İnsanlar Neden Spiritüalizme Kapılırlar?
İnsanları spiritüalizme götüren nedenlerin başında materyalizmin yükselişi ile insanı görünen bedene ve bedenin haz ve ihtiyaçlarına indirgeme anlayışı yer almaktadır. Bedenin haz ve ihtiyaçlarına aşırı odaklanma, beklenilen düzeyde bir tatmine ulaşmayı sağlamadığında bazen yılgınlığa veya kötümserliğe yol açmakta bazen de çarpık ve sapkın arayışlara kapı aralamaktadır.
Öte yandan giderilemeyen bedeni eksiklikler ve tatminsizliklerin yanına bir de ani gelişen ve üstesinden gelinemeyen olumsuzlukların eklenmesi, hayal kırıklıklarını derinleştirmekte, en sonunda bedenin görünmeyen tarafına merak salma ve materyalizm karşıtı eğilim ve akımlara yönelme dürtüsü ortaya çıkmaktadır. Bu yöneliş içinde olanların çoğu yaşadıkları toplumun dinî bilgi, değer ve tecrübesinden uzak olduğu için zihinlerinde oluşan boşluğu din dışı ruhsal ve gizemli anlayışlarla telafi etme arayışına sürüklenmektedirler.
Her ne kadar modern insan, yüksek düzeyde maddî imkanlara kavuşmuş ve yine gündelik ihtiyaçlarını en üst düzeyde karşılamış olsa da içinde ve zihninde oluşan duygusal boşlukları bunlarla dolduramadığı bir gerçektir. Böylesi durumdaki kişi, içindeki duygusal boşluğu gidermek ve bir ölçüde bastırmak için eğlenceye ve zevke yönelmekte veya eski inanç ve değerlerini baskılama ve yok sayma yoluna gitmektedir. Bunların yeterli olmadığı durumlarda sorumluluklarından kurtulma ve gerçek hayattan uzaklaşma eğilimi ortaya çıkmaktadır.
Ancak ne zevk ve eğlence ne de sorumluklardan kaçma onu tam olarak mutlu etmeye yetmediği gibi olumsuzluklardan da kurtulmasını sağlamamaktadır. Çünkü bu kaçışlar, adeta aldatıcı sarhoşluk hali yaşatmakta, iç dünyasındaki gerilimlerini bir süreliğine unutturmakta ve geçici bir rahatlama sağlamaktadır. Ama yaşadığı gerçek hayatın şartları ve sınamaları olduğu gibi ortada durmaktadır.
İşte bu noktada “madde ötesi şifacılık, ruhsal arınma ve ruhu dinlendirme” iddialarıyla ortaya çıkan spiritüalist düşünce ve yapılar kişinin dikkatini çekmeye başlamaktadır. Modern zamanlarda dinlerin imajlarının aşındırılmış olması ve sürekli olumsuz eleştiriye maruz bırakılmaları, zaten dinden ve dinî tecrübeden uzak bu insanların dine dönüşlerini engellemektedir. Böylesi bir girdapta ellerindeki tek adres kendilerini modern kalıplar içinde sunan ve modaya dönüşen spiritüalist düşünceler ve akımlardır.
Bunu bildikleri için spiritüalistler, yaptıkları işler için eski isimler olan “cincilik, kahinlik, ruhçuluk, büyücülük, cadılık, haşhaşîlik ve batınîlik…” yerine batı dillerinden aktarılmış veya uzak doğu inançlarından batıya intikal etmiş, çağdaş imaj ve görüntü kazanmış “medyum, spiritüalist metafizikçi, yoga, reikiki, astroloji, parapsikoloji, mistisizm, okültizm, ezoterizm, metapisişik, spiritüalizm, neo-spiritüalizm, teosofi…” gibi isimleri tercih etmekte veya öne çıkartmaktadırlar. Ayrıca ilgi çekmek için bunlar kendilerini “evrenin gizemlerini keşfedenler” veya “hakikati arayanlar ve açıklayanlar” olarak lanse etmektedirler.
Bir başka gerçek ise yeni değerler dünyası oluşturmadan zihninde var olan değerleri atmaya veya yok saymaya çalışan insan, zihninin derinlerinde hala o eski değerlerin bulunduğu gerçeğiyle yüzleştiğinde, bocalama hali yaşamaktadır. Çünkü tabiat boşluk kabul etmediği gibi insan zihni de boşluk kabul etmez. Zihinde bastırılan değerlerin yerine eğer yenileri ikame edilemezse, boş olduğu düşünülen yerde eski değerlerin hâlâ varlıklarını sürdürdüğü gerçeğiyle karşılaşılır. Bugün ateist olduğunu iddia eden kişilerin büyük bir tehlike karşısında zihinlerindeki eski inançların ve kırık dökük dua kırıntılarının ortaya çıkması, bunun en çarpıcı örneğidir. Bunu bastırmak için de kişiler çoğu zaman yukarıda adları sayılan sözde ruhçu anlayışlara yönelmektedirler.
Bir başka açıdan her şeyi parayla ve maddiyatla elde edebileceği düşüncesine kapılan çağdaş insan, ruhî ve manevî boşluğuna parayla çözüm bulacağı düşüncesindedir. Bu düşünce onları spiritüalist sektörün bir numaralı hedef müşterisi haline getirmektedir. Nitekim spiritüalistlerin müşteri kataloglarının daha çok hali vakti yerinde kişilerden oluştuğu dikkate alınırsa bu gerçek kolayca görülür.
Modern zamanlarda “gizemi keşfetme, hakikat arayışı veya şifa bulma iddiası” bazı insanlara çekici gelmekte, onların “kesin hakikat, kesin çözüm, kesin şifa” diye anons ettikleri bilgiler geçici rahatlama etkisi bırakan bir nevi plasebo tesiri yapmaktadır.
Halbuki hayat, insan bakımından kesinlik üzerine değil şartlar, imkanlar ve ihtimaller üzerine kuruludur. Hayatta her şeyin iyi-kötü, zararlı-faydalı ve güzel-çirkin yönleri bulunur. Bazen şifa kaynağı olan bal insana zehir tesiri yapabilir, bazen de bir akrebin zehri şifa veren ilaca dönüşebilir. Hava ve yer olaylarındaki beklenmedik gelişmeler kesinliğin o kadar da kesin olmadığının en çarpıcı göstergesidir. O kadar teknolojik gelişmişliğe rağmen hâlâ doğa olaylarıyla ilgili kesin bilgilere ulaşabilmiş değiliz. Daha da önemlisi “insanın öngörülmez varlık olduğu” gerçeği hâlâ geçerliliğini sürdürmektedir.
Öyleyse araba kullanırken nasıl ki gaz pedalıyla fren pedalının ikisini birden aklında tutuyorsa insan, yaşadığı hayatta İslam’ın önerdiği umutla kaygı arasında bir noktada durmalı, Allah’ın rahmetini umarken şeytanın şerrinden korunmalı, geçici ve sahte çağrılara değil, kalıcı ve sahici vaatlere kulak vermeli; sağlam inanç ve samimi ibadetle desteklenmiş dürüst ve tutarlı bir ahlakî hayat yaşamalıdır. Cağfer Karadaş
1 Ramazan 1447 / 19 Şubat 2026
