en çok kullanılan iç platformunda yaklaşık 30 bin yapay zekâ ajanı (yani belirli görevleri görece bağımsız biçimde yürütebilen dahili sistemler) aynı anda araştırma ve mühendislik işi yürütüyor. Özetle işin en çarpıcı noktası şu: Yapay zekâ artık yalnızca insanların sorularını cevaplamıyor, kendi bir sonraki kuşağının geliştirilmesine de ciddi bir mesai harcıyor.
Dolayısıyla yapay zekâ yarışını hızlandıran faktörlerden biri artık yapay zekânın kendisi. Bu noktadan sonra mesele yalnızca daha fazla mühendis işe almak veya daha fazla çip satın almak değil; bugünkü modeller yarının modellerinin daha hızlı ve etkili bir şekilde yapılandırılmasına yol açıyor. Tam da bu nedenle girilen patikanın doğası gereği yarışta ilk frene basan olmak giderek daha maliyetli hâle gelmiş durumda.
Topluca cehenneme giderken frene basmak neden bu kadar zor?
Kuşkusuz bu yarış teknoloji şirketlerinin kararlarıyla sınırlı değil. Yeniden şekillenen uluslararası dengeler içerisinde devlet politikaları, ulusal güvenlik stratejileri ve teknolojik üstünlük mücadelesi bu rekabetin esas belirleyicileri. Söz konusu rekabet de büyük ölçüde çağımızın yeni soğuk savaşına yani ABD ile Çin arasına sıkışmış durumda.
ABD’de teknoloji şirketleri güvenlik risklerinden söz ederken ABD siyasetindeki güçlü bir karşı görüş, yavaşlamanın Çin’e stratejik avantaj sağlayacağı yönünde. Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson 15 Eylül’de herhangi bir moratoryumun Çin’e avantaj sağlayacağını ve ulusal güvenliği zayıflatacağını açıkça söyledi.
Buna mukabil, Çin de yapay zekâyı uzun süredir tarımdan sağlık hizmetlerine, eğitimden orduya kadar hayatın hemen her alanına yayma çabasında. Fakat bu geniş politikanın paralelinde riskleri görmezden geliyor değil. Çin daha 2017’de yapay zekânın mahremiyet, toplumsal istikrar ve uluslararası ilişkiler açısından yaratabileceği tehditleri gündemine almıştı; sonrasında deepfake ve yapay zekâ üretimi içeriklere çeşitli sınırlamalar getirdi. Hatta Şi Jinping, temmuz ayında, meselenin uluslararası rekabet boyutuna vurgu yaparak, yapay zekâ teknolojisinin “hep insan kontrolü altında” kalması gerektiğini söyledi. Öte yandan, yakın zamanda yapılan açıklamalarda Çin’in üst düzey istihbarat yetkililerinin -ABD perspektifine benzer şekilde- yapay zekâyı “büyük güçler arasında stratejik rekabetin yeni bir arenası” olarak tanımladığını biliyoruz.
Sonuçta ortaya oldukça klasik bir güvenlik ikilemi çıkıyor ve basit bir oyun teorisi mantığı devreye giriyor: ABD, Çin yüzünden yavaşlayamıyor; Çin, ABD yüzünden yavaşlayamıyor; şirketler de birbirleri yüzünden yavaşlayamıyor. Kaygı herkes için ortada ama herkes ilk hamleyi karşısından bekliyor.
Terminatörü beklerken casus yapay zekâlar geldi
Fakat bütün bu tartışmanın daha tuhaf bir tarafı var. Yapay zekânın bir gün insanların kontrolünden çıkıp çıkmayacağını konuşurken, kontrol hâlâ insanların elindeyken onunla neler yapıldığını bazen gözden kaçırıyoruz.
Anthropic’in 10 Eylül’de yayımladığı tehdit istihbaratı raporu bu açıdan oldukça çarpıcı verileri ortaya koyuyor. Şirket, Aralık 2025 ile Ağustos 2026 arasında Claude’un siber operasyonlarda, gözetimde, propaganda faaliyetlerinde, silah geliştirmede ve başka alanlarda kötüye kullanılmaya çalışıldığı operasyonları incelemiş. Anthropic bunların sıradan kullanıcı davranışını değil, tespit edebildiği en gelişmiş ve dikkat çekici vakaları temsil ettiğinin de altını çiziyor.
En çarpıcı örneklerden bazıları Çin’den. Çin bağlantılı bir operasyon Claude’u otomatik bir “kamuoyu izleme” ve istihbarat sistemine dönüştürmüş. Muhalifler, aktivistler, etnik azınlıklar, diaspora grupları ve yabancı medya takip edilmiş; haberler ve sosyal medya içerikleri siyasi hassasiyetlerine göre puanlanmış.
Bir başka örnekte Çin bağlantılı bir diğer aktör ise daha ileri gitmiş. Arapça bilmeyen bir operatör, Suriye’de yaşayan Uygurlara yönelik birkaç gün süren bir istihbarat operasyonunu Claude yardımıyla yürütebilmiş. Yapay zekâ yerel Arapça lehçesinde mesajlar hazırlamış, cevapları gerçek zamanlı çevirmiş, operatörün sahte kimliğinin ne kadar inandırıcı olduğunu değerlendirmiş ve toplanan bilgileri istihbarat formatına sokmuş. Burada Claude artık yalnızca yazı yazan bir sohbet robotu değil; çevirmen, analist, araştırmacı ve hatta istihbarat elemanı olarak çalışmış.
Otoriterlik ucuzluyor mu?
İran örnekleri dönüşümün siyasi önemini daha da açık gösteriyor. Anthropic, İran’daki paramiliter ve iç güvenlik yapılarıyla bağlantılı iki birimin Claude kullanarak “Arman” adı verilen merkezi bir gözetim altyapısı geliştirdiğini söylüyor. Sistemlerde insanların kimlik numaraları, inançları, sabıka kayıtları ve sosyal medya hesapları gibi bilgiler tutulabiliyor; bir birim Claude kullanarak 155 bin 216 tweet üzerinde sosyal ağ analizi yapıp 39 İranlı muhalif veya diaspora hesabını özellikle işaretlemiş.
Başka bir ekip telefon numarasından kimlik belirlemeye yarayan araçlar, Telegram botları ve kullanıcıların sosyal medya kimliklerini toplayan zararlı bir Firefox eklentisi geliştirmiş. Eklenti dışarıdan bakıldığında bir namaz vakti uygulaması. Buradaki önemli nokta, yapay zekânın devlete mutlaka tamamen yeni yetenekler kazandırması değil; zaten yapabildiği işleri çok daha ucuz, hızlı ve daha az personelle yapılabilir hâle getirmesi. Bir zamanlar yazılımcılar, çevirmenler, veri analistleri ve çok sayıda istihbarat çalışanı gerektiren operasyonların önemli bölümleri artık birkaç kişi ve bir yapay zekâ sistemi etrafında toplanabiliyor.
Özellikle otoriter yönetimler açısından yapay zekânın kısa vadeli en önemli siyasi sonucu belki de “süper zekâ” değil, devlet kapasitesinin ucuzlaması.
Propagandacıdan propaganda makinesine
İran bağlantılı başka operasyonlarda aynı mantık propaganda alanında da görülüyor. Anthropic’in tespit ettiği üç İran devleti........
