Yabancı Okullar Ne Kadar Yabancı?-2
-Yabancı Okullardan Sevr’e Giden Yol-
Protestan misyonerlerin eğitim faaliyetlerine gelince; Amerikalı misyonerler 1820 yılında Beyrut ve çevresine gelerek eğitim faaliyetlerine başlamışlar; Kahire, Kudüs, Halep, Arapgir, Malazgirt, Antep, Maraş, Kayseri, Sivas, Merzifon, Trabzon, Harput, Erzurum, Van, Bitlis, Mardin, İzmir, Bursa ve İstanbul’a; Anadolu, Suriye, Filistin, Yunanistan, Bulgaristan ve Rumeli’nin muhtelif yerlerine süratle yayılmışlardı. Amerikan Board Misyonerleri Anadolu, Rumeli ve Suriye’de yedi darülfünun, 43 yüksek mektep, 417 mektep ve beş ruhban kuruluşunu idare ediyordu. 1917 senesi rakamlarına göre Amerikan misyonerlerine ait gündüzlü okullarda 27.000, yatılı okullarda 35.000 öğrenci okumaktaydı. Kızlar için açılan kolej ve ortaokul sayısı ise 35’e ulaşmıştı.
İngiliz Protestan misyonerleri ise 1851 senesinde Filistin’de çalışmaya başlamış; Kudüs, Nablus, Nasıra, Hayfa, Akka, Yafa, Salt, Muab, Kerak, Beytülahim ve Gazze’ye kadar yayılmışlardı. Sevr haritası açıldığında bu bölgenin İngilizler tarafından işgal edilmiş olması, asıl gayenin eğitim olmadığını, aksine bölgenin işgal edilmesinin ve petrolün ele geçirilerek iktisadi sömürünün amaçlandığını ortaya çıkarıyordu.
Rumeli’ye bakıldığında, 1835’te Slavlık temeli üzerine kurulan ilk Bulgar okulu ile başlayan süreç, 1870’te Edirne’de gündüzlü ve yatılı seminer/ruhban mektebi açılmasına kadar artarak devam etti. 1840’ta İstanbul Bebek’te Amerikan misyonerlerinden Cyrus Hamlin’in açtığı ve sonradan Robert Koleji adını alacak olan seminer/ruhban mektebi yerli papazların yetiştiği kurum olmuş, buradan yetişen gençler Bulgaristan’da ihtilal çıkaran ve idareyi ele alan kişiler olmuştu.
1706’da sadaret makamına getirilen Çorlulu Ali Paşa’nın tehlikenin büyüklüğünü fark etmesi üzerine, Katolik rahipler baskı ve kontrol altına alınmaya başlanmış, yabancı okulların takibi konusunda Sultan Abdülaziz ve II. Abdülhamit döneminde alınan önlemlerle pek çok yabancı okul kapatılmıştı. II. Abdülhamit, ruhsatsız açılmış olan 400’ü aşkın Amerikan Protestan okulunun kapatılmasına karar verince, Amerika’nın baskısıyla on okul hariç tamamının kapısına kilit vurulmuştu. II. Meşrutiyet ve Cumhuriyet dönemlerinde de yabancı okullarla mücadeleye devam edildi. Günümüze gelindiğinde Lozan Antlaşması güvencesiyle faaliyetlerine devam eden yabancı okullar, eskisi gibi dikkatleri üzerine çekmese de bir nevi gönüllü devşirme düzeneğine ve zihinsel sömürü mekanizmasına dönüşmüş durumdadırlar.
Osmanlı döneminde yabancı özel okullara kabul edilen Müslüman çocuklar daha çok prens, paşa, yüksek şahsiyetler, banka müdürleri, komisyoncular, tıp doktorları, hukukçular gibi devletin ve toplumun beyin takımı olan üst düzey sosyal grupların çocukları iken, günümüzde kaba bir genellemeyle varlıklı ve zeki çocuklar kabul edilmektedir. Milli Eğitim ve Kültür dergisinin 1978 Aralık ayı sayısında Prof. Dr. Hikmet Tanyu tarafından kaleme alınan “Robert Kolejde İslamiyet ve Türk Düşmanlığı” başlıklı yazısında, yabancı okullardaki tehlikeli faaliyetlerle ilgili olarak suç duyurusunda bulunularak Millî Eğitim Bakanlığının göreve davet edildiğini belirten Dinçer, bu konuda herhangi bir işlem yapılıp yapılmadığının bilinmediğini ifade etmektedir.
