Ödüller, konuşmalar ve gerçekler
2026 Berlin Uluslararası Film Festivali’nde (Berlinale) ödüller 21 Şubat’ta düzenlenen törenle açıklandı. Almanya Federal Hükümeti Kültür ve Basın Komisyonu tarafından bu yıl 76.sı düzenlenen festivalde, İlker Çatak’ın yönetmenliğini yaptığı Sarı Zarflar, yarışan 22 film arasında en iyi film seçilerek “Altın Ayı” ödülünü, Emin Alper’in yönettiği Kurtuluş filmi ise en iyi ikinci filme verilen Jüri Büyük ödülünü aldı.
İsrail’in Gazze’de 2,5 yıldır sürdürdüğü soykırım ve 10 Ekim 2025’ten bu yana ilan edilen ateşkese uymaması, uzun süredir pek çok festivalin içeriğini ve ödül seremonilerini daha kritik hale getirdi. Sanatın politikliği, bağımsız film üretimi dinamikleri, ödüllendirme, sanatçının pozisyonu, boykot gibi pek çok kavramın tartışmaların merkezine oturduğu Berlin Uluslararası Film Festivali de ödül konuşmaları ve yarışma sürecinde yaşananlar ile uzun süre konuşulacağa benziyor.
Festivalin, açılış günü olan 12 Şubat’ta düzenlenen basın toplantısında, Almanya hükümeti tarafından desteklenen bu festivalde İsrail’e yönelik bir eleştirel tutumun olup olmayacağına yönelik sorulan soruya, Ana Yarışma Jüri Başkanı Wim Wenders’in “Sinemacılar olarak bizler siyasetin dışında kalmalıyız. Biz siyasetin karşı ağırlığıyız” yanıtını vermesi üzerine tepkisini gösteren ilk isim, yazar ve aktivist Arundhati Roy oldu. 1989 yılında senaryosunu yazdığı ve başrolünü oynadığı filmi In Which Annie Gives It Those Ones isimli filminin festivalin Klasikler kategorinde yer alması nedeniyle Berlin’de bulunan Arundhati Roy, Wenders’in açıklamasının ardından,
“Alman hükümetinin ve çeşitli Alman kültür kurumlarının Filistin konusunda aldığı tutumlardan derin biçimde rahatsız olsam da Gazze’deki soykırım hakkındaki görüşlerimi Alman izleyicilerle paylaştığımda her zaman politik dayanışma gördüm. Annie’nin Berlinale’deki gösterimine katılmayı düşünebilmemi mümkün kılan da buydu. Bu sabah, dünyadaki milyonlarca insan gibi, Berlin film festivalinin jüri üyelerinin Gazze’deki soykırım hakkında yorum yapmaları istendiğinde sarf ettikleri vicdansız açıklamaları duydum. Sanatın politik olmaması gerektiğini söylediklerini duymak akıl alır gibi değil. Bu, insanlığa karşı gerçek zamanlı bir suç olarak gözlerimizin önünde sürerken onun hakkında konuşmayı kapatmanın bir yolu — oysa sanatçılar, yazarlar ve sinemacılar onu durdurmak için ellerinden gelen her şeyi yapmalı. Şunu açıkça söyleyeyim: Gazze’de olan, olmaya devam eden şey, Filistin halkına İsrail Devleti tarafından uygulanan bir soykırımdır. Bu, Amerika Birleşik Devletleri ve Almanya hükümetleri ile Avrupa’daki bazı diğer ülkeler tarafından desteklenmekte ve finanse edilmektedir; bu da onları suça ortak kılar. Zamanımızın en büyük sinemacıları ve sanatçıları kalkıp bunu söyleyemiyorsa, tarihin onları yargılayacağını bilmeliler. Şoke olmuş ve iğrenmiş durumdayım.” diyerek festivale katılmayacağını duyurdu.(1)
Festivalin başlamasına kısa süre kala, seçkinin ilan edilmesinin ardından “Filistin İçin Film Emekçileri” platformu, hem bu yıl ve önceki iki yılda festivalin sergilediği ayrımcı tutumu teşhir eden hem de taleplerini dile getiren bir bildiri yayımlamıştı. (2) Soykırımın sona ermesi ve özgür bir Filistin için ses yükseltmeye yönelik; 8.000’den fazla sinemacı ve sinema emekçisi tarafından desteklenen bir çağrı olan “Filistin İçin Film Emekçileri” platformu, Filistinlilere yönelik savaşa ve İsrail’in soykırım kampanyasına karşı çıkan seslerin susturulmasına........
