menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ketenpere Politikası – Melih Demirel Yazdı

12 0
27.02.2026

Siyasetin bir ciddiyeti olması gerekir değil mi? . Yani o koyu lacivert takım elbiselerin bir ağırlığı olması gerekmez mi? İlkesizliğin, yönsüzlüğün ve hesapçı kurnazlığın kol gezdiği bir düzende ise siyaset, milletin iradesini temsil eden bir zemin olmaktan çıkarak; bir tür “Ketenpere”ye dönüşür, değil mi?… Yani görünürde sert, iddialı ve idrakli; gerçekte ise içi boş, sonucu baştan belli kocaman bir oyun…

Peki uzunca süredir yaşadığımız tablo? Sonuçların aşağı yukarı herkes tarafından tahmin edildiği,  aktörlerin büyük laflar ederek; kürsülerden meydan okuduğu , ekranlardan hamaset savurduğu, fakat iş sandığa, icraata ve hesap vermeye geldiğinde, bütün o sert sözlerin yerini tuhaf bir teslimiyetin  aldığı kendini sürekli tekrar eden bir dejavu düzeni… Siyasetin, mücadele zemini olmaktan çıkıp bir rol paylaşımına dönüştüğü,  herkes yerini ve sınırını bildiği ve kimse çizginin dışına çıkmadığı ‘’dejavu’’ düzeni…

Bu düzenin en trajik tarafı ise boşa savrulmalardır. Millet, bir şekilde popülizm ile  yeniden umutlandırılır; yeni bir başlangıç, yeni bir denge, yeni bir hesaplaşma vaat edilir. Fakat süreç tamamlandığında görülen manzara değişmez: Atı alan her defasında Üsküdar’ı geçer. Geriye ise tartışma programlarında yükselen sesler, sosyal medyada köpürtülen öfke ve birkaç gün süren yapay gündemler kalır.

Mesele sadece iktidar değildir. Asıl mesele, muhalefetsizliktir. Muhalefetin var gibi görünüp yok gibi davranmasıdır. Sorgulaması gereken yerde susması, asıl konuşması gerekeni yutması, alternatif üretmesi gereken yerde sloganla yetinmesi, kritik anlarda saçını taramasıdır. Gerçek bir denge-denetleme mekanizması kurulamadığında ise görüp yaşadığınız üzere  siyaset,  kendi içinde kapalı bir devreye dönüşür. Bu devre, eleştiri üretir ama çözüm üretmez. Tepki üretir ama irade ortaya koymaz.

Ketenpere politikası tam da burada maharetini gösterir. Görünürde bir çekişme vardır; fakat o çekişme asla köklü bir hesaplaşmaya evrilmeyecektir. Taraflar birbirini besler, birbirinin varlık sebebi haline gelir. Sertlik dozu ayarlanır, tansiyon kontrollü yükseltilir, fakat oyunun kuralları asla bozulmaz. Çünkü herkes bilir ki kurallar bozulursa dengeler değişir; dengeler değişirse hesaplar şaşar, Allah muhafaza ya!  Yanlışlıkla iktidar filan olunur…

Bu kısır döngü zamanla bir kader algısı yaratır. “Nasıl olsa değişmez” duygusu, en tehlikeli uyuşturucudur. Toplum, hak aramayı değil kabullenmeyi öğrenir. Eleştiri, bir tür günlük rahatlama egzersizine dönüşür. Sosyal medya paylaşımları vicdanı tatmin eder, fakat sistemin dişlilerinde en ufak bir aşınma bile oluşturmaz.

Oysa siyaset, millet adına risk alma işi değil midir?. Konforlu alanlarda poz kesmek yerine, gerektiğinde bedel ödemek değil midir?  İlkesizlikle büyüyen yapılar, günü kurtarır ama yarını kuramaz. Kısa vadeli taktiklerle ayakta kalan düzenler, uzun vadede toplumsal güveni tüketir. Güven tüketildiğinde ise geriye sadece güvensizlikten beslenen bir siyaset kalır.

Bugün yaşanan savrulmaların temelinde de bu vardır: İrade eksikliği. Net bir yön, açık bir vizyon ve samimi bir hesaplaşma olmadan yapılan her hamle, bir süre sonra sahibini de yorar. Çünkü millet artık retoriği değil, neticeyi görmek ister. Sözün değil, duruşun peşindedir.

Ketenpere politikası; hesapçı aklın, kısa vadeli çıkarın ve kontrollü muhalefetin ürünüdür. Bu düzen değişmediği sürece aktörler değişse bile senaryo değişmez. İsimler yenilenir, yüzler tazelenir, sloganlar güncellenir; kimse kusura bakıp masal anlatmasın fakat final hep aynıdır: Atı alan yine Üsküdar’ı geçer. Dün geçti, bugün geçer, böyle bir ortamda yarın güle oynaya geçer!

Peki nasıl kurtulunur bu ketenpere ortamından diyecek olursanız;  Rol yapmayı bırakıp risk almakla, ezber bozmakla, sahici bir denge kurmakla… Muhalefet gerçekten muhalefet olabildiğinde, iktidar da gerçek anlamda hesap vermek zorunda kalır. Ancak geldiğimiz son noktada kendini aklamak zorunda olan bir muhalefetten umut beklemek ise… Kusura bakmayın ama çok büyük bir polyannacılıktır!

 Gaflet uykusu ağırdır, ne mutlu uyanabilene…


© Medya Siyaset