Firavun’un Gölgesinde Sessizce Çöken Vicdanlar
Firavun’un Gölgesinde Sessizce Çöken Vicdanlar
Firavun’un Gölgesinde Sessizce Çöken Vicdanlar
Dünya tarihine baktığımızda zulmün hiçbir zaman tek başına hareket etmediğini görürüz. Her zorbalığın arkasında, onu ayakta tutan, besleyen ve meşrulaştıran bir yapı vardır. Bu yapı bazen açık, bazen örtük; bazen sert güçle, bazen de algıyla işler. Bugün israil'Amerika’nın ve diger emperyalist ulkelerin Gazze ye ve İran’a yönelik saldırgan tutumunu yalnızca bir dış politika hamlesi, bir güç gösterisi ya da stratejik hesap olarak okumak eksik kalır. Bu tabloyu anlamak için kurân i bakis acısını yeniden hatırlamak gerekir: Firavun, Karun, Bel’am ve Haman.Firavun, mutlak otoritenin sembolüdür. Kendisini sorgulanamaz gören, gücünü hakikatin önüne koyan, itirazı suç sayan bir anlayışı temsil eder. Bugün küresel sistemde İsrail kendini dünyanın merkezine koyarak diğer toplumlara yaşam hakkı tanımayan tavrı, Firavun’un modern bir yansıması değil midir? israil'Amerika’nın Gazzeye ve İran’a karşı yürüttüğü yikici savas politikaları, yaptırımlar ve askeri tehditler; yalnızca bir ülkeyi hedef almıyor, aynı zamanda bağımsız irade göstermeye çalışan tüm toplumlara gözdağı veriyor. “Benim dediğim olur” diyen bir aklın, yeryüzünü kendi mülkü ve herkesi kole gibi görmesinin açık bir tezahürüdür bu.Ancak Firavun tek başına ayakta kalamayacigi icin Onu ayakta tutan birde Karun var.israil'ABD nin Karuni yapisi da, sermayenin tahakkümünü, ekonomik gücün insanlık üzerindeki baskısını temsil eder. Bugün küresel finans sistemleri, enerji politikaları ve ekonomik yaptırımlar; savaşın en etkili silahlarından biri haline gelmiştir.Gecmiste ırak,libya, misir,Suriye, cezayir,Gazze,ulkemiz ve 40 yildir İran’a uygulanan yaptırımlar yalnızca bir hükümeti değil, doğrudan halkı hedef alarak, insanların günlük yaşamını zorlaştırip, temel ihtiyaçlara erişimi bile bir mücadeleye dönüştürmustur. İşte bu, Karun’un modern dünyadaki rolüdür: Parayla diz çöktürmek, açlıkla terbiye etmek, yoksullukla boyun eğdirmek.
Israil'ABD nin Bel’am yapisi ise daha tehlikelidir. Çünkü o, zulme dini ve ahlaki bir kılıf giydirir. Hak ile batılı karıştırarak, insanlara yapılan haksızlıkları meşru göstermeye çalışır. Bugün medya organlarında, akademik çevrelerde ve bazı dini otoritelerde gördüğümüz çarpıtılmış söylemler; işte bu Bel’am zihniyetinin bir ürünüdür. Saldırılar “demokrasi getirme” adı altında sunulur, işgaller “özgürlük operasyonu” olarak pazarlanır. Mazlumun feryadı duyulmaz, zalimin propagandası ise hakikatmiş gibi servis edilir. Böyle bir ortamda insanlar gerçeği görmekte zorlanır, vicdanlar bulanır.
