21. Yüzyılda Örnek bir Eğitimci: Şerafeddin Gölcük
1989 yılında Konya’da İlahiyat Fakültesi’nde tanıştık.
9 Ekim 2026 Cuma günü vefat edinceye kadar irtibatımız hiç kesilmedi.
Prof. Dr. Şerafeddin Gölcük benim doktora hocamdı.
21.Yüzyılda tam anlamıyla örnek bir insan, mükemmel bir eğitimci idi.
İlahiyatta okuduğum süreçte her Cuma günü ziyaret etme zorunluluğu getirmişti.
Bana çay kendine ıhlamur söyler ve dar âlemde fakültemizden geniş dairede İslam dünyasına yönelik konuşmalar yapardık.
Muhatap olduğu herkese “sen benim için şu anda dünyanın en değerli ve önemli insanısın” duygusunu -ki bu en önemli sünnetlerdendir- geçirirdi.
Sağlık Meslek Lisesi eğitiminden sonra İlahiyat Fakültesini tercih etmem, Sağlık Memuru olarak gece çalışıp gündüz yüksek tahsile devam etmem, Zülfikar kitap kırtasiye gibi ticari faaliyetlerim ve bir vakfın YKB gibi STK çalışmalarımı her ilahiyatçı da olması gereken ”çeşitlililk” olarak teşvik ve takdir ederdi.
Dar ve geniş âlemdeki 3 T (Tespit-Tenkit-Teklif) çerçevesinde dile getirdiğim fikirlerimi çok önemser bazen bunları yazıya döküp kendisine ulaştırmamı isterdi.
Belki de yazarlık hikâyemin en önemli adımları O’nun teşvik ve takdirleriyle atılmıştı.
İlahiyat son sınıfa geldiğimde “senin hacca gidip oradaki tecrübelerini kaleme alman çok önemli” cümlesiyle beni DİB Hac dairesinde bir isme yönlendirdi.
Sağlık Memuru olarak görevli gitmemi ve tecrübelerimi yazmamı istiyordu.
25 yaşın altının görevli gidemediği söylendi.
İlahiyattan hemen sonra öğrenci-memur olarak ikinci yüksekokul Sağlık Eğitim Enstitü’ne girdiğim için bu proje kaldı.
Kelam biliminde doktoraya Şerafeddin Gölcük hocamın ısrarı ile girdim.
Özellikle sağlık ve sosyal hizmetler tecrübemi kelamın sosyal meselelere bakışını geliştirmesi açısından önemsiyordu.
Çünkü Şerafeddin Gölcük hocama göre; iman ilim ile, ilim amel ve ihlas ile takviye edilerek ahlaka dönüşmediği sürece kuru bir iddia ve şişirilmiş bir egodan başka insana bir katkı sunmayacaktır.
Şerafeddin Hoca mükemmel bir eğitimciydi.
Yumuşak bir dil, Güleryüz, samimi bir yaklaşımla bütün öğrencilerinin kalplerine girmeyi başarmıştı.
Şerafeddin Gölcük hocam edebiyat aşmış belagat sahibi bir insandı.
Yani konuştuğu her şeyi önce kendi üzerinde yaşayan sonra öğrencisine aktaran bir eğitimciydi.
Doktorasını yaptığı Sorbon’da İslam Dünyası’nın önde gelen isimleriyle (Muhammed Hamidullah, Râşid el-Gannûşî, Malik bin Nebi, Ebu’l-Hasan Benî Sadr) kurduğu samimi dostluk sayesinde ümmete yönelik çok geniş ve derinlemesine bir bilgi ve fikir sahibi olmuştu.
Bu tecrübelerini herkesin mutlaka okumasını şiddetle tavsiye ettiğim “Ümmetle Birlikte” kitabında paylaştı.
Kelam ilminin bugünkü geldiği noktada; yazdığı telif ve tercüme kitaplar, dile getirdiği hususlar ve yaptığı aktif görevler sayesinde Şerafeddin Gölcük hocamın büyük payı vardır.
Şerafeddin Gölcük hocam, Bekir Topaloğlu ve Hüseyin Atay ile birlikte Cumhuriyet devrinin en önemli 3 büyük kelam âliminden birisidir.
Şerafeddin Gölcük çok değer verdiği ve onlara yönelik ümitlerini hep muhafaza ettiğini her fırsatta dile getirdiği gençlerin yetişmesini hayatının bütün dönemlerinde en birinci önceliği olarak görmüştür.
Gölcük gençlere; İslam’ın ve Türkiye’nin problemlerinin çözümü hususunda “içeriden baksınlar, benimsesinler, dışarıdan bakmasınlar. Şikago’dan, şuradan buradan bakmasınlar” şeklinde yerli bir duruş tavsiyedir. O gençleri kendisi Paris’te doktora yaparken bizzat işin merkezinde müşahede ettiği oryantalist bakış açısına karşı da uyarmıştır:
“Bir oryantalist gözüyle kendi dinimize bakmayalım. Bizde maalesef çok var böyle yapan.”
Gölcük gençlere meşgul oldukları ilimde başarılı olmak için kolaydan zora doğru giderek son ve en müşkül meseleye kadar azimle çalışmalarını önerir ve konuyu kendi çalışma alanı kelam ilminden örneklendir. O kelam ilmi ile meşgul gençlere, öncelikle müşkil meselelerin üzerine çok fazla gitmemelerini, sabırlı olmalarını tavsiye eder. Zira onun da altını çizdiği üzere Kelâm ilmi usulu’d-dindir.
Gölcük’e göre, kelâmın İslami ilimler içindeki görevi araçtaki motor gibidir. Ona göre Allah, Peygamberlik şerefi bahşettiği insanlara hangi vazifeyi verdiyse, kelamcıları da günümüzde aynı görev beklemektedir. Gölcük’e göre kelam âlimleri günümüzde İslam’ın asılları dediğimiz şeyi öğrenmek ve öğretmekle mesuldür.
Şerafeddin Gölcük’e göre, günümüzde Kelâm, bir müdafaa, savunma ilmi değil, bir izah, ikna ve ispat bilimidir. Dolayısıyla o bu ilimle meşgul olanların özgüvenle dine içeriden, kaynağından Kuran ve Sünnet çerçevesinden bakıp benimsemelerinin önemi üzerinde durur. Gölcük diğer iki kelamcı gibi ısrarla yeniden Kuran ve Sünnet üzerindeki tavsiyelerine döner ve şu cümleleri kurar:
“Kur’an’ı esas alsınlar. Ben bugün Kur’an’dan başka bir şey okumuyorum. Kur’an beni bana anlatıyor, Rabbimi bana tanıtıyor. Kur’an’ı ve sünneti esas alsınlar. Bu sahih sünnet lafını da çok tutmuyorum ben. Çünkü o sahih olarak kabul etmediğimiz şeylerin içinde ne kadar hikmetli şeyler var. Jacque Berque şunu söylerdi. Sizin birliğinizi sağlayan şu Muhammediniz var ya, odur derdi. Siz bilerek veya bilmeyerek tüm Müslümanlar onun hareketlerini tekrar ediyorsunuz. Bu Hıristiyanların böyle bir önderleri yok. Hz. İsa kurgusal, hayali bir şahsiyet çünkü. Böyle söylüyordu. Dolayısıyla peygambersiz bir din olmaz.”
Gölcük son dönem ortaya çıkan ve gençler arasında yayılan Kuran mealciliği ve sünnet........
