menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kıbrıs'ta asıl engel ne?

6 0
previous day

MERT MAPOLAR’IN KÖŞE YAZISINI SESLİ DİNLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Duvar masada değil, zihinlerde mi?

Kıbrıs’ta yıllardır aynı soru soruluyor: Çözüm neden bulunamıyor?

Belki de yanlış soruyu soruyoruz.

Çünkü mesele yalnızca siyasi formüller, müzakere başlıkları, güvenlik düzenlemeleri, garantiler, toprak ya da yönetim modellerinden ibaret değildir. Bunların hepsinin arkasında daha derin bir gerçeklik vardır: İnsan, bildiği düzeni kaybetmekten korktuğunda, önüne açılan yeni ihtimali de bir fırsat olarak değil, bir tehdit olarak görebilmesidir.

Kıbrıs’ın yıllardır taşıdığı yükün önemli bir bölümü tam da burada saklıdır.

Adada yalnızca iki farklı siyasi yaklaşım değil, iki farklı tarih hafızası, iki farklı güvenlik algısı ve iki farklı gelecek tasavvuru da karşı karşıya duruyor.

Bu nedenle son gelişmeleri yalnızca liderlerin açıklamaları üzerinden okumak, meselenin en görünmeyen tarafını gözden kaçırmak olur.

Kıbrıs’ın asıl çıkmazı belki de tarafların birbirinden çok, değişimin kendisinden çekinilmesidir.

Çünkü değişim insana yalnızca “Ne kazanacağım?” sorusunu sordurmaz.

Daha güçlü olan başka bir soru daha vardır:

Bu aslında “Ne kaybedebilirim?” sorusudur da aynı zamanda.

İnsan zihninde kaybetme ihtimali çoğu zaman kazanma ihtimalinden daha ağır hissedilir. Özellikle geçmişinde çatışma, ayrılık, göç, kayıp ve güvensizlik bulunan toplumlarda bu duygu daha da derinleşir.

Bu nedenle bugün alınacak bir karar, yalnızca bugünün koşullarıyla değerlendirilmez. Geçmişin hafızası da masaya oturur.

Geçmişte yaşananlar bugünün kararlarını sessizce etkiler.

Çocuklukta duyulan hikâyeler, aile içinde anlatılan kayıplar, toplumda yıllarca tekrarlanan tehdit algıları ve “bir daha asla” gibi cümleler, zamanla insanların karşı tarafa bakış biçiminin bir parçası haline gelebilir.

Geçmiş, bazen hatırlanan bir tarih olmaktan çıkar, geleceği değerlendiren görünmez bir ölçüye dönüşür.

İşte Kıbrıs’ın en zor meselelerinden biri de budur.

Taraflardan biri kendisini güvence altında hissetmek için belirli koşullara ihtiyaç duyarken, diğer taraf aynı koşulları kendi güvenliği açısından sorunlu görebilir.

Bir tarafın güvenlik olarak gördüğü şey, diğerinin zihninde risk haline gelebilir.

Bir tarafın eşitlik olarak tanımladığı bir yaklaşım, diğer tarafın gelecekteki siyasi düzen açısından farklı bir anlam yüklemesine yol açabilir.

Dolayısıyla ortada yalnızca görüş ayrılığı yok.

Aynı kavramlara yüklenen farklı anlamlar var.

Ve bu anlam farklılıkları çözülmeden, siyasi metinler ne kadar ayrıntılı olursa olsun, toplumsal kabulü sağlamak zorlaşabiliyor.

Korku bazen söylenenden daha güçlüdür.

İnsanlar çoğu zaman ne istediklerini açıkça söyler.

Fakat neden istediklerini her zaman söylemezler.

Bir toplum güvenlik ister.

Çünkü kendisini tehdit altında hissediyor olabilir.

Bir toplum siyasi eşitlik ister.

Çünkü gelecekte etkisizleşmekten korkuyor olabilir.

Bir toplum mevcut statüsünün korunmasını ister.

Çünkü değişimin sonunda sahip olduklarını kaybetmekten endişe ediyor olabilir.

İşte siyasi taleplerin altında çoğu zaman daha derin duygusal nedenler bulunur.

Kıbrıs’ta gerçek bir ilerleme için yalnızca taleplerin değil, taleplerin arkasındaki korkuların da anlaşılması gerekiyor.

Karşı tarafın ne istediğini anlamak diplomatik bir gerekliliktir.

Karşı tarafın neden korktuğunu anlamak ise insani bir gerekliliktir.

Belki de kalıcı uzlaşının kapısı da tam burada açılabilir.

İki toplum, iki farklı korku!

Kıbrıs Türk toplumunda güvenlik, siyasi varlık, eşitlik ve geleceğin güvence altına alınması gibi başlıkların tarihsel hafızayla güçlü biçimde bağlantılı olduğu görülüyor.

Bu nedenle herhangi bir değişim önerisi, yalnızca yeni fırsatlar üzerinden değil, “mevcut kazanımlar korunacak mı?” sorusu üzerinden de........

© Kıbrıs Postası