menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Dokunulmazlık Kırıldı: Ortadoğu’da Güç Dengesi Yeniden Yazılıyor

13 0
02.03.2026

Dün “Bir Füze Değil, Bir Rejim Vuruldu” demiştim. Bugün geldiğimiz noktada görüyoruz ki mesele yalnızca bir askeri operasyon değil, bir devlet kapasitesinin test edilmesidir. İran dini lideri Hamaney’in öldürülmesi tarihsel bir kırılmadır; ancak tarih bize şunu öğretmiştir: Devletler liderlerle yıkılmaz, devletler silahlı yapıları çözüldüğünde ve komuta zinciri dağıldığında çöker. Şu an İran’da olan şey ani bir çöküş değil, sistemin güç katsayısının aşağı çekilmesidir.

İran 1979’dan bu yana ideolojik söylemle değil, organize silahlı yapıyla ayakta kaldı. Devrim Muhafızları, Besiç güçleri, istihbarat ağı ve güvenlik bürokrasisi rejimin gerçek sigortası oldu. Bugün üst kademe hedef alınmış olabilir; ancak alt yapı henüz dağılmış değildir. Bu nedenle kısa vadede rejimin tamamen yıkılacağına dair iddialar gerçekçi görünmemektedir. Fakat bir eşik aşılmıştır: dokunulmazlık algısı kırılmıştır. Ve bu psikolojik kırılma, askeri sonuçtan bağımsız olarak stratejik bir kayıptır.

Amerika Birleşik Devletleri açısından tablo nettir. Washington ideolojik değil, çıkar merkezli hareket eder. Hedef; İran’ın füze kapasitesini, donanmasını ve bölgesel vekil ağlarını zayıflatmaktır. Hürmüz Boğazı’nın güvenliği ve enerji fiyatlarının kontrol edilebilir olması ABD için önceliklidir. Eğer askeri kapasite aşağı çekilir ve İran masaya oturmak zorunda kalırsa, rejimin adı Washington için ikincil başlıktır. Önce baskı, sonra müzakere modeli devreye girebilir.

İsrail açısından mesele daha güvenlik merkezlidir. Tel Aviv güçlü ve caydırıcılığı yüksek bir İran istemez; ancak tamamen kontrolsüz, dağılmış bir İran da İsrail için risk üretir. Bu nedenle zayıflatılmış fakat tamamen çökmemiş bir İran, İsrail’in güvenlik aklına daha uygundur.

Peki İran’ın stratejik hatası ne oldu?

Birincisi, söylem ile kapasite arasındaki dengenin bozulmasıdır. Yıllarca yüksek perdeden tehdit dili kullanıldı; ancak teknoloji ve istihbarat üstünlüğü dengelenemedi. Caydırıcılık yalnızca sözle değil, karşı tarafı tereddütte bırakacak savunma mimarisiyle sağlanır.

İkincisi, üst komuta kademesinin aynı güvenlik çevresinde hedef alınabilmesi ciddi bir güvenlik zafiyetine işaret etmektedir. Modern savaşta liderlik kadrosu dağıtık korunur; İran bu noktada ağır bir açık verdi.

Üçüncüsü, Körfez’e yönelik saldırılar Arap dünyasında İran’a karşı tehdit algısını büyüttü ve Tahran’ın manevra alanını daralttı. Stratejik yalnızlaşma, askeri zayıflamadan daha tehlikelidir.

Asıl belirleyici değişken İran’ın iç dinamikleridir. Devrim Muhafızları ile İran ordusu arasında bir ayrışma yaşanırsa tablo değişir. İç çözülme başlarsa, bu yalnızca İran’ı değil, bölgenin tamamını etkileyen bir jeopolitik deprem üretir.

Türkiye açısından mesele taraf olmak değil, denge üretmektir. İran’daki her kırılma enerji güvenliği, sınır güvenliği ve bölgesel güç dengesi başlıklarında Türkiye’yi doğrudan etkiler.

Dışarıdan bir figürle İran’da sistem kurulması gerçekçi değildir. İran’ın demografik yapısı çok katmanlıdır. Yönetim değişimi olacaksa içeriden çıkar. Yönetim, yönetimi bilenlerden çıkar.

Sonuç olarak İran yıkılmamıştır; fakat dokunulmazlık algısı sarsılmıştır. Bu süreç bir rejim çöküşü değil, bir güç ayarlamasıdır.

Jeopolitik hesaplar masada yapılır, fakat savaşın bedelini sokaktaki insan öder. Bu nedenle devlet aklı soğukkanlı olmak zorundadır.

Ortadoğu yeniden yazılıyor.Asıl soru şudur: Bu yeni denklemi kim okuyacak, kim ıskalayacak?

Hepinizi Allah c.c. emanet ediyorum.


© Kocaeli Koz