menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

ABD–İran Savaşında Yeni Dönem

12 0
yesterday

Ortadoğu’da savaşın kaderi artık yalnızca füzelerle değil; petrol tankerleri, istihbarat operasyonları, enerji koridorları ve diplomasi masalarında belirleniyor.

Trump’ın askerî baskısı, İran’ın stratejik direnci ve Rusya’nın Tahran hamlesi, küresel güç mücadelesinde yeni bir safhaya işaret ediyor.Ortadoğu'da yaşanan son gelişmeler, Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasındaki mücadelenin klasik bir askerî çatışmanın çok ötesine geçtiğini göstermektedir.Washington askerî üstünlüğünü sahaya yansıtmaya çalışırken Tahran coğrafi konumunu, enerji yolları üzerindeki etkisini ve bölgesel ilişkilerini stratejik bir direnç unsuruna dönüştürmektedir.

Moskova ise askerî müdahaleden ziyade diplomatik girişimlerle bölgesel hesapların içinde kalmaya çalışmaktadır.Dünya bugün son derece kritik bir soruyla karşı karşıyadır:ABD'nin askerî gücü İran'ı siyasi taviz vermeye zorlayabilecek mi, yoksa İran'ın petrol ve bölgesel güvenlik üzerindeki etkisi Washington'u müzakere masasına mı yöneltecek?Bu sorunun cevabı yalnızca Washington ve Tahran için değil, Ankara, Moskova, Pekin ve bütün Körfez başkentleri için stratejik önem taşımaktadır.Çünkü modern savaşlarda askerî başarı ile siyasi sonuç her zaman aynı değildir. Bir ülkenin hava savunma sistemlerini vurmak mümkün olabilir; ancak o ülkenin coğrafyasını, toplumsal dayanıklılığını ve uluslararası ilişkilerini bombalarla ortadan kaldırmak mümkün değildir.

ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'a yönelik askerî operasyonları durdurabilme yetkisini vurgulayan söylemi, Washington'un savaş ve müzakere seçeneklerini birlikte değerlendirdiğini göstermesi bakımından önemlidir.Trump yönetimi, İran'ın askerî ve nükleer kapasitesi üzerindeki baskıyı korumaya çalışırken genişleyen bir çatışmanın Amerikan ekonomisine, enerji fiyatlarına ve bölgesel müttefiklere verebileceği zararları da hesaba katmak zorundadır.

Nitekim 19 Ekim'de ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth'in İsrail Başbakanı BinyaminNetanyahu ile görüşmesinde İran geriliminin ele alındığı bildirildi. Bu temas, Washington'un askerî seçenekleri gündemden çıkarmadığını göstermektedir. [1]

Burada dikkat edilmesi gereken temel stratejik gerçek şudur:Amerika, İran'a ağır askerî zarar verebilecek kapasiteye sahiptir. Ancak İran'a verilecek askerî zararın, Washington'un istediği siyasi sonucu kendiliğinden doğuracağı garanti değildir.

Üstelik İran'a karşı gerçekleştirilen her operasyonun ikinci ve üçüncü dereceden sonuçları bulunmaktadır.Körfez'deki Amerikan üslerinin güvenliği, İsrail'in savunma ihtiyaçları, deniz ticaretinin sürekliliği, petrol fiyatları ve ABD'nin diğer küresel cephelerdeki yükümlülükleri bu hesabın parçalarıdır.

Dolayısıyla Trump'ın savaş ile diplomasi arasında manevra alanı bırakması, yalnızca askerî bir tercih olarak görülmemelidir. Bu yaklaşım, askerî güç kullanılarak siyasi pazarlık imkânı yaratılması stratejisinin bir uzantısı olarak da değerlendirilebilir.Savaşın en dikkat çekici gelişmelerinden biri, Amerikan yönetiminin yaptırım uygulanan bazı petrol tankerlerinin yeniden yasal taşımacılıkta kullanılmasına imkân verebilecek seçenekleri değerlendirmesidir.

15 Ekim tarihli Reuters haberine göre Washington, Rusya, İran ve Venezuela ile bağlantılı yaptırım listelerindeki belirli gemilerin, yaptırıma tabi olmayan petrolün taşınmasında kullanılabilmesini değerlendiriyor. Ancak bu henüz kapsamlı bir yaptırım kaldırma kararı değildir. [2]

8 Ekim'de İran'ın gölge tanker ağına yönelik........

© Maraş Gündem