menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Suriye’deki gelişmeler ve yeni çözüm sürecinin akıbeti

16 0
12.02.2026

Suriye rejiminin Rojava’ya yönelik olası bir operasyonu hepimizde derin bir kaygı yarattı, çatışmaların önünün alınamayacağından ve bölgenin bir cehenneme döneceğinden endişe ettik. Cehennem etkisinin bölgeyle sınırlı kalmaması, çatışmaların yayılması ve çözüm sürecinin dinamitlenmesi ihtimali başta Kürtler olmak üzere yeni çözüm sürecinin kalıcı bir barışa evrilmesini savunanlarda kaygıyı daha da derinleştirdi. Tüm dünyadaki Kürtler yalnız bırakılmışlık duygusuyla umutsuzluk, öfke ve kitlesel ve hızlı tepki gösterme duygusunu aynı anda yaşadı. Ancak neyseki korkulan olmadı, “direkten dönüldü.”

Bu süreci ve öncesinde, 1 Ekim 2024’te artık resmen başladığını söyleyebileceğimiz yeni çözüm sürecini Öcalan’ın stratejisini ve ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalışarak doğru okumakta fayda var.

Öcalan, bir yandan silahlı mücadeleyi stratejik olarak, bir mücadele tarzı anlamında terk etmek gerektiğini ilan ederken aynı zamanda, hem dünya ölçekli hem de bölgesel alanda gerçekleşen dönüşümleri net bir şekilde analiz etmiş ve açık ki elini çabuk tutmuş. İsrail’in Gazze’de gerçekleştirdiği soykırım, bir çok ülkeyi doğrudan bombalaması, ABD’nin bu soykırıma verdiği aktif destek, Trumplı ABD’nin öngörülemez, kuraldışı ve pervasız çıkışları, İran’da muhtemel bir rejim değişikliği ya da rejimin sürekli bir istikrarsızlığa gömülmesinin yaratacağı yeni olasılıklar ve nihayetinde Suriye’de yaşanan rejim değişikliği Türkiye’de Kürt meselesinin çözümünü dayatacaktı. Öcalan ya daha da sertleştirilmiş bir askeri seçeneğin devreye girmek ya da demokratikleşme ve barış temelinde bir yönelimin yaşanmak zorunda olduğunu gördü. Devletin, Irak’ta Kürt Bölgesel Yönetimi kurulmuşken, Suriye’de çok geniş bir alanda yeni bir özerk Kürt yönetiminin ve aynı şekilde İran’da siyasal çalkantılar içinde açığa çıkacak bölgesel yönetim ihtimallerinin Türkiye’de de benzer talepler etrafında şekillenecek bir hareketlenmeyi beka sorunu olarak tariflediği çok açıktı. Çalkantılı değişken siyasal ve askeri koşullar içinde İsrail ve ABD’nin ekseninde Suriye ve İran’da gelişmesi muhtemel bir bağımsız Kürt biriminin ise utanç verici bir gelişme olacağını Öcalan İmralı görüşme notlarında vurgulamıştı. Yeni çözüm süreci Kürtler açısından bu gelişmelere devletin vereceği tepkinin yaratacağı siyasal, kaotik ve uzun süreli sarsıntıların da önüne geçmek için gündeme geldi. Yeni çözüm süreci, “beka kaygınızdan kurtulmak istiyorsanız, gelin birlikte barış ve demokratikleşmeyi konuşalım” çağrısından başka bir şey değildir. Sosyal şovenistlerin, sol içindeki aşırı ulusalcıların, ırkçı ve milliyetçilerin görünmez kılmaya çalıştıkları gerçek budur. En net Devlet Bahçeli’nin anladığı görülen çağrının özü budur. Abdullah Öcalan’ı yıpratmaya çalışanlar genetik Kürtfobik tutumları nedeniyle bu çağrıyı değersizleştirmeye çalışıyorlar.

Devlet ise AKP ve MHP’nin kesin bir anlaşma içinde olduğu bir şekilde bu çağrıya önce PKK silah bıraksın, gerisini sonra konuşuruz diyerek yanıt veriyor.

Devletin kararı ve MHP’nin tutumu

Suriye’de rejimle Kürt güçlerin anlaşma imzalamasının ardından MHP kanadından gelen son çıkışlar, devletin belirli bir strateji doğrultusunda karar aldığını ve bir dizi adım atacağını gösteriyor. Devlet Bahçeli bu çıkışlarıyla AKP’ye değil, doğrudan milliyetçi kadrolara sesleniyor. Bahçeli, grup konuşması bittiğinde eklediği cümlede “Ahmetler, Öcalan ve Demirtaş” cümlesiyle çözüm süreci........

© marksist.org