Yeni Bir Muhalefet Felsefesi İçin Öneriler – Türker Ertürk Yazdı
Bugün yanıt verilmesi gereken soru; Türkiye’nin dayanılmaz boyutlara ulaşan dış ve iç baskılarla nasıl başa çıkılabileceği ve bu kapsamda bu baskılara karşı hangi baş etme araçlarımızın olduğudur. Bu yazımızda; iktidardan sonra bu araçların en önemlisi olan “muhalefet bloku” birleşenleri olarak sayabileceğimiz siyasi partiler, demokratik kitle örgütleri, sendikalar, meslek örgütleri, üniversite gençliği ve örgütsüz mücadele veren ve bedel ödeyen bireyleri esas alan önerilerde bulunacağız.
Demokratik rejimlerde muhalefetin işlevi;
Özetle; iktidar yönetir, muhalefet denetler, seçenek yaratır ve otoriterleşmeye karşı emniyet supabı olur. Ama bu beş işlevin belirli düzeylerde de olsa yerine gelmesi iki varsayıma bağlıdır:
Varsayım 1: İktidar ve muhalefet güçlerini temsil eden kesimler; demokratik rejim konusunda isteklidirler ve otokratik eğilimleri kendi içlerinde sınırlayabilecek iç dengelere ve fren mekanizmalarına sahiptirler.
Varsayım 2: Muhalif kesimleri temsil eden öncü siyasi partiler ve demokratik kitle örgütleri; “demokratik rejimlerde muhalefetin görevleri” konusunda yukarıda sayılan bu beş işlev için yeterli bilişsel ve etik niteliklere ve cesarete sahiptirler.
Mevcut Durum
Bugün, Türkiye’nin mevcut durumunda; birinci varsayım geçerliliğini kaybetmiştir. Muhalif kesimin başat gücü olan siyasi partiler ise birinci varsayımın artık geçerli olmadığı konusunda yeterli farkındalığa sahip değildir. Demokrasi ve hukuk konularında “-mış” gibi yaparak ve konfor alanlarını terk etmeyerek bazı faaliyetler icra etmekte, açıklamalar yapmakta ve devamlı yakınmaktadırlar. Bu çelişki muhalefeti daha da edilgen hale getirmekte, iktidarın Anayasa, yasa, kural ve hukuk tanımayan uygulamalarını halkın gözünde normalleştirmekte ve sonuç olarak iktidarın baskılarıyla başa çıkmakta etkisiz hale gelmesine neden olmaktadır.
Gerçekçi olmak zorundayız. Sevr ve BOP süreçleri işlemeye devam ediyor ve küresel güçler bölgeyi parçalayarak yönetme stratejisini sürdürüyor. Cumhuriyet kurumlarının hafızası silindi ve devlet aklı yok edildi. Siyasi partiler ve mevcut STK‘lar ya işlevsiz ya da çözüm üretmekten aciz birer “arkadaş grubu” veya “tabela kurumu” niteliğinde. Kolektif aklımız, bu topraklarda tutunabilmek için henüz yeterli seviyede değil. Bu kritik bir eksikliktir. Yetkin akıl üretmek zorundayız. “Seçimle her şey düzelir” inancı; gerçekçi olmayan bir varsayımdır.
“Biz iktidara gelince öncekiler gibi yapmayacağız”, “Onlardan daha iyisini yapacağız”, “İleride bütün bunların hesabı sorulacaktır”, “Tüm sorunlarımızı çözeceğiz” gibi söylemlerle işlevsel bir alternatif belirtilmemiş olması, zımnen ve istemeden de olsa iktidar tutumunun öyle olması gerektiğinin onanması anlamına gelmektedir. Bu tür söylemler halkın muhalefetten yana olan kesimine de şu mesajı net olarak taşır; “Halef iktidar olmak istiyor ama demek ki bundan başka yapabilecekleri bir şey de yok.”
Bugün Türkiye’nin sorunlarının az bir bölümü hemen şimdi çözülebilir durumda. Ağırlıklı bir bölümü ise orta ve uzun vadede çözülebilir durumdadır. Ama muhalefet ya bu farkındalığa ve ferasete sahip değil, ya da alternatif politikalar üzerinde çalışmadan ve yetkin aklı üretmeden “Onlar koltuktan kalksın, biz oturalım, her sorunu çözeriz.” kolaycılığı ile otoriter bir rejimde iktidar olabileceğini sanıyor.
İdeal Çözümleri Biliyoruz
Bu saklı içerikle halka iletilen “halefim ama çözümüm yok” mesajı; salt pasif bir söylem olarak kalmıyor, en yetkili iktidar ağızlarından “Bunlar…” ile başlayan, Cumhuriyetin kurucularına yönelik hakaretlere varıncaya kadar muhalif kesimlerin tümünü aşağılayan hakaretlere dönüşüyor.
Televizyon ekranlarında ise durum; halkın anlayabileceği gibi, yani kök nedenlere dalmadan ve kanalın izleyici profiline uygun, RTÜK denetimlerinin tam sınırında konuşulan, sadece yakınma içerikli ve “biz çözeriz” türü konuşmalardan ibaret. Eğer konuşmacılardan birisi yanlışlıkla iktidarın yanlış tutumunun vurgulanmasıyla yetinmeyip bir de alternatif çözüm önermeye teşebbüs ederse program süresinin çok az kaldığı, o boyutun ileriki bir oturumun konusu olacağı gibi bir gerekçeyle kibarca yine halkın kanal değiştirmeyeceği forma, yani gaz alma formatına dönülür.
Muhalefetin yaptığı diğer bir yanlış; “İdeal çözümleri biliyoruz. Biz iktidara geldiğimizde bu çözümleri uygulayacağız.” söylemleridir. İdeal çözüm ise kimseden akıl ve katkı istemeyen, o ana kadar akla gelmemiş bir düğmeye basmak gibi, “şimdi ve burada” uygulanabilecek........