Yabancı okulların hamisi ve kurucusu devletlerin Osmanlı coğrafyasındaki faaliyet bölgeleri dikkate alındığında, Sevr Anlaşması’yla Fransızların Suriye’yi; İtalyanların Antalya’yı ve çevresini; İngilizlerin Filistin’i ve Hicaz Yarımadası’nı işgal etmeleri, onlarca yıldır yabancı okullar eliyle gerçekleştirdikleri kültürel işgalle doğrudan ilintilidir. Diğer bir ifadeyle Osmanlı coğrafyasının neredeyse tamamı Hristiyan tarikatlar tarafından açılan yabancı okullar eliyle istila edilerek kültürel işgale maruz kalmış, ecdat yadigârı nice vatan toprakları “yabancı okullar” marifetiyle kontrolümüzden çıkarak önce zihinsel, ardından fiilî işgale uğramışlardır.
Böylece Tanzimat’tan bu yana “yabancı okulların” aşina olduğu vatan coğrafyasına yabancı kalışımızın faturası bir hayli ağır olmuş, aradan geçen yüz yılı aşkın zaman dilimi içerisinde de yitik vatan coğrafyalarına huzur ve sükûn hâlen gelememiştir. Yakın tarihimizden devraldığımız “yabancı okullar” tecrübesi ve mirasının etraflıca analizi yapılarak dersler çıkarılması ve yeni değerlendirmelerle birlikte stratejilerin belirlenmesi her zamankinden daha da önem kazanmaktadır.
Günümüzde yabancı okullardan ziyade, yabancı ülkelerle imzalanan uluslararası anlaşmalar çerçevesinde eğitim veren ülkemizin en gözde okulları ile yine en başarılı devlet okullarımızda öğrenim gören öğrencilerin, kültürel ve zihinsel işgale maruz bırakılmadan millî bilinç ve benlik kazanmalarını sağlayacak ciddi stratejilerin belirlenmesi gerekmektedir. Son yıllarda yurt dışında eğitim hayallerinin ortaöğretim ve hatta ilköğretim çağlarına kadar indiği müşahede edilmektedir. Bu durum Osmanlı’da yaşanan “yabancı okullar faciasını” akla getirmektedir.
Henüz reşit olmamış Türk gençlerini, “yurt dışı” eğitim adıyla kamufle edilmiş zihinsel ve kültürel devşirme tezgâhına kaptırmak istemiyorsak, buna ilişkin çözüm önerisine kulak vermekte fayda var. Tebliğini 1978 senesinde sunan Dinçer’in, başta yabancı okullar olmak üzere Millî Eğitimde yaşanan sorunlara ilişkin çözüm önerisi ise şöyle: “Türk okulu, okul hâline geldikten sonra, yabancı özel okullara talep kendiliğinden azalır. Bugün yabancı özel okullara talebin çokluğu, velinin Türk okulunda bulamadığını yabancı özel okulda bulmasındandır. Bu da en basit ifadesiyle, çocuğun, iktisadi hayatına ve ileride ilmî çalışma yapmayı düşündüğü takdirde ilmî çalışmalarına yardımcı olacak bir yabancı dili öğretmek imkânına sahip olmasıdır.”
Velhasıl-ı kelam, gençlerimizde artık kara sevdaya dönüşen yurt dışı eğitim hayalinin ve beyin göçünün önüne geçmek, ancak gözü dışarıda bırakmayacak nitelik ve donanımla mücehhez kılınmış bir eğitim ve eğitim kurumlarıyla mümkündür.