Ve yine israi'ABD nin Haman'ci yapisi… Zulmün mimarı, teknik aklın temsilcisi. O, zulmü planlayan, inşa eden, sistemleştiren akıldır. Bugün savaş teknolojileri, istihbarat ağları, siber operasyonlar ve askeri stratejiler; Haman’ın çağdaş araçlarıdır. Bir ülkeyi yok etmek için artık sadece silah kullanmak yetmez; bilgiyle, teknolojiyle, algıyla da kuşatmak gerekir. Son uc yıldır muslumanlara karşı Gazze ve İran’daki saldırıların arkasında yalnızca askeri güç değil, aynı zamanda büyük bir mühendislik, planlama ve stratejik akıl vardır. Bu da Haman’ın rolünü açıkça ortaya koyar.Bu dörtlü yapı; yani Firavun, Karun, Bel’am ve Haman, aslında tek bir sistemin israi'ABD nin farklı yüzleridir. Biri siyasi baskıyı temsil ederken, diğeri ekonomik sömürüyü, bir diğeri dini meşruiyeti, sonuncusu ise teknik uygulamayı üstlenir. Bu yapı, fırsat bulduğu her coğrafyada kendini yeniden üretir. Bugün Orta Doğu’da yaşananlar, sadece bir bölgesel çatışma değil; bu zihniyetin sistematik bir yayılma çabasıdır. Coğrafyamız, gecmisten bu gune büyük mücadelelere sahne olmuş bir coğrafyadır. Bu topraklar, sadece savaşların değil, aynı zamanda direnişin, adalet arayışının ve insanlık onurunun da merkezidir. Ancak bugün karşı karşıya olduğumuz tehdit, yalnızca fiziki bir işgal değildir. Asıl tehlike, zihinlerin işgali, vicdanların körelmesi ve değerlerin aşınmasıdır. Çünkü bir toplumun kalbi bozulduğunda, o toplum artık dışarıdan yıkılmaya ihtiyaç duymaz; kendi kendine çöker.Zulme karşı sessiz kalmak, en az zulüm kadar tehlikelidir. Çünkü sessizlik, zalime cesaret verir. Haksızlığa karşı çıkmamak, farkında olmadan o haksızlığın bir parçası haline gelmektir.Dun Gazze ye Bugün İran’a yapılan saldırılara sessiz kalıp,zalimlerin isine gelecek basin aciklamalari yapmak yarın bize veya başka bir ülkeye yapılacak zulmü de meşru görmek demektir. Bu bir zincirdir ve her sessizlik, bu zincirin bir halkasını daha güçlendirir.
Evet Zulüm karşısında dilsiz kalip zalimin işlediği zulmu görmezlikten gelen, islam ülkeleri İranla ilgili aciklamalari israil'Amerika nin ateşine su değil adeta odun taşımistir. İsrail'Amerika azgınlıkta sınır tanımazken, İran can derdine düşmüş, var olma mücadelesi vermektedir. Ne hazindir ki adalet terazisini tutması gereken musluman ulkeler, zalimlerle olan iliskilerden oturu, eğriyi doğru goremiyor mazlumun feryadına kulak tıkıyor, “suçlu” diye mazlumu işaret ediyorlar. Bu, yaraya merhem değil, tuz basmaktır. Zalime “dur” demek yerine mazlumu susturmaya çalışmak, vicdanın iflasıdır. musluman ulkelerin istisaresinden cikan açıklama irani kınarken, amerika ve israilin musluman halklarla ilgili gaye ve projelerine deginilmiyor.Boyle oldukca zalim azdikca azmaktadir.Merak ediyorum bir araya gelen musluman ulke yönetimleri zalimlerden korktuğu kadar Allahtan, gercekten korkuyorlar mi? Gazze basta olmak uzere, diger cografyalarda katledilen kardeşlerimizi koruyamayan yapilar, kendi halklarini israil ve amerikaya karsi koruyacak cesaretleri, gercekten kalmamış mi? Vicdan, insanı insan yapan en temel değerdir ve ancak kullanıldıkça güçlenir. Eğer toplum olarak zulme karşı duyarsızlaşır, haksızlık karşısında sessiz kalırsak, zamanla kendi içimizdeki adaletsizliklere de göz yummaya başlarız. Bu da içten içe bir çürümeye yol açar; tıpkı kartondan bir yapı gibi, dışarıdan sağlam görünen ama en küçük sarsıntıda yıkılan bir toplum ortaya çıkar.Bugün cesaret, yalnızca savaş meydanlarında değil; sözde, duruşta ve tavırda da gereklidir. Haksızlığa karşı çıkmak, doğruyu savunmak ve adaleti dile getirmek herkesin sorumluluğudur. Bu sorumluluk ertelenemez ve başkasına devredilemez; çünkü her gecikme, zulmün kök salmasına izin verir. Bu nedenle Rabbimiz, Kur’ân’da birçok ayetle cihadı sürekli hatırlatır ve terk etmeyin der. Aksi takdirde kaybolacak vicdani duruşlar, aynı zamanda ülkeyi de içten içe çürütür. Ne var ki, bu ayetlerin gereğini yerine getirmesi gereken Müslümanlar yerine, adalete inanmayan ülkeler, siyonist israi'Amerika başta olmak uzere diger emperyalist güçlerle birlikte, kendi zulüm ve üstünlük anlayışlarını hakim kılmak için bu disiplin ve kararlılığı uyguluyorlar.
