Ruhunu Kaybeden Eğitim Üzerine
Aşık Yunus’un: “Beni bende demem bende değilim. Bir ben vardır. Bende benden içeri.” Şiirinde ifadesini bulduğu üzere; her zahirin bir batını, her görünen yüzün ötesinde, bir özü, bir ruhu vardır. Her çocuğun görünen yeteneğinden başka keşfedilmeyi bekleyen nice yetenekleri vardır.
Eğitim; yetişmiş neslin, yetişmekte olan nesle bilgisini, görgüsünü, ahlakını, edebini aktarma ve istendik davranışlar meydana getirme olayıdır. Diğer taraftan eğitim; insanın (fıtraten) yaradılışına uygun olarak yönlendirilmesi, yeteneklerinin keşfedilip geliştirilmesi; bilgi bakımından donanımlı, ahlaki açıdan temiz, davranışları yönünden şahsiyetli, karakterli, sosyal ilişkilerde; adaletli, merhametli, hoşgörülü hale getirilmesi için verilen mücadeledir.
İnsan etten, kandan, kemikten ibaret bir varlık olmadığı gibi, hayatta bilgiden, diplomadan, kariyerden, meslekten, makamdan; ekonomik kazançtan ve salt başarıdan ibaret değildir. Belki de bu kazanımlara değer katan asıl kazanç; insanın insanî derinlidir. Onun inancı ahlakı, vicdanı, niyeti, merhameti ve adaletidir. Bilgi, ekonomi, teknoloji, makam, mevki ve maddi güç ancak iyi eğitilmiş insanların elinde bir anlam ifade edebilir. Aksi halde bilgiler insanlığı felakete sürükleyen; acımasız, ihtiraslı, kendi mutluluğunu başkalarının göz yaşında arayan zalim insanlar yetiştirmekten öteye geçmez. Bilgi güçtür; fakat vicdanın denetiminden, ahlakın yönetiminden çıkarıldığı zaman bu güç korkunç bir silahtır.
Eğitimcinin öncelikli çabası, salt bilgiyi, ekonomiyi ve teknolojiyi öğretmek değil, bilgiyi ekonomiyi ve teknolojiyi üretecek, onu insanlığın hayrı için kullanacak ruh ve karaktere sahip insan yetiştirmek olmalıdır. Akademik eğitimden önce ahlak ve maneviyat eğitimi verilmelidir. Diploma avcılığı yerine faydalı ilim yolculuğu öğretilmelidir.
Bunun dışında birde insanın zihnini bilgi deposuna çeviren; buna karşılık, bilgiye yönlendirecek ahlaktan, vicdandan yoksun bırakan; bilgiyi davranışa, davranışı karaktere, karakteri güzel ahlaka dönüştüremeyen eğitim vardır ki bunun adı da “ruhsuz eğitim” dir. Ruhsuz eğitim teknik olarak, insanı bilgili yapan bilge yapmayan; zihni eğiten, vicdanı eğitmeyen; iyi insan yetiştirmeyen, fayda sağlamayan; enerjiyi, sinerjiyi heba eden vakti öldüren eğitimdir. Günümüzde eğitime yönelik en haklı eleştiriler; eğitim sistemimizin çocuklarımızı ezberci birer sınav nesnesi, faydasız veri deposu ve ekonomik çarkın dişlisi olarak algılamasıdır. Ahlakı, terbiyeyi, merakı, sanatı, estetiği karakteri, yaratıcılığı eğitimi tali bir mesele olarak görmesidir. Akademik yönden başarılı fakat sorumluluk duygusu taşımayan; başarı baskısı altında geleceğinden kaygılı, tükenmişliğe ve mutsuzluğa sürüklenen nesiller yetiştirmesidir. Böyle ruhsuz bir eğitim sistemi sadece günümüzü değil, geleceğimizi de tehdit altına almaktadır.
Ezbere dayanan sınav odaklı bir eğitim sisteminden kurtulmanın yolu, güzel ahlakı, terbiyeyi; sormayı, sorgulamayı, araştırmayı, sanatı, estetiği, felsefeyi eğitimin merkezine almak suretiyle eğitime anlam katmak ve eğitime yeniden ruh kazandırmaktır. Eğitimin ruhu, öğrenciyi sınavlara hazırlamak değil, bununla birlikte hayata hazırlamaktır. Müfredatın ruhu; içindeki bilgiler değil, okuyanda bıraktığı düşünce ve insanlığa sunduğu faydalardır.
Bilgi sadece sınavlarda kullanılacak bir araç değildir. Bilgi; hayat boyu, her zaman istifa edilecek bir değerdir. Ders işleme sadece anlatıma veya........
