Aile neden bir düşmana ihtiyaç duyar?
“Ailem Güvende” cümlesi ilk bakışta neredeyse itiraz edilemezdir. Kim ailelerin güvende olmasını istemez? Fakat tam da bu nedenle, “aile” sözcüğü sorgulanması gerekmeyen, kendiliğinden iyi ve korunması gereken bir şey olarak yerleşir. Bir kez “aile” dendiğinde, onun içindeki ilişkilerin nasıl olduğu, kimin şiddete maruz kaldığı, kimin sustuğu, kimin ekonomik ya da duygusal bağımlılık içinde yaşadığı soruları ikinci plana düşer.
Asıl soru böylece şuna dönüşür: Aileyi ne tehdit ediyor?
Ve burada ideolojinin çok tanıdık bir hareketi başlar. Toplumsal düzenin kendi içindeki çelişkileriyle yüzleşmek yerine, bu çelişkileri temsil edecek bir düşman bulunur. Düşman, çoğu zaman gerçekten tehlikeli olduğu için değil, toplumun kendi antagonizmasını görünür kıldığı için gereklidir. Düşman, açıklanması zor olan şeyi açıklanabilir hale getirir. Dağınık, yapısal ve çözümsüz bir çelişkinin yerine somut bir fail koyar.
Ailenin içinde şiddet vardır. Çocuklar aile içinde istismara uğrayabilir. Kadınlar en yakınlarındaki erkekler tarafından öldürülebilir. Aile ekonomik bağımlılığın, toplumsal cinsiyet rollerinin ve kuşaklar arası iktidarın mekânı olabilir. Bunların hiçbiri tek bir “düşman” ile açıklanamaz.
Oysa LGBTİ figürü böyle bir düşman olarak........
