Sekiz Lisanla Yazılan Bayram Tebriği
Aslen Diyarbakırlı bir Süryani olan Lui (Louis) Sabuncu Antakya’daki patrikleri tarafından Roma’ya doktora yapmaya gönderildi ve 1863 yılında tezini tamamlayarak Beyrut’a döndüğünde rahip tayin edildi. Burada kardeşiyle birlikte kurduğu matbaada “en-Nahle” ve “en-Necâh” gibi farklı isimlerle gazeteler çıkardı. Bir müddet sonra da önce Amerika Birleşik Devletleri’ne, ardından da İngiltere’ye giderek yerleşti. Orada “Mirâtü’l-Ahvâl”, tekrar “en-Nahle” ve “el-Hilâfe” isimli gazeteler neşrederek bunlarda Osmanlı Devleti’ne karşı ağır eleştirilerde bulunmaktan çekinmedi.
Bir müddet sonra Osmanlı aleyhinde yürüttüğü çizgisinden vazgeçmesi üzerine İstanbul’a döndü ve Padişah İkinci Abdülhamid tarafından Mâbeyn-i Hümâyûn tercümanlığına tayin edildi. Bu görevi süresince bilhassa Avrupa’da Osmanlı ve İslam dünyası hakkında çıkan yazıları tercüme ederek Padişaha takdim etmekteydi. 27 Nisan 1909 günü ikinci Abdülhamid’in tahttan indirilmesi üzerine yıllar önce bulunduğu Amerika Birleşik Devletleri’ne tekrar gitti ve 1931 yılında Los Angeles’ta öldü.
Sarayda görev yaptığı süre içinde mübarek günler ve geceler vesilesiyle birçok devlet erkanı gibi Lui Sabuncu da Padişah’a tebriklerini sunuyordu. Bu tebrikleri içinde en dikkati çeken 1324 hicri senesi (1907) Ramazan ayı münasebetiyle Padişaha yazarak takdim ettiği ve bildiği sekiz lisan üzere kaleme aldığı tebriki oldu.
Bir süryani rahibi olarak yetiştirilen Lui Sabuncu 13 Şubat 1907 tarihinde Osmanlı Padişahı İkinci Abdülhamid’e yazdığı “Sekiz Lisan Üzere Tebriknâme” başlıklı tebrikinde önce Osmanlı’ca bir giriş yaparak “Bin üç yüz bu kadar senedir tekerrürü ile dünyayı bir feyz ve mesâdeteyleyen Îd-i Mübârek-i Fıtrın (Ramazan Bayramının) bu sene dahi şerefhulûlu münasebetiyle bendegân-ı sadâkat-ı nişân ile beraber bildiğim sekiz lisan üzere atebe-i felekmertebe-i şâhanelerine tebrîkât ve tehniyât-ı kemterânemi arza cesaretyâb oluyorum” diyordu. Süryani rahip Allahü Tealaya dua ederek Padişahın yaşadığı sürece daha nice yıllar oruç tutmasını ve diğer ibadetlerini yerine getirmesini temenni ederek bayramını tebrik ediyordu.
Türkçe dışında Arapça, Keldanice, Süryanice, Latince, İtalyanca, Fransızca ve İngilizce olarak kaleme aldığı tebriknâmesinde Luis Sabuncu tebrikini bir şiir üslubuyla takdim etmişti. Arapça yazdığı tebrikte Padişahın orucu gerektiği gibi tuttuğunu, halife olarak iyiliklerinin inkâr edilemeyeceğini, Hz. Muhammed’in dininin emirlerini yerine getirdiğinde sadece müjdeci olduğunu, İslam’da örnek oruç tutan olduğunu, Allah’ın biriken ecrini kendisine vermesini, iyiliğini oruçla ve takvayla tamamladığını, bayram günü mutlu olarak orucunu açtığını ve bu bayramın yer yüzündeki en büyük bayram olduğunu ifade ediyordu.
Mütercim Sabuncu Keldanice, Süryanice ve Latince tebriklerini nesir şeklinde yazarken her birini bu dillerin kendi harfleriyle kaleme almıştı. İtalyanca, Fransızca ve İngilizce tebriklerini ise yine Arapça tebrikinde olduğu gibi şiir üslubuyla yazmıştı. Bunların muhtevası hemen hemen birbirine benziyordu.
Fransızca tebriğinde:
Bu çok mutlu günde Yüce Allah’a dua ediyorum
Tahtının önüne sunuyorum Zaferi size vermeyi
Ey Büyük Halife ve Sultan Allah iyidir ve Rahmandır
Çiçekler ve güller bir taç Zaferinizi artırsın
İngilizce tebriğinde:
Bu mutlu günde Size ben de saygımı sunuyorum
Allah’a inanan her Müslüman Yüce Efendimi mübarek kılsın
Aşk ve coşkuyla Biliyorum aynı şekilde tam bilgiyle
Allah’ın o büyük sultanı İstanbul Boğazı Bosforu idare edecek
Lui Sabuncu 30 Mart 1895 tarihli önceki yazdığı tebriklerinin birinde yine Padişahın Ramazan Bayramını tebriklerini sunarken bugünün Padişahı her yönüyle mesut etmesini temenni ediyordu. Allahu Teala’nın “Halife-i Rû-yı Zemin ve Emirü’l-müminin” olan Padişahı daha nice yıllar böyle mübarek bayramlara kavuşturmasını, yüce hilafet ve saltanat tahtında sürekli ve her zaman Cenâb-ı Hakkın lütfuna ulaşarak mutlu kılsın diye dua ediyordu.
Öyle insanlar vardır ki hayat çizgileri onları yaşadıkça farklı fikirlere, bunlara bağlı davranışlara sürükler. Kimi zaman onlara başladıkları anlar ile son dönemlerinde bambaşka kişiliklere de dönüşebilirler. Şayet elde edilecek delillerle olgunlaşmış ve oturmuş şahsiyetler ortaya konabilir. Lui Sabuncu da İstanbul’daki devlet erkânı ve münevverlerinin günlük hayatları içinde ciddi tartışmaların odağında yer almıştı. Fakat ömrünün sonlarına doğru İslamiyet ile ilgili önyargılarını bırakıp Müslüman olduğuna dair rivayetler de var. Dahası sadece bir fikir adamı olmadığı, teknik bilime de çok meraklı bulunduğundan fotoğraf makinelerinin gelişmeye başladığı dönemde kendine ait buluşlarla ciddi katkıda bulunup adından söz ettirdiği........
