Buhara Buhara: Poi Kalan Meydanı/Külliyesi
Özbekistan Gezi Notlar-6
Leb-i havuz meydanından ayrılarak dar sokaklardan Mir-i Arab Medresesi, Kalan Minare ve Kalan Caminin bulunduğu eski Şehristan’daki Poi Kalan Meydanına doğru yürümeye başladık. Yol güzergâhında ahşap sütunlu ve ahşap işlemeli tavanıyla sayfiyesi dikkatimizi çeken küçük bir mahalle camisinde nefeslendikten sonra yürüyüşümüz Poi Kalan Meydanına yakın bir konumdaki Abdülaziz Han Medresesinde bitti.
Abdülaziz Han Medresesi
Uluğ Bey Medresesine nazır bir konumdaki Abdülaziz Han Medresesi Uluğ Bey Medresesi ile mimari bir bütünlük oluşturmuş. Tarihî olarak yeni olan Abdülaziz Han Medresesi (1652 yılında inşa edilmiş.), eski olan Uluğ Bey Medresesine (1417-1420 yılları arasında inşa edilmiş.) göre daha gösterişli ve ana kapısının üzerindeki vazo içerisinde açan çalı mozaikleri ile ihtişamlı görünüşe sahip. Giriş kapsının üzerindeki levhada Özbekçe, İngilizce ve Rusça olarak medresesinin 1652 yılında inşa edildiği, Uluğ Bey Medresesi ile mimari bir bütünlük oluşturduğu, içindeki 1316 parça ahşap eser koleksiyonu ile 1988 yılında müze olarak hizmet vermeye başladığı, koleksiyonun toplanmasının 90 yıllık bir çalışmanın sonucu olduğuna dair bilgiler yer alıyor. Taç kapısının en üst bölümündeki mozaikler yer yer dökülmüş.
Abdülaziz Han Medresesinden sonra karşısındaki Uluğ Bey Medresesine geçtik. Medresenin giriş kapısındaki levhada “ULUĞBEK MADRASASI 1417 Yıl” yazısıyla eserin inşa edildiği yıl belirtilmiş. Uluğ Bey’in yaptırdığı ilk medrese olduğu kabul ediliyor. İki katlı talebe hücreleri ile çevrili iki eyvanlı kare avlusu, ders salonu, kubbe salonları ve giriş salonunun kesiştiği noktada bulunan camisi ile bölgedeki emsallerine ve Semerkand’da Registan Meydanındaki adaşına göre mütevazı bir görünüme sahip. Her ikisinin de banisi adlarını aldıkları Timur Hükümdarı Emir Timur’un torunu Uluğ Bey (ö.1449). İlim aşığı bir hükümdar olduğu daha ilk başta medresenin ahşap giriş kapısına oyma hatla “Talabu’l-’ilmi farîdatun ‘ala külli muslimin ve muslimetin.” (İlim öğrenmek kadın erkek her Müslümana farzdır.) yazdırmasından anlaşılıyor. Tercümeihaline baktığımda; matematikçi, astronom, edip ve şair olmasının yanı sıra kıraat ilmine vukûfiyeti bulunan, döneminde kendi alanında başarılı din, ilim, sanat ve edebiyat âlimlerini etrafında toplayarak onlardan istifade etmiş bir devlet adamının ötesinde bir bilim adamı şahsiyeti ile karşılaştım. Geriye bıraktığı eserlerini okuduğum özgeçmişi ile birlikte değerlendirdiğimde; Uluğ Bey’i diğer hükümdarlardan ayıran özelliğinin, matematik ve astronomi bilimini el üstünde tutması ve astronomi ilminin modern döneme taşınmasına özellikle Semerkand’da inşa ettirdiği rasathane ile hem maddi hem ilmi katkı sağlaması olduğunu söyleyebilirim. Devlet adamı olarak sadece ilim adamlarına ve öğrencilere hamilik, medreselere banilik yapmakla iktifa etmemiş beraberinde ilim adamı olarak bilim dünyasına ilmî katkılarda sağlamış.
Kalan Cami ve Kalan........
