Yılmaz Vural Medyascope’a konuştu: “Türkiye’de skor kültürü var, spor kültürü yok”
Son güncelleme: 12 Haziran 2026 -
Yılmaz Vural Medyascope’a konuştu: “Türkiye’de skor kültürü var, spor kültürü yok”
İSTANBUL (Medyascope) – Teknik direktör Yılmaz Vural, Türkiye futbolunun temel sorunlarını Medyascope’a anlattı. Vural’a göre Türkiye’de futbol bilimsel antrenman bilgisiyle, eğitimle ve sağlıklı bir yönetim kültürüyle buluşamadığı için genç nüfus potansiyeli değerlendirilemiyor. “Türkiye’de skor kültürü var, spor kültürü yok” diyen Vural, yabancı oyuncu kuralından Anadolu kulüplerinin ekonomik çıkmazına, futboldaki patronaj ilişkilerinden yabancı teknik direktör tartışmasına kadar birçok başlıkta çarpıcı değerlendirmelerde bulundu.
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
Yılmaz Vural, Türkiye futbolunun sorunlarını anlatarak, bilgiye dayalı bir futbol düzeninin eksik olduğunu vurguladı.
Türkiye’de spor kültürü olmadığını, bunun sonucu olarak genç oyuncuların gelişemediğini belirtti.
Anadolu takımlarında ekonomik ve yönetimsel sorunların baş gösterdiğini, bu durumun takımların kapatılmasına yol açtığını söyledi.
Yabancı oyuncu kuralını eleştirerek, Türk gençlerine yeterli fırsat verilmediğini ifade etti.
Vural, Türkiye’deki teknik direktörlerin genellikle popülariteye göre değerlendirildiğini dile getirdi.
Oktay Vural, İYİ Parti’ye geçeceğine dair iddialara yanıt verdi: “Tamamen asılsız”
İBB’den Türkiye’de bir ilk: Yeşil tahvil ihraç edildi
Tayland’da çocuk futbolcuların mahsur kaldıkları mağaradan kurtarılmaları haftalar, hatta aylar alabilir
“Türkiye’de spor kültürü yok”
“Türkiye’de herkes 10’a 10 oynadığını sanıyor ama aslında 1’e 1 oynuyor”
“Anadolu takımlarında baştan aşağı problem var”
“Almanya bizim altyapımız oldu”
“Türkiye’de başarılı olan dünyanın her yerinde başarılı olur”
Türkiye futbolunun en tecrübeli teknik direktörlerinden Yılmaz Vural, Medyascope’tan Emir Berke Yaşar’ın sorularını yanıtladı. 1980’lerden bu yana teknik direktörlük yapan ve kariyerinde 31 farklı takım çalıştıran Vural, Türkiye’de futbolun yalnızca saha içiyle açıklanamayacağını söyledi. Vural, futbolun teknik, fiziksel, psikolojik ve eğitimsel yönlerinin bilimsel biçimde ele alınması gerektiğini belirterek, Türkiye’nin en büyük eksikliklerinden birinin “bilgiyle yönetilen bir futbol düzeni” kuramaması olduğunu vurguladı.
Futbolda başarıyı yalnızca saha içindeki mücadeleyle değil; “oyun tekniği, kondisyon, oyun bilgisi ve oyun psikolojisi” gibi bilimsel ve kurumsal temellerle açıklayan Yılmaz Vural, “Futbol Uganda’da da Almanya’da da Türkiye’de de aynı kurallarla oynanan bir oyun. Bu oyunu uygulamak için önemli bir oyun tekniğine ihtiyaç var’’ dedi.
Türkiye’nin futbolda en büyük eksiklerinden birinin bilgiyi kurumsallaştıramamak olduğunu vurgulayan Vural, “Türkiye’de maalesef sporu kalbimizle, duygumuzla yapıyoruz ama bunun bilgisini alarak yapmıyoruz. Okulla spor birbirine entegre olamadığı için sporcularımızın çoğu eğitim alamıyor” ifadelerini kullandı.
Vural, modern futbolda başarının yalnızca yetenekle ya da tesadüflerle açıklanamayacağını belirterek, “Sporcu psikolojisi normal insan psikolojisinden çok farklıdır. Sporcunun arzulama yeteneği, iştahı ve psikolojik dayanıklılığı çok önemlidir. Bu faktörler olmadan ideal anlamda yarışamazsınız. Sadece oyunsal boyutla, tesadüflerle bir şey becerirsiniz ya da beceremezsiniz” diye konuştu.
Yılmaz Vural, Türkiye’nin futbola dair elindeki potansiyeli kullanmadığını ifade etti:
‘’Türkiye’nin elinde çok büyük bir dinamizm var. Nüfus yoğunluğu anlamında dünyada 18-19. sıralardayız; 86 milyonluk bir ülkeyiz. 7-17 yaş arasında okula giden yaklaşık 21 milyon çocuk var. Avrupa’da bu yok; Avrupa çok yaşlandı. Türkiye de yaşlanıyor ama hâlâ elinde değerlendirebileceği çok büyük bir gençlik potansiyeli var. Bu potansiyeli değerlendirmek için o gençleri eğitecek insan, çalıştıracak tesis, ekonomi ve yönetim gerekiyor. Türkiye bu konuda çok eksik, çok geride. Türkiye’nin bunu yapacak parası da var, zamanı da var, dinamizmi de var. Ama sporu yöneten arkadaşlarımızın bu konuda vizyonu yok. Neyin eksik olduğunun farkında değiller; ya da farkındalar ama yapmıyorlar’’
“Türkiye’de spor kültürü yok”
Türkiye’de teknik direktörler sizce doğru kriterlerle mi değerlendiriliyor? Bir antrenörün bilgisi, eğitimi ve sahadaki emeği yeterince anlaşılabiliyor mu?
Türkiye’de bir kere kimse kimin ne bilip bilmediğini denetleyecek konumda değil. Bunları denetlemek zorunda olanların da bu konudaki yetersizliklerinden kaynaklanan bir sorun var. Türkiye’de bu iş daha çok popülariteyle yapılıyor. Türkiye’de bir skor kültürü var, spor kültürü yok. İki iyi sonuç aldıysanız en iyi yerlere tavsiye ediliyorsunuz. Ama orada da aynısını devam ettirebilir misiniz, bu büyük bir soru işareti. Benim ne bilip bilmediğimi, eğitimin öneminin ne olduğunu çoğu zaman bilmiyorlar. Siz bulunduğunuz yerde size sunulan imkanlarla bir şeyler yapmaya çalışıyorsunuz. Ama şapkadan her zaman tavşan çıkaramazsınız. Antrenörler tanındığı kadar, medyada yer aldığı kadar, popülaritesi olduğu kadar değerlendirmeye çalışılıyor. Bu yüzden kendini eğitmiş insanların da zaman zaman bu işin dışında kaldığını görüyoruz. Türkiye’de insanlar eğitilerek değil, deneyerek öğrenmeye çalışıyorlar. Çok zaman kaybediyorlar. Ülke sporunu yönetenlerin, o işin içinden gelmiş insanlarla daha doğru işler yapması lazım. Çünkü yaşanmışlık, deneme, sonuç görme ve yeniden deneme bu işte çok önemlidir.Türkiye’de antrenörlükte bilgiyle bir yere gelmek zor mu?
Bu çok agresif bir pazar. Bir dönem siyaset, bir dönem iş insanları, bir dönem başka güç ilişkileri öne çıkıyor. Kimse burada hak ettiği bilgiyle kolay kolay bir yere gelemiyor. Bilgiyle bir yere gelmiş ender insanlardan bir tanesiyim. Benim arkamda şu var, bu var gibi bir durum yok. Öyle birini de aramıyorum zaten. Telefonumuz çalıyor; konuşuyoruz, anlaşırsak çalışıyoruz. Bugün Türkiye’de antrenör olmak istiyorsanız dönem dönem konjonktürde güç değişiyor. Kimi siyaset sayesinde güçlü oluyor, kimi iş adamı olarak, kimi başka bir şekilde. O dönemlerde bir bağlantınız varsa “Bu bizim çocuk” deniyor. Türkiye’de durum büyük ölçüde bu.
Basın, teknik direktörlerin üzerinde nasıl bir baskı kuruyor? Bu baskıyı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bir teknik direktör baskıya karşı durmayı bilmiyorsa başka bir meslek edinmeli. Herkes sizi baskı altına almak isteyebilir; iyi niyetle de olabilir, kötü niyetle de olabilir. Sizin buna vereceğiniz cevap, kendinize özgü davranmaktır. Bunu yapamıyorsanız önemli bir teknik direktör olmanız mümkün değil. Maalesef Türkiye’de yöneticilerimiz de, futbolun içindeki birçok kurum da sosyal medyanın veya medyanın kendilerinden ne istediğine göre çok etkileniyor. Ben böyle yapmadım. “Bak işine; niye gazete okuyorsun, niye televizyona bakıyorsun?” diye düşünürüm. Sen kendi yaptığının doğru olduğunu bilerek davranıyorsun. Doğru değilse zaten niye yapıyorsun? Ben böyle davrandım ve sonuç olarak Türkiye’de üç beş hoca sayılıyorsa adımız geçiyor.
“Türkiye’de herkes 10’a 10 oynadığını sanıyor ama aslında 1’e 1 oynuyor”
Türkiye’de futbolun taktiksel durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Tarih içinde sistemler evrildi; bugün 4-4-2, 4-2-3-1, üçlü savunma, farklı oyun düzenleri tartışılıyor. Ama Türkiye’de yapılanlar, Avrupa’da ne varsa onu taklit etmekten öteye çok fazla gidemiyor. Çünkü antrenör deneyimi çok önemli, yaşanmışlık çok önemli. Uyguluyorsunuz, bakıyorsunuz, böyle olsa daha iyi olur diyorsunuz.
Futbol sahası uluslararası ölçülerde 105’e 68 metredir. Bu 7 bin 140 metrekare yapar. Bunun bir matematiği olması lazım. Sahadaki alanı doğru paylaşmanız, daraltmanız gerekir ki futbolun prensiplerini uygulayabilesiniz. Kademe anlayışı, yakınlık, müdahale; bunlar hep alanı doğru kullanmakla ilgilidir.
Türkiye’de herkes 10’a 10 oynadığını sanıyor ama aslında 1’e 1 oynuyor. Oyuncular birbirlerinden çok uzak. Dolayısıyla kademe anlayışıyla oynanmıyor. Çok basit savunma hataları yapılıyor ve göze hoş gelen bir oyun tarzı çıkmıyor. Türkiye bu konuda çok geride. Bizim ülkemizde her şey taklit. Birbirlerinin yaptıklarını uygulamaya çalışıyorlar ama kendine özel bir şey çıkmıyor.
Ben Yılmaz Vural olarak Trabzonspor, Bursaspor gibi büyük camialarda da çalıştım; onun dışında çalıştığım takımların çoğu Anadolu takımlarıydı. İmkanları kısıtlı, kadroları kısıtlı, ekonomileri kısıtlı takımlardı. Bugün adımız futbol antrenörlüğünde bir yere çıktıysa, bu takımlarda elde ettiğimiz sonuçlarla oldu. Kolay değil yaptığım iş. O takımlarda çalışıp da Türkiye’de üç beş antrenör ismi konuşulduğunda akla gelen birisi olmak kolay değil.
“Anadolu takımlarında baştan aşağı problem var”
Anadolu takımlarında çalışmanın kendine has........
