Kum fırtınası ardındaki gerçek
Orta Doğu’nun labirentlerinde yolunu kaybetmiş, gelişmeleri yalnızca kendi dar ideolojik perspektifinden veya sosyal medyanın sığ hamaset sularından izleyen “strateji meraklılarının” analizlerini hayretle, biraz da tebessümle takip ediyorum.
Dış politikanın sloganlarla değil, sahadaki somut güç dengeleri ve rasyonel diplomasiyle yürütüldüğünü bir türlü kabullenmek istemeyen bu çevreler, bölgeyi bir film senaryosu gibi okumaya devam ediyor. Karmaşayı bir kenara bırakıp gelişmeleri “101” (başlangıç) düzeyinde, sahanın soğuk gerçekliği üzerinden haritalandıralım. Zira bölgedeki gelişmelerin kronolojisini kavramadan yapılan her yorum, kum fırtınasında yön tayin etmeye çalışmaktan farksızdır.
İlk olarak bazılarının R4 (Riyad4’lüsü) girişimi dedikleri sürece bakalım. Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır ve Pakistan’ın oluşturduğu bu diplomasi mekanizmasını es geçerek bölgenin geleceğini okuyamazsınız. 20-21 Haziran tarihlerinde Mısır’da dışişleri bakanları düzeyinde dördüncü ayağı tamamlanan temaslar, öyle sıradan bir “görüş alışverişi” toplantısı değildi. Gündem son derece netti, bölgesel güvenlik, enerji hatları, ticaret ve savunma iş birliği üzerinde duruldu. Ancak burada asıl kritik olan, tarafların ortaya “kurumsallaştırma” iradesi koymuş olmalarıydı. Yani rüzgâra göre savrulan, konjonktüre dayalı geçici bir diyalogdan değil, kalıcı, yapısal bir eksen inşasından bahsediyoruz.
Gelelim ikinci gelişmeye. Tarih 30 Temmuz 2026. Suudi Arabistan’ın başını çektiği ve Türkiye’nin de kurucu olarak bizzat yer aldığı 14 ülkeli “çokuluslu deniz savunma........
