menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kürecik ve Ankara-Tahran hattındaki “teknik” muğlaklık

26 0
16.03.2026

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın son açıklamaları, Türkiye-İran ilişkilerinde zaten var olan “güven bunalımını” yeni bir boyuta taşıdı.

Ortada teknik verilerle desteklendiği söylenen bir iddia, buna karşılık Tahran’dan gelen kesin bir ret ve havada asılı kalan cevapsız sorular var. Ancak asıl mesele, füzelerin kimin tarafından atıldığından ziyade, bu füzelerin neden hep bizim topraklarımız üzerinde imha edildiği ve Türkiye’nin bu denklemdeki gerçek konumudur.

İki beyan arasındaki zıtlık: kim doğru söylüyor?

Bakan Fidan, İranlı mevkidaşıyla yaptığı görüşmede füzelerin İran topraklarından ateşlendiğine dair teknik verilere sahip olduklarını ima ediyor. İran ise “biz atmadık” diyerek kapıyı kapatıyor. Eğer Türkiye, bu füzelerin İran’dan geldiğinden eminse ve buna rağmen “provokasyona gelmeyeceğiz” diyerek durumu tolere ediyorsa, bu sessizliğin stratejik bir karşılığı olmalı.

Burada iki ihtimal beliriyor: Ya İran içerisinde merkezi yönetimin kontrolü dışında hareket eden, komuta kademesi darmadağın olmuş yerel unsurlar veya sızmış yapılar (Mossad vb.) Türkiye’yi savaşa çekmek için bu ateşlemeleri yapıyor ya da Ankara, elindeki verileri şeffaf bir şekilde paylaşmayarak bir “algı siyaseti” yürütüyor. İran’ın “gelin komisyon kuralım, beraber araştıralım” teklifine Ankara’nın neden net bir yanıt vermediği ise muğlaklığın tam merkezinde duruyor.

NATO mu ABD mi yoksa İsrail’in kalkanı mı?

Milli Savunma Bakanlığı açıklamalarında “NATO unsurları” ifadesi sıkça geçiyor. Ancak sormak gerekir: NATO bu savaşın bir tarafı mı? Eğer değilse, Doğu Akdeniz’deki gemiler veya Kürecik’teki radar neden otomatikman devreye giriyor?

Gerçek şu ki; Kürecik’teki radar üssü, kağıt üzerinde bir NATO tesisi olsa da işleyişi itibarıyla doğrudan Amerikan çıkarlarına ve dolaylı olarak İsrail’in güvenliğine hizmet eden bir yapıdadır. İran’dan fırlatılan her türlü cismi anında tespit edip bu bilgiyi Almanya üzerinden İsrail’e kadar ulaştıran bir sistemden bahsediyoruz. Bu durumda Türkiye, “tarafsızlık” söyleminin neresindedir? Eğer Kürecik’ten gelen veriyle bir Amerikan gemisi füze düşürüyorsa ve o füzenin parçaları bizim köylerimize düşüyorsa, biz bu savaşın fiilen neresindeyiz?

Trump-Erdoğan ilişkisi ve iç politika dengeleri

Türkiye’nin dış politikasındaki bu ikircikli tutumun bir ucu da Washington’a uzanıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Trump yönetimini doğrudan hedef almaktan kaçınan, saldırıların müsebbibi olarak sadece Netanyahu’yu gösteren yaklaşımı dikkat çekici. Trump’ın “kandırıldığını” söylemek, aslında ABD ile olan ilişkileri kişisel dostluklar üzerinden koruma çabasıdır.

Ancak bu “denge politikası” toplum nezdinde ciddi bir kafa karışıklığı yaratıyor. Bir yanda Hamas’ı “Kuvayımilliye” ilan eden bir söylem, diğer yanda Trump ve Netanyahu’nun dizayn ettiği “Gazze Barış Kurulu” gibi yapılarda yer alma arayışı… Bu tezatlık, sadece İran’ın değil, Türkiye kamuoyunun da anlamlandırmakta zorlandığı bir tablodur.

Sonuç: şeffaflık şart

İran’ın 500 kilometrelik sınır komşusu olan Türkiye ile doğrudan bir savaşa girmesinin rasyonel bir izahı yoktur. Türkiye’nin bu süreçte “provokasyona gelmiyoruz” demesi kıymetlidir ancak yeterli değildir. Eğer füzeler gerçekten İran’dan geliyorsa, bu veriler ortak bir komisyonda masaya yatırılmalı ve o füzelerin “nokta atışıyla” nereden fırlatıldığı deşifre edilmelidir.

Aksi takdirde, Kürecik’ten gelen verilerle başkalarının yürüttüğü bir savaşın “enkaz toplayıcısı” konumuna düşmekten kurtulamayız. Yarın bir gün o radar görevini yapmadığında veya bir füze doğrudan bir yerleşim yerimize düştüğünde, “teknik verilerimiz vardı” demek kimseyi tatmin etmeyecektir. Dış politikada muğlaklık, bazen esneklik sağlasa da böylesi ateş hattındaki konularda felakete davetiye çıkarabilir.

Türkiye haritası: gazetevatan.com

Türkiye üzerinde patlayan “NATO füze parçaları”

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:


© Medya Günlüğü