menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

“Bir İnsana İşte Bu Kadar Toprak Yeter!”

5 0
17.10.2026

Yazıma, Rus yazar Lev Tolstoy’un dünyaca ünlü “İnsana Ne Kadar Toprak Lazım?” adlı eserinde anlatılan; daha fazla toprağa sahip olmak için dünyevi hırslarına yenik düşen ve trajik bir şekilde can veren Pahom adında ki bir çiftçinin ibretlik bir hikayesiyle başlamak istiyorum.  

Hikâye şöyledir: Pahom, “Daha toprağım olsa şeytandan bile korkmam” düşüncesini taşıyan; gece gündüz çok fazla mülk edinme hırsı ve hayaliyle yaşayan; toprak aldıkça hırsı ve doyumsuzluğu daha da artan bir çiftçidir. Bir gün kendisine uzak bir bölgedeki Başkır reisinden reddedilemeyecek bir teklif gelir: 1000 ruble karşılığında,güneş batmadan önce yürümeye başladığı noktaya geri dönmek şartıyla güneşindoğuşundan batışına kadar yürüyerek çevreleyebileceği tüm toprak senin olacaktır. Aksi takdirde parasını ve hakkını kaybedeceksin. Denilir.

Pahom sabah güneş doğarken; sahip olacağı arazinin sınırlarını çizmek amacıyla heyecanla koşmaya başlar. Yürüdükçe; sulak ağaçlık ve daha verimli, arazileri gördükçe “Şurayı da katayım, burayı da kaçırmayayım” derken; hırsı, Açgözlülüğü ve tamahkarlığı yüzünden çok uzaklara gider. Güneşin batmakta olduğunu fark ettiğinde; tüm gücüyle çatlarcasına koşmaya başlar.  Kan ter içinde koşarak ciğerleri patlama noktasına gelen Pahom tam da güneş batarken, başlangıç noktasına ulaşmayı başarır ama, yorgunluktan yere yığılır. Ağzından, burnundan kan gelerek oracıkta can verir. Pahom ‘un ölümünün ardından, oradakiler ona bir mezar kazarlar ve reisin ağzından şu ibretlik sözler dökülür:“Bir insana işte bu kadar toprak yeter!” Buna ilaveten bir de sekiz metre bez yeter! 

Pahom daha fazla toprağa sahip olmak için can havliyle koşarken, ne yazık ki ölümün ansızın kendisini yakalayabileceğini aklına getirmemiş; hırsının ve tamahının kurbanı olmuştur.

Genel anlamda; hırsın, tamahın ve tûl-i emelin belirli bir ölçüde insanda bulunması, yaratılışla ilgili bir gerçektir. İnsanın daha iyi yaşaması, ailesinin geleceğini güvence altına alması için çalışması; üretmesi, meşru yollardan mal, mülk, servet edinmesi; hatta zenginleşmesi hayatın akışı içerisinde, dinen ve ahlaken olağan bir durumdur.  Ancak olağan olmayan şey; dinin, ahlakın, vicdanın, ekonominin siyasetin ve sosyal hayatın dengesini bozan; barışı, kardeşliği, adaleti, liyakati ortadan kaldıran aşırı servet biriktirme tutkusuna kanun-kural, helal- haram tanımadan; kul hakkı, ahiret azabı düşünülmeden; dinin, ahlakın, vicdanın kurban edilmesidir.

Bu sebepledir ki İslam ahlakı ve tasavvuf anlayışında insanın dünya hayatına ve dünya malına duyduğu aşırılık; “Hırs”, “Tul-i emel”, “Tamah” gibi kavramlarla açıklanmaya çalışılmıştır. Zühd ve kanaatin zıddı olan hırs: aşırı mal tutkusu; nefsin doymak bilmemesi, elindekilerle yetinmeyip, hep daha fazlasını istemesi; kişinin aklını, inancını, ahlakını ve vicdanını etki altına almasıdır. Zamanla bu istemin mal ve para biriktirmenin ötesine geçerek, nefsin doyumsuzluk mertebesine erişmesi; para, mal, makam, şan, şöhret, güç itibar gibi başkalarının sahip olduğu herşeyi ele geçirme arzusuna dönüşmesi; hırs ve tamahın en tehlikeli boyutudur.

“Hz. Peygamber’in (s.a.v): “Çoklukla övünme yarışı sizi kabirlere varıncaya kadar oyaladı”. Tekasür suresini okuduktan sonra şöyle buyurdu: “Âdemoğlu ‘Malım, malım!’ Der. Ey âdemoğlu! Acaba yiyip tükettiğinden, giyip eskittiğinden ve sadaka verip (ahirette karşılığını almak üzere) önden gönderdiğinden başkası senin malın mıdır?”“Âdemoğlunun........

© Maarifin Sesi