menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Herkes gençliği övüyorsa, beyin göçünün sorumlusu kim?

4 0
22.05.2026

MERT MAPOLAR’IN KÖŞE YAZISINI SESLİ DİNLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Gazimağusa'da düzenlenen ve gençlik örgütleri ile öğrenci sivil toplum oluşumlarının ortaklaşa gerçekleştirdiği “Söz Genç’te” etkinliği, aslında yalnızca gençlerin konuştuğu bir organizasyon değil; ülkenin yıllardır biriktirdiği siyasal çelişkilerin sahneye taşındığı toplumsal bir yüzleşmeydi. Salonda gençler vardı, kürsüde siyasetçiler vardı ve iki taraf aynı ülkeden söz ediyor gibi görünse de, aslında birbirinden tamamen farklı gerçekliklerin içinden konuşuyordu. Gençler hayatın ağırlığını anlatıyordu; siyaset ise ısrarla umut pazarlıyordu.

Kürsüye çıkan siyasi temsilciler, gençlerin ne kadar değerli olduğunu, onların ülkenin geleceğini temsil ettiklerini, beyin göçünü önlemek için çalıştıklarını ve gençleri yönetimde daha aktif görmek istediklerini söylediler. Sözler güzeldi, cümleler özenle seçilmişti. Fakat tam da burada toplumun zihninde yankılanan o sert soru belirdi: Madem herkes gençlerin yanındaydı, o zaman bu ülkenin geleceğini kim tüketti?

Çünkü fiili gerçeklik, kürsüde çizilen pembe tablodan çok daha sert, çok daha gri ve çok daha acı vericidir. Gençler ülkede kalmak istemiyor, kalanlar gitmenin yollarını araştırıyor. Yurt dışında eğitim alanların önemli bir kısmı da geri dönmüyor. Dönenler ise kısa süre içinde yeniden çıkış planı yapıyor. Bu yalnızca ekonomik bir mesele değildir; bu aynı zamanda derin bir psikososyal kırılmadır. İnsan doğduğu topraklardan yalnızca maaş için vazgeçmez. Bir genç, ait hissetmediği, geleceğini göremediği ve emeğinin karşılığını alamadığı o ülkeden uzaklaşır.

İşte bu yüzden şu söz yalnızca bir eleştiri değil, aynı zamanda toplumsal bir teşhistir: “Bir ülkenin gençleri geri dönmüyorsa, orada siyaset doğruyu söylemiyordur.”

Etkinlikte konuşulan destek paketleri, istihdam projeleri, sosyal konut vaatleri ve teşvikler elbette önemlidir. Ancak gençliğin yaşadığı sorun yalnızca maddi değildir. Sorunun özü psikolojiktir, sosyolojiktir, varoluşsaldır. Çünkü gençler artık yalnızca iş aramıyor; güven arıyor, aidiyet arıyor, adalet arıyor, saygı görmek istiyor. Sürekli geleceğe dair vaat dinleyen ama bugünde sıkışıp kalan bir kuşak, zamanla umut yorgunluğu yaşamaya başlar. Bu durum bireysel değil, kolektif bir ruh hâline dönüşür.

Toplum psikolojisinde buna “öğrenilmiş umutsuzluk” denir. İnsan, tekrar tekrar aynı sözleri duyup, aynı sonuçları yaşadığında, bir noktadan sonra, değişimin mümkün olduğuna olan inancını kaybeder. İşte bugün gençlerin önemli bir kısmında görülen duygu da tam olarak budur. Artık yalnızca ekonomik kaygı değil, duygusal kopuş da yaşanmaktadır. Gençler kendilerini bu ülkenin öznesi değil, misafiri gibi hissetmeye başlamıştır.

Gençlerin yaşadığı kırılma tam da burada başlıyor. Çünkü insan kendisini yalnızca seçim meydanlarında hatırlayan bir düzenle duygusal bağ........

© Kıbrıs Postası