menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

KKTC’de sistem alarm veriyor!

14 1
06.02.2026

MERT MAPOLAR’IN KÖŞE YAZISINI SESLİ DİNLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Son dönemde art arda gündeme gelen gelişmeler, tek tek ele alındığında dahi ciddi sonuçlar doğurabilecek nitelikteyken, bir arada değerlendirildiğinde çok daha derin ve sistemik bir krizle karşı karşıyayız. Eğitimden sağlığa, kamu yönetiminden yargıya uzanan bu tablo, basit bir “usulsüzlükler zinciri” olmanın ötesinde, KKTC'de siyasal kültürün ve kurumsal işleyişin, alarm verdiğini gösteren güçlü bir uyarı niteliği taşıyor. Ortaya saçılan iddialar, tanık beyanları ve kurumsal açıklamalar, devletin temel ilkeleri olan liyakat, eşitlik, denetim ve hesap verebilirliğin ciddi biçimde aşındığını, bize ve dünyaya açıkça gösteriyor.

Yükseköğretim alanında gündeme gelen sahtecilik iddiaları da, bu krizin merkezinde duruyor. Diploma yalnızca bir belge değildir; bireyin bilgi, emek ve yeterliliğinin kamu tarafından tanınmasıdır. Bu belgenin tartışmalı hale gelmesi, yalnızca akademik itibarı değil, kamunun tamamını ilgilendiren bir güven sorununu da beraberinde getiriyor. Eğitim süreçlerinin kağıt üzerinde tamamlandığı, akademik kriterlerin hızlandırıldığı ya da esnetildiği yönündeki iddialar, uzun vadede kamuda görev alanların niteliğini sorgulatır niteliktedir. Bu sorgulama, zincirleme biçimde sağlık hizmetlerinden adalet sistemine, teknik uzmanlıktan kamu güvenliğine kadar pek çok alanda risk üretiyor. Yeterliliğin yerini ilişkilerin aldığı algısı, toplumun devlete duyduğu güveni derinden sarsıyor.

Bu tabloyu ağırlaştıran bir diğer önemli unsur da, vatandaşlık ve ayrıcalık mekanizmalarına ilişkin önemli iddialardır. Vatandaşlık, bir devletin en temel egemenlik yetkilerinden biridir ve eşitlik ilkesinin somutlaştığı alanlardandır. Bu alanın siyasal sadakat, kişisel yakınlık ya da karşılıklı çıkar ilişkileriyle ilişkilendirildiği algısı güçlendikçe, toplumsal sözleşme de, ciddi anlamda zedeleniyor. Yurttaşlık bilinci aşınıyor, aidiyet duygusu yerini güvensizliğe bırakıyor. Bu durum yalnızca iç barışı değil, dış dünyadaki meşruiyeti ve güvenilirliği de doğrudan etkiliyor. Uluslararası standartlardan sapma algısı derinleştikçe, ülkenin itibarı ve hareket alanı da daralıyor.

Sağlık alanında tartışılan düzenlemeler ise krizin çok daha kritik bir boyutunu görünür kılmaktadır. Çünkü uzmanlık eğitiminin niteliği, bu eğitimin hangi ölçütlerle verildiği, nasıl denetlendiği ve liyakat ilkesine ne ölçüde dayandığı, doğrudan halk sağlığıyla ilişkilidir. Bilimsel standartların geri plana itildiği, meslek örgütlerinin karar süreçlerinden dışlandığı ve siyasi müdahaleye açık modellerin öne çıkarıldığı her düzenleme, kısa vadede bazı yapısal sorunları çözüyor gibi görünse bile, uzun vadede telafisi mümkün olmayan riskler üretir. Bu tür adımlar, sağlık hizmetlerinin kalitesini düşürürken, hekimlik mesleğinin güvenilirliğini de zedeler. Sağlık hizmetleri giderek piyasalaştıkça, kamu yararı geri plana itilir;........

© Kıbrıs Postası