menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Donuk Yüzler, Canlı Vicdanlar

14 0
17.04.2026

Kozda, Urfa ve Maraş’taki okul saldırılarından sonra çalışma tempomuz keyifsiz, morallerimiz sıfır. Minik çocuklarımız, yarının gençleri, hayatlarını kaybetti. Ne Şadi’de neşe var ne de Adnan’da… Her sabah Kozda toplantısı öncesi çaylarımızı içer, kahvaltımızı neşe içinde yapardık; ama artık toplantılarda bile yüzlerimiz asık.Bir an önce bu dramdan çıkmamız, psikolojimizi düzeltmemiz lazım. İslam’a ve Arif’e, buldukları video ve haberleri gruba atmamalarını söyledim; içimiz acıyor. Yasemin’e de artık bu olayları anlatmamasını söyledim. Tabii Yasemin’in duygusu biraz daha farklı; olay kendi memleketinde yaşandı. Benim de annemin memleketi olduğu için ben de etkileniyorum.Bazı olaylar vardır; yalnızca yaşanmaz, toplumun ruhuna kazınır. Kahramanmaraş’ta yaşananlar da öyle. Bu sadece bir saldırı değil, bir kırılma anı. Ama bu kez meseleyi suçlular, ihmaller ve öfke üzerinden değil, “iyileşme” üzerinden konuşmak gerekiyor. Çünkü biz, çok uzun zamandır sadece neyin yanlış gittiğini konuşuyoruz.

Peki ya neyin doğru gidebileceğini?

Bugün herkesin yüzünde aynı ifade var: donukluk. İş yerlerinde sohbetler yarım, kahkahalar eksik, çaylar soğuk. Sanki hayat fark edilmeden yavaşlatılmış gibi. Oysa bu hissin kendisi bile bize bir şey anlatıyor: Hâlâ hissediyoruz. Hâlâ insanız.

Ve bu, sandığımızdan çok daha büyük bir şey.

Çünkü asıl tehlike öfke değil.Asıl tehlike, alışmak.

Bir süre sonra bu haberlerin “arka plan gürültüsü”ne dönüşmesi… Bir çocuğun ölümüyle bir sonraki gündem maddesi arasında kurduğumuz o soğuk mesafe… İşte o zaman gerçekten kaybederiz.

Bu yüzden belki de çözüm, kendimizi suçlamakla değil, birbirimizi yeniden hatırlamakla başlar.

Bir öğretmeni düşünelim. Sadece ders anlatan biri değil; bir çocuğun dünyaya açılan ilk penceresi. Onun kaybı, bir insanın değil, bir ihtimalin kaybıdır. Ama o ihtimal tamamen yok olmadı. Çünkü o öğretmenin bıraktığı şey, bir sınıf dolusu çocuğun içinde hâlâ yaşıyor.

Belki de soruyu şöyle değiştirmeliyiz:“Bu neden oldu?” yerine,“Bundan sonra neyi farklı yapabiliriz?”

Çünkü çocuklar hâlâ bizi izliyor.

Biz iş yerinde birbirimize nasıl davrandığımızda, trafikte nasıl tepki verdiğimizde, bir tartışmada sesimizi ne kadar yükselttiğimizde… onlar sessizce öğreniyor. Onlara anlatılan değerlerden çok, gösterilen davranışlar kalıyor.

Ve belki de ilk adım, çok büyük değil.Belki sadece şu:

Birine gerçekten kulak vermek.Bir çocuğa “anlat” demek.Bir arkadaşına “iyi misin?” diye sormak ve cevabı gerçekten beklemek.

Toplumsal dönüşümler büyük nutuklarla değil, küçük temaslarla başlar.

Evet, bugün moralimiz bozuk. Evet, içimizde bir ağırlık var. Ama bu ağırlık aynı zamanda bir pusula olabilir. Bize neyin önemli olduğunu hatırlatan bir işaret.

Belki de uzun zamandır ilk kez bu kadar net görüyoruz:

İnsan, insana iyi gelmediğinde; hiçbir sistem, hiçbir kural, hiçbir ceza tek başına yeterli değil.

Bu yüzden iyileşme de bireysel başlayacak.Masada, evde, okulda, sokakta.

Çünkü biz yeniden birbirimize iyi gelmeyi öğrenmezsek,hiçbir şey gerçekten değişmeyecek.

Ve belki de her şey, yarın sabah o çay yeniden konduğunda başlayacak.kalın sağlıcakla tabiki kozda


© Kocaeli Koz