Rum tarafının şartlarıyla müzakere, çözüm getirir mi?
23 Aralık 2025 ve 6 Mart 2026 tarihli yazılarımda, Rum liderliğinin yapmış olduğu müzakere çağrılarının bir çözüm arayışından çok statükoyu tahkim etme çabası olduğunu yazmıştım. Bugün sorulması gereken soru daha da yalındır. Rum tarafının istediği şartlarda, onun belirlediği parametrelerle ve yarım asırdır sonuç üretmeyen aynı zeminde yeniden görüşmeye başlamak çözüm getirir mi? Yoksa statükodan zarar görmeyen, buna karşın ondan siyasî ve kurumsal olarak yararlanan tarafın ekmeğine yağ sürmekten konforuna konfor katmaktan başka bir sonuç mu doğurur? Bugünkü yapıyı anlayabilmek için 1963’e bakmak gerekir. 21 Aralık 1963’te Kıbrıs Türk halkına karşı başlayan silahlı saldırılarla 1960 Ortaklık Cumhuriyeti fiilen ortadan kaldırılmış, Kıbrıs Türkleri kurucu ortağı oldukları devletin organlarından silah zoruyla dışlanmıştır. Oysa 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti üniter bir Rum devleti değil, iki halkın kurucu ortaklığına dayanan bir ortaklık devletiydi. Cumhurbaşkanı Yardımcılığı, veto yetkileri, ayrı toplum meclisleri ve devlet organlarındaki temsil oranları Kıbrıs Türk halkının bu statüsünü güvence altına alıyor; Garanti ve İttifak Antlaşmaları da bahse konu düzeni ve Türkiye ile Yunanistan arasındaki dengeyi uluslararası hukuk zeminine oturtuyordu. Rum tarafı 1963’te bu düzeni silah zoruyla gasp etti. Kıbrıs Türk halkı saldırılar, kuşatmalar, zorunlu göçler ve katliamlarla karşı karşıya kalırken uluslararası sistem, saldırıya uğrayan kurucu ortağı korumak yerine Rum yönetiminin Ada’yı temsil etmesinin önünü açtı. Kırılma noktalarının başında BM Güvenlik Konseyinin 4 Mart 1964 tarihli 186 sayılı kararı gelir. Bahse konu karar hukuken bir tanıma işlemi değildir; “Kıbrıs Hükûmeti” ile kimin kastedildiğini tanımlamamış, 1960 Anayasası’nın ortaklık yapısı hakkında hüküm kurmamıştır. Konsey barış gücü için pratik bir muhatap aramış, bu ihtiyaç zamanla Rum tarafının elinde siyasî kazanıma dönüştürülmüştür. Karar sonrasında Rum yönetimi fiilen “Kıbrıs Hükûmeti” sıfatıyla muhatap kabul edilirken Kıbrıs Türk halkı kurucu ortak statüsünden uzaklaştırılarak “toplum” düzeyine indirgendi. Ortaklık düzenini silahla yıkan taraf temsil yetkisini tekeline aldı. Bugünkü çözümsüzlük düzeninin temeli buradadır. Rum........
