Dervişlik:Duruş, Direniş, Diriliş
Evet, bu çağ tam da derviş olmanın zorunlu hale geldiği bir zor zaman. Derviş olmanın zaruret haline gelmesinin birçok gerekçesi olmakla birlikte bunlardan ikisi bir adım daha öne çıkmaktadır:
Birincisi “ben dervişim” diyenlerin hallerinden bîhaber şekilde dervişliğe ihaneti, ikincisi ise çağın işgaline uğramış ve konumunu kaybetmiş insanın sefaleti.
Dervişliğe ihanet, modernitenin ayartılarına ilave olarak arada kalmışların dine olan bakışlarını olumsuz yönde etkileyip,bireyle din arasındaki mesafeyi açarken, işgal altında değerlerini kaybetmiş insanın sefaleti ise varoluşsal cihanşümul bir sorun haline gelmiştir. Bu sorunun acı olan yönü, özellikle müslüman ülkelerdeki nesillerin postkolonyal süreçte zihinlerinin bile sömürüldüğünün farkına varmaması ve hatta sömürgecilere duydukları platonik hayranlığın ilan-ı aşka dönüşmesidir. Dahası, onlara duyulan hayranlığın doğal refleksi olarak yaptıkları taklitte bile aşırıya kaçmasıdır. Neticede görüne manzara şudur: Şehirler artık bizim olmadığı için, mekanını ve konumunu kaybetmişlerin sayısı da günden güne artmaktadır.
Sayfalarca sıralanabilecek bu hâl-i pür melâl, duyarlı herkese dinin tadını alma ve anlamını idrak etmek imkânı sunan dervişliğin ne ve nasıl olduğunu bir alternatif çare ve çözüm olarak anlatma/gösterme sorumluluğu yüklemektedir.
Bu sorumluluk bir zorunluluktur; zira kalpler kurumaya, gözler ferini kaybetmeye, gönüller solmaya, zihinler denî ile dolmaya başladı. Yüzlerdeki tebessüm bile doğallığını kaybetti. İnsanlar, kahkahaların altına sakladıkları bin bir kahırla sessiz feryatlar savurarak yol ve yön aramakta. Gel gör ki her adımda kendinden uzaklaşmakta, dağılmak ve toparlanamaz hale gelmekte. Büyük çoğunluk hala zihni işgalin,........
