Seçilmek; sınırsız yetki değil, sınırlı sorumluluktur…
Dün günün değişik saatlerinde, değişik bölgelerde, değişik toplum kesimleriyle buluşup sohbet ettim.
Öğle yemeğini Akçay’da meşhur Salih Saruhan Restoran’da yedim. Bir fırın kebabı ancak bu kadar güzel olabilir herhalde. Soğanı yumruğumla parçalamak istedim. Salih Saruhan’dan uygulamayla öğrendim. Soğanı yumrukla parçalamak için yan yatırıp, sert vurmak gerekiyor.
Önce işleri sordum. Rakamlar konuşur. Eskiden saat bir buçuk gibi fırında kebap kalmazken, şimdi bir buçuğa kadar beş porsiyon kebap satılmış. Rumlar neredeyse hiç gelmiyor. Çünkü fiyatlar onlardan yüksek.
Hesabı ödeyip ayrılmadan önce, siyasetçiyle halkın gündem buluşmasını öğrenmeme yarayacak sorular sordum.
Akçay’da da anladım ki, özellikle hükümet edenlerle, halkın gündem buluşması her geçen gün azalıyor. Neredeyse örtüşmeme noktasına geldi.
Siyasetçinin gündemiyle toplumun gündemi örtüşmüyorsa, ortada sadece bir uyumsuzluk yok, bir kopuş vardır. Bu kopuş, sessiz başlar, derinleşir, hükümet karşıtı eylemler destek görür ve bir gün sandıkta yüksek sesle konuşur. Çünkü siyaset, toplumun nabzını tutma sanatıdır. Nabız kaçırıldığında, siyaset yönünü kaybeder.
Seçim dediğimiz şey, basit bir oy verme işlemi değildir. Seçim, taraflar arasında kurulan bir siyasi akittir. Halk yetki verir, siyasetçi söz verir. Bu akdin temelinde güven vardır. Peki, seçimde verilen sözlerle yapılanlar örtüşmezse ne olur? Hukuken yetki devam edebilir ama siyaseten meşruiyet aşınır. Çünkü meşruiyet sadece sandıktan değil, sözün arkasında durmaktan doğar.
“Halk bizi seçti” cümlesi, en tehlikeli cümlelerden biridir. Eğer bu cümle, “Artık istediğimizi yaparız” anlayışına dönüşürse, demokrasi içeriden çürümeye başlar.
Seçilmek, sınırsız yetki değil, sınırlı sorumluluktur. O sorumluluğun sınırlarını da verilen sözler çizer.
Halkın iradesine saygısızlık ile devlete saygısızlık aynı mıdır? Hayır.
Ama biri diğerine giden yolu açar. Halkın iradesini yok sayan bir anlayış, zamanla devleti de şahsi çıkarları, haksız kazançları için araçsallaştırır.
Devlet, halk için vardır. Halkın iradesiyle çatışan bir devlet algısı, sürdürülebilir değildir. Bu nedenle iradeye saygı, dolaylı olarak devlete saygının da temelidir.
Gelelim genelden özele, KKTC gerçeğine…
“Tanınmamışlık” demokrasi eksikliği için mazeret olabilir mi? Kesinlikle hayır. Tanınma ayrı, yönetim kalitesi ayrıdır.
Demokrasi, dışarıdan verilen bir statü değil, içeride kurulan bir sistemdir. Şeffaflık, hesap verebilirlik ve hukuk devleti ilkeleri, uluslararası tanınmadan bağımsızdır. Tanınmamış olmak, demokratik eksikliklerin gerekçesi değil, tam tersine daha güçlü bir demokrasi kurma zorunluluğudur.
Siyasetin toplam kalitesi neden önemlidir? Çünkü siyaset, sadece bugünü değil, yarını da şekillendirir.
Düşük kaliteli siyaset, günü kurtarır, geleceği tüketir. Yüksek kaliteli siyaset ise kısa vadede zorlanır ama uzun vadede toplumun refahını artırır. Kaliteli siyaset, liyakat ister, vizyon ister, en önemlisi de samimiyet ister.
Siyasetçinin ajandası toplumun ajandasıyla örtüşmüyorsa, sorun sadece siyasette değil, sistemdedir. Sistem ya kendini düzeltir ya da toplum tarafından düzeltilir. Sandık bunun içindir. Çünkü en sonunda söz yine halkındır, milletindir.
Yazının burasında gülümseyip, “Kıbrıs Türk seçmeni bunu becerebiliyor mu?” sorduğunuzu duyar gibiyim. Yanıtım hazırdır: “Sandıkta oyunu küçük hesaplarla kullananlar, toplumsal boyutta bedel ödemede suç ortağıdır. Onların günahı siyasilerin günahlarından az değildir.”
