menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İslam Ümmetinin Ortak Yarası: Milliyetçilik Belası

7 0
06.04.2026

İslam Ümmetinin Ortak Yarası: Milliyetçilik Belası

Muhammed Zahir Yıldız

İslam Ümmetinin Ortak Yarası: Milliyetçilik Belasıİslam ümmetinin bugün içinde bulunduğu parçalanmışlık, darmadağınık hali ve düşmanları karşısındaki "heybetini" yitirmiş oluşu kuşkusuz pek çok nedene dayanmaktadır. Ancak bu nedenlerin en başında ve en yıkıcısı, kanaatimce "kavmiyetçilik" yani ırk temelli milliyetçiliktir. Koca bir çınar olan Osmanlı İmparatorluğu’nun devrilişinde da başrolün kavmiyetçilik ve onu takip eden mezhepçilik fitnesi olduğunu net bir şekilde görürüz. Ne acıdır ki tarih bize bu gerçeği defalarca ispatlamış olmasına rağmen, bugün İslam aleminde ırkçılığa varan bir kavmi taassubun hızla tırmandığına şahit oluyoruz.Mescid-i Nebevi’de sahabe efendilerimiz halkalar kurmuş, sohbet ediyorlardı. Derken Hz. Selman-ı Farisi (r.a.) içeri girdi ve selam verip uygun bir yere oturdu. O sırada mecliste bulunanlardan bazıları, Hz. Selman’ın da duyacağı bir sesle soylarını, kabilelerini ve asaletlerini yarıştırmaya başladılar.İçlerinden biri dönüp Selman’a sordu: "Ey Selman! Peki, senin soyun nedir? Senin ırkın nereye dayanır?"Onların nazarında Selman bir "Acem" idi; Arapların o çok övündüğü köklü kabile şecerelerine sahip değildi. Ancak Hz. Selman (r.a.), tüm asırlara ve tüm Müslümanlara ders olacak o meşhur, vakarlı cevabını verdi:"Ben İslam’ın oğlu Selman’ım!"Ve devam etti: "Ben dalaletteydim; Allah beni Hz. Muhammed (s.a.v.) ile hidayete erdirdi. Ben fakirdim; Allah beni Hz. Muhammed ile zenginleştirdi. Ben bir köleydim; Allah beni Hz. Muhammed (s.a.v.) ile özgürlüğüne kavuşturdu. İşte benim nesebim, işte benim soyum budur!"Mescitte bir anda derin bir sessizlik hakim oldu. Herkes adeta donup kalmıştı. Hz. Selman’ın bu cevabı, kalplerdeki o küllenmiş İslam kardeşliği ateşini yeniden körükledi. O sırada mescidin bir köşesinde bu konuşmaları dinleyen Hz. Ömer (r.a.), bu yüksek şuur karşısında gözyaşlarını tutamadı. Cezbe haline kapılarak ayağa kalktı ve Hz. Selman’ın omuzlarına elini koyarak haykırdı:"Ben de İslam’ın oğlu Ömer’im! Ve İslam’ın oğlu Selman’ın kardeşiyim!"Bu ses, bir zincirin halkaları gibi yayıldı. Oradaki her bir sahabi; "Ben de İslam’ın oğluyum!", "Ben de İslam’ın oğluyum!" diyerek bu kutlu aidiyeti mühürlediler.İnsan, ancak kendi tercihi, iradesi ve gayretiyle elde ettiği değerlerle övünebilir. Seçtiği inancıyla, gece gündüz ter dökerek ulaştığı ilmiyle bir nebze iftihar edebilir. Fakat tamamen ilahi bir takdir olan rengiyle, ırkıyla veya doğduğu coğrafyayla övünmesi, haramdır, İslam’a aykırıdır. Müslüman’ın tek bir üst kimliği vardır, o da İslam’dır. Mehmet Akif Ersoy’un o meşhur dizelerinde haykırdığı gibi:Hani, milliyyetin İslâm idi… Kavmiyyet ne!Sarılıp sımsıkı dursaydın a milliyyetine.«Arnavutluk» ne demek Var mı Şerîat’te yeriKüfr olur, başka değil, kavmini sürmek ileri.Arabın Türke; Lâzın Çerkese, yâhud Kürde;Acemin Çinliye rüchânı mı varmış Nerde!Müslümanlık’ta «anâsır» mı olurmuş Ne gezer!Fikr-i kavmiyeti tel’în ediyor Peygamber.En büyük düşmanıdır ruh-i Nebî tefrikanın;Adı batsın onu İslâm’a sokan kaltabanın!Müslümanlar, ırki taassubu ve birinin diğerini aşağıladığı o cahiliye zihniyetini terk etmedikleri sürece gerçek bir birlik kuramazlar. Bir ırkın diğerini yok sayması veya kendini "üstün ırk" olarak görmesi, Allah’ın yarattığı ayetlere ve takdirine karşı bir başkaldırıdır. Osmanlı’nın son dönemlerinde İslam coğrafyasında cirit atan Lawrence ve Mr. Hempher gibi İngiliz casuslarının anılarında açıkça itiraf ettikleri üzere; içimize sokulan en büyük zehir, kavmiyetçilik ve mezhepçilik fitnesidir.Acaba uyanmamız için daha ne kadar bela gelmelidir başımıza? Şairin dediği gibi:“İşte Fas, işte Tunus, işte Cezâyir, gitti. İşte Îrân’ı da taksîm ediyorlar şimdi.”Bugün İslam coğrafyasının altındaki petrol, doğal gaz ve madenler, eğer emperyalistlerin uşağı olmuş yöneticiler eliyle peşkeş çekilmeseydi; Müslümanlar birbirinin diline, kültürüne ve varlığına "Allah’ın bir ayeti" olarak baksaydı, bugün İslam âlemi bir saadet sahiline dönüşürdü. Oysa biz hala yapay sınırlarla, Lozan gibi masa başı haritalarıyla birbirimize yabancılaştırılıyoruz.Netice itibarıyla; vatanımız sadece kâğıt üzerindeki sınırlar değil, tüm İslam topraklarıdır. Ne zaman ki "İslam’ın evlatlarıyız" şuuruna ereriz, işte o gün sömürgeci güçler pılını pırtını toplayıp topraklarımızdan defolup gideceklerdir. Çünkü izzet ve şeref, yalnızca Allah’a ve O’na inananlara aittir.


© Mardin Life