menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kağıttan Kartal ve İbibik Kuşunun Vahameti – Melih Demirel Yazdı

8 0
25.03.2026

Dünya, kendisine “mutlak güç” atfedenlerin büyük iddialarla çıkıp, gerçeklere çarptığında nasıl savrulduğuna şahit oluyor. ABD ve İsrail öncülüğünde İran’a karşı başlatılan bu saldırgan sürecin ilk günlerini hatırlayalım… Ekranlar dolusu kibir, manşetlere taşınan tehditler ve birkaç gün içinde “İran’ı yok ederiz” naraları… Emperyalist çetenin kendinden emin tavırları, adeta tarihin sonunu ilan eder gibiydi.

Fakat tarih, kibirle yazılmaz. Tarih, direnişle, sabırla ve gerçek güçle yazılır.

Gelinen noktada görüyoruz ki; o “yenilmez” zannedilen güçler, bekledikleri dünya desteğini bulamamış, aksine küresel kamuoyunda ciddi bir meşruiyet kriziyle karşı karşıya kalmıştır. Çünkü artık dünya, eski dünya değil. Herkes her şeyi görüyor. Herkes, kimin saldırgan, kimin savunmada olduğunu ayırt edebiliyor.

Ve en önemlisi… İran’ın beklenenden çok daha sert ve organize bir karşılık vermesi, bu senaryonun en kritik kırılma noktası olmuştur.

İsrail semalarını aydınlatan o füzeler… Körfez ülkelerinin gecelerini gündüze çeviren o şok dalgaları… Sadece fiziksel bir saldırı değil, aynı zamanda psikolojik bir üstünlük ilanıdır. “Dokunulmazlık” efsanesi yerle bir olmuş, korku duvarı yıkılmıştır.

İşte tam da bu noktada, ABD Başkanı Donald Trump’ın yaptığı şu açıklama, aslında tüm sürecin özeti niteliğindedir:

“Amerika Birleşik Devletleri ve İran ülkesinin, son iki gün boyunca Orta Doğu’daki düşmanlıklarımızın tam ve eksiksiz çözümüne ilişkin çok iyi ve verimli görüşmeler gerçekleştirdiğini bildirmekten memnuniyet duyuyorum…”

(Açıklama İran tarafından yalanlanmıştır)

Ve devamında gelen, saldırıların beş günlüğüne ertelendiği açıklaması…

Bu, birkaç gün önce “yok ederiz” diyenlerin, bugün masaya oturmak zorunda kalması demektir. Bu, tehdit dilinden müzakere diline geçiştir. Bu, kağıttan kartalın yağmur görünce dağılmasıdır.

Evet… ABD kartalı, anlatıldığı gibi çelikten değil; kartondandır.

Kendini “Yahuda Aslanı” olarak tanımlayan o yapı, bugün gelinen noktada bir aslanın kudretinden ziyade, telaşla sağa sola savrulan bir ibibik kuşunun çaresizliğini sergilemektedir. Gürleyen değil, ürken bir profil…

Bu tabloyu doğru okumak zorundayız.

İran meselesi, yalnızca İran’ın meselesi değildir. Bu mesele, doğrudan doğruya bölgesel denge meselesidir. İran’ın toprak bütünlüğü, bu coğrafyanın geleceği açısından kritik bir eşiği temsil etmektedir. İran’ın zayıflatılması ya da parçalanması, sadece bir devletin çöküşü değil; tüm bölgenin kaosa sürüklenmesi anlamına gelir.

Bu yüzden meseleye ideolojik ya da mezhepsel gözlüklerle bakmak, büyük bir gaflet olur.

Bugün İran devletinin bu emperyalist çeteye karşı verdiği mücadelede yanında durmak; bir tercih değil, açık bir zorunluluktur. Bu, duygusal değil; stratejik bir zorunluluktur. Bu, bir başkasını savunmak değil; aslında kendi geleceğimizi savunmaktır.

Çünkü emperyalizm, hiçbir zaman tek hedefle yetinmez. Onun iştahı büyüktür. Bugün İran, yarın bir başkası… Bu gerçeği görmeyenler, tarihin en ağır bedellerini ödemiştir.

Elbette bu süreçten rahatsız olanlar da olacaktır.

Mezhepçilik yapanlar üzülecektir…

İslam’ı kendi çıkarları doğrultusunda eğip bükenler kahrolacaktır…

Emperyalist ve siyonist çetelerin kullanışlı aparatları da bir bir etkisiz hale gelecek, inen her inen füzesinde kendi yüzlerini ifşa edecektir…

Lakin bilinmelidir ki;

Bu emperyalist canavar, Acem sathında boğulacaktır.

Dünyada güç dengeleri yeniden tesis edilecek, ezilen mazlum  milletler için yeni bir sayfa açılacaktır.

Türkiye ise bu yeni dengede edilgen bir figür değil, belirleyici bir aktör olmak zorundadır. Bu potansiyel bizde vardır. Bu bir hayal değil, tarihsel bir zorunluluktur.

Kuvayı Milliye ruhundan ayrılmayalım.

Yeter ki, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün mücadele mirasını lafla değil, bilinçle ve kararlılıkla yaşatalım.

O zaman göreceğiz ki;

Kağıttan kartalların, ibibik kuşlarının devri kapanacak…

Ve bu coğrafyada yeniden söz, irade ve gelecek; mazlum milletlerin olacaktır.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR 


© Medya Siyaset