Bir Arada Yaşamanın Esrarı
BİRLİKTE YAŞAMA AHLAKI
İnsanlığın ezelî ve ebedî arayışıdır huzur. Hz. Peygamber’in (sav) rahmet yüklü nefesiyle dünyaya ilan ettiği o büyük muştu, bize barış içinde bir arada yaşamanın sadece mümkün değil, kaçınılmaz bir hakikat ve zorunluluk olduğunu anlatır. Fakat bu imkân, kendi kendine yeşeren bir nebat gibi değildir; insan ruhunun, toprağına gösterdiği ihtimama ve bağlı olduğu sarsılmaz usullere muhtaçtır.
Bugün modern dünyanın tenhalığında, kalabalıklar içinde yalnızlaşan insanlık için bir arada yaşamanın önündeki engelleri, yani ruhumuzun o gizli marazlarını yeniden teşhis etme ve tedavi üretmenin vaktidir.
I. Ruhların kaynaşmasının önündeki engeller ve Çağın Marazları
Bir arada yaşama irademizi baltalayan, bizi birbirimize yabancılaştıran yaralarımız derindir. Bunlardan bazıları şöyle özetlenebilir:
Asr-ı Saadet’ten Koparılan Köprüler: Asr-ı Saadet’in o berrak, sevgi ve fedakârlık üzerine kurulu iklimiyle aramıza ördüğümüz kalın duvarlar, bu günün insanını pusulasız bırakmıştır. O sağlam köprüler kurulmadıkça, birlikte yaşama ahlakının mayası olan ahlak bağları da kopmuş olur.
Ahlâkî Duyarlılıktan Uzaklaşmak: Medeniyet dediğimiz mefhum, betondan ve taştan ibaret değildir; o, ahlâkî bir duyarlılığın taçlanmış halidir. Bu ahlaki duyarlılığın hissizliği, toplumsal çözülmenin ilk habercisidir.
“Ben” Merkezli Dünyanın Çıkmazı: Bireysel hırsların, çıkar kavgalarının ve sadece anlık hazlara dayanan kör bir anlayışın esiri olmak, insanı insana kurt eylemiştir. Hâlbuki kitabımız Kur’an-ın ifadesinde insan, insanın cennet vesilesidir.
Farklılıkların Hikmetini Unutmak: İnsanlık, kendi renk ve dillerinin ilahi bir nakış, âsûde bir ahenk, birer imtihan ve zenginlik olduğu şuurundan fersah fersah uzaklaşmıştır. Oysa Kitab-ı Mübin bize şöyle seslenir:
“Onun ayetlerinden biri de, gökleri ve yeri yaratması, dillerinizin ve renklerinizin farklı olmasıdır. Şüphesiz bunda bilenler için ibretler vardır.” (Rûm, 30/22)
“Rabbin dileseydi insanları elbette tek bir ümmet yapardı.” (Hûd, 11/118)
Tanışmanın ve Bilişmenin Sırrından Mahrumiyet: Farklılıkların bizi birbirimizden koparmak için değil, tam aksine tanışmak, bilişmek ve bir diğerinde kendi suretimizi görmek için var edildiğini unuttuk.
“Ey insanlar! Şüphesiz sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık, tanışasınız diye sizi kavim ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız O’na itaatsizlikten en fazla sakınanızdır…” (Hucûrât, 49/13)
Bir Telkin: İnsanın şeref ve haysiyeti, kendi iradesi dışında doğduğu ırk, soy veya aidiyetlerde değil; kendi hür iradesi ve emeğiyle inşa ettiği ahlâki değerlerde gizlidir. Bu sebepten kazandığınla ve gayretinle övün. Sana hibe edilenle değil.
Fıtratın Zorunluluğuna Kör Bakmak: Birlikte yaşamak, insanın fıtratına........