İsrail'Amerika’nın İran’a yönelik savas politikaları, sadece iki ülke arasındaki bir mesele olarak görülmemelidir. Bu, aynı zamanda küresel bir adalet sınavıdır. Bu sınavda kimlerin zalimin yanında, kimlerin mazlumun safında durduğu açıkça Ortada, ve halen ortaya çıkmaya devam ediyor. Tarih, bu duruşları unutmaz. Bugün susanlar, yarın hesap vermek zorunda kalacaktır.Bu noktada en büyük görev, bilinçli insan yetiştirmektir. Çünkü bilinç, zulmün en büyük düşmanıdır. Gerçeği gören, sorgulayan ve adalet duygusunu kaybetmeyen birey; bu karanlık yapının en büyük tehditidir. Bu yüzden bu karanlik yapı, sadece toprakları değil, aynı zamanda zihinleri de hedef alır. Eğitim sisteminden medyaya kadar birçok alanda, insanların düşünme biçimini şekillendirmeye çalışır.Ancak "zalimler istemesede Allah nurunu tamamlayacaktir" ayetinde Rabbimiz umudu yitirmemiz gerektiğini emrediyor. Tarih, zalimlerin değil, direnenlerin hikayesini yazar. Firavunlar her zaman olmuş, ama Musa’lar da hiç eksik olmamıştır. Önemli olan, hangi tarafta durduğumuzdur. Güçten yana mı, haktan yana mı? Sessizlikten yana mı, adaletten yana mı?Bugün bize düşen, bu sorulara samimi cevaplar vermektir. Eğer gerçekten adaletten yanaysak, bunu sadece sözle değil, eylemle de göstermeliyiz. Zulme karşı durmak, sadece bir tercih değil, aynı zamanda bir sorumluluktur. Bu sorumluluğu yerine getirmediğimizde, sadece başkalarına değil, kendimize de zarar veririz.
Evet Son yirmi–otuz yılın Ortadoğu haritasına bakalım. Dikkat çekici tablo en fazla ticaret yaptığımiz, ekonomik ve kültürel ilişkiler geliştirdiğimiz ülkelerin büyük bölümü savaş, darbe veya işgal süreçleriyle parçalandigini goruyoruz. Bu gelişmeler yalnızca o ülkelerin halklarını değil, ulkemizide ekonomik ve sosyal açılardan derinden etkiledi.Kalifornia Üniversitesinden ekonomist Prof Jeffrey Sach "ABD, AB ve NATO, Türkiye'nin iktisadi, teknik, ahlaki ve kültürel gelişme potansiyelinin %99'unu imha etti." diyerek konuyu bir cümlede özetlemiş.Bugün Ortadoğu’daki krizleri sadece “bölgesel çatışmalar” olarak görmek büyük bir yanılgıdır. Çünkü bu krizlerin ekonomik, sosyal ve kültürel sonuçları doğrudan ulkemize yansıyor.İran, Irak, Suriye, Libya, Afganistan, Filistin, Mısır, Lübnan Bu ülkelerin her birinde yaşanan krizler yalnızca o ülkeleri değil, ulkemizi de ekonomik ve sosyal olarak etkiliyor." Komşularınız yanarken refah içinde yaşamamiz mümkün değildir."
Evet, israi'Amerika’nın firsat bulduğu her noktada, Lübnana ve İran’a yönelik saldırgan politikalarını anlamak için, bu dörtlü yapıyı iyi analiz etmek gerekir. Firavun’un otoritesi, Karun’un sermayesi, Bel’am’ın meşruiyeti ve Haman’ın teknik aklı; bugün de karşımıza çıkmaktadır. Bu yapıya karşı durmak ise ancak bilinç, cesaret ve kararlılıkla mümkündür.Unutmayalim ki, zulüm karşısında susulmaz. Ve her suskunluk, bir zulmün daha doğmasına ve daha cok zarar gormemize zemin hazırlıyor. Eğer biz bugün ses çıkarmazsak, yarın ses çıkaracak bir vicdanımız da kalmayabilir. Bu yüzden şimdi, tam da şimdi, adaletin yanında durma zamanıdır. Çünkü tarih, sadece olanları değil, kimlerin nasıl tepki verdiğini de yazar. Ve biz, o tarihin neresinde durduğumuzu bugünden belirliyoruz.Mehmet Halit Demir23.Donem Mardin Milletvekili
