AB’nin hep çifte standardının mağduru olmadık mı?
“Avrupa İç Eylem Birimi’nin, Kıbrıs’taki Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nün görev süresinin uzatılması çalışmalarında, Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkelere 15 Ocak tarihinde ilettiği belge ifşa edildi.
Belgede, AB’nin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin tanınması veya statüsünün yükseltilmesi eylemlerine karşı çıktığının net bir şekilde dile getirildiği belirtildi. Habere göre; Belgede, “Kıbrıs Türk toplumu ve Türkiye’nin geçmişte Türk Devletleri Teşkilatı’nda (TDT) gözlemci statüsü elde etmeyi istediği, AB’nin ise gelecekte benzer çabaların ortaya çıkması durumunda buna tepki göstereceği ve göstermeye devam edeceği ifade edildi.
Hatırlarsanız, Nisan 2025 tarihinde Semerkant’ta yapılan bir toplantıya Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen başkanlığında bir heyette katılmış ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni üyeliğe kabul etmemeleri konusunda söz konusu ülkeleri uyarmışlardı. Ayrıca, Türk Devletleri Teşkilatı’nın Kıbrıs Rum tarafı ile ilişkilerini geliştirmeleri istenmiş, hatta AB olarak maddi yardımda bulunma sözü verilmişti. Bunun üzerine bazı Türk Devletleri Teşkilatı üyelerinin Rum kesiminde Büyükelçilik açmaları bile teşvik edilmiş, hatta yardımcı olunmuştu.
Tüm bunlar, AB’nin görevi midir, değil midir diye sormak gerek. Türk Devletleri Teşkilatı’nın oluşması ve KKTC’yi de ‘gözlemci üye’ kabul etmeleri Rum tarafında büyük endişeye neden olmuş, “Aman KKTC’nin statüsü yükseltiliyor. Bunun arkasından tanınma da gelebilir” kaygısı ortalığı sarmış, Rum yönetiminin uykularını kaçırmıştı. Onlar için tek çare, yol yakınken ‘sözcüsü’ veya ‘avukatları’ gibi kabul ettikleri AB’nin harekete geçirilmesiydi.
AB’de nedense Rumların bir sözünü ikiletmez bir siyaset gütmekteydi. Hemen biletler kesildi, valizler hazırlandı, ‘ver elini Orta Asya’. Bugüne kadar oralara gitmek zahmetine bile katlanmayanların böyle bir seyahati akıllarının ucundan bile geçmezdi. Ama, korku dağları sarınca Rum tarafının hatırına oralara gitmek gerekirdi.
İşte, Avrupa Birliği’nin Kıbrıslı Türkler’e öteden beri uyguladığı çifte standarttan bir örnek.
Alper Susuzlu herkesi ağlattı
Herkes tarafından sevilen bir sanatçıydı Alper Susuzlu. Baf’ta 1954 yılında doğan Susuzlu, Kıbrıs Türk Tiyatroları’nın sevilen sanatçılarındandı. Aynı zamanda ressam, karikatürist ve yazardı. Evinde rahatsızlanarak hayatını kaybetmesi ailenin yanı sıra sanat camiasını ve sevenlerini yasa boğdu. Alper Susuzlu’nun, tiyatro turneleri Ada çapında büyük bir ilgiyle izlenmekte ve takdir toplamaktaydı. Geçen gün, Mağusa’da son yolculuğuna uğurlandı. Mekanı cennet olsun.
Arnavut – Akoya – Hüseyin Hasan
Öte yandan, merhum Mustafa Arnavut’un eşi Şifa Arnavut Lefkoşa’da defnedildi. 1935 doğumlu bir çınar olan Şifa Hanım’ın vefatı tüm dost akraba ve sevenlerine üzüntüyle iletildi. Çocukları, Emine – Taksim Okman, Erman ve Sıdıka Arnavut, torunu Mustafa – Tuğçe Okman, torun çocukları Rüzgar ve Toprak Okman, “Acımız sonsuzdur. Yokluğuna asla alışamayacağız. Yