menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İran-ABD krizinde diplomasi, caydırıcılık ve bölgesel savaş eşiği

18 0
05.05.2026

2026 yılının Nisan ayı, İran-ABD geriliminin yalnızca iki devlet arasındaki klasik bir kriz olmaktan çıktığını; enerji güvenliği, nükleer silahsızlanma, bölgesel vekil aktörler ve büyük güç diplomasisi üzerinden çok katmanlı bir stratejik kırılmaya dönüştüğünü göstermektedir. Bu kırılmanın arka planında, ABD Başkanı Donald Trump’a yönelik suikast girişimi sonrasında Washington’da sertleşen güvenlik algısı ve Amerikan dış politikasında daha tavizsiz bir liderlik söyleminin öne çıkması da belirleyici bir rol oynamaktadır. Suikast girişimi, Trump yönetiminin İran dosyasına yaklaşımını yalnızca teknik bir nükleer müzakere meselesi olmaktan çıkarmış; krizi Amerikan devlet otoritesi, caydırıcılık kapasitesi ve başkanlık liderliğinin sınandığı daha geniş bir stratejik hesaplaşma alanına taşımıştır. Bu süreçte Türkiye ve Pakistan üzerinden yürütülen temaslar, diplomatik çözüm ihtimalinin tamamen ortadan kalkmadığını gösteren en önemli kanallardan biri olarak öne çıkmıştır. Ancak Pakistan hattında yürütülmesi beklenen müzakerelerin kesintiye uğraması, krizin seyrinde kritik bir dönemeç yaratmıştır. Trump yönetiminin, somut bir nükleer taviz alınmadan uzun ve belirsiz bir diplomatik görüşme sürecine girmeye sıcak bakmaması, İslamabad merkezli ara buluculuk girişimini sekteye uğratmıştır. Böylece diplomasi masası tamamen kapanmasa da müzakere zemini daralmış; Ankara ve İslamabad üzerinden yürütülen arka kapı diplomasisi daha kırılgan bir hâle gelmiştir. Krizin merkezinde, bir yandan Washington’ın İran’ın nükleer kapasitesini geri döndürülemez biçimde sınırlama hedefi, diğer yandan Tahran’ın egemenlik, rejim güvenliği ve bölgesel caydırıcılık kapasitesini koruma arayışı bulunmaktadır. Bu nedenle mevcut kriz, yalnızca Hürmüz Boğazı’nın açık kalıp kalmayacağı ya da uranyum stoklarının nasıl denetleneceği meselesi değildir. Daha geniş anlamda bu kriz, ABD’nin zorlayıcı diplomasi kapasitesi ile İran’ın direnç temelli güvenlik stratejisinin doğrudan karşı karşıya geldiği bir eşik olarak değerlendirilmelidir. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin Türkiye ve Pakistan aracılığıyla Washington’a ilettiği değerlendirilen teklif, krizin çözümünde iki ayrı dosyanın birbirinden ayrıştırılmasına dayanmaktadır: Hürmüz Boğazı’nın karşılıklı güvenlik taahhütleriyle yeniden işler hâle getirilmesi ve nükleer müzakere sürecinin daha sınırlı, doğrudan ve kontrollü bir diplomatik zemine taşınması. Bu yaklaşım,........

© Kıbrıs Gazetesi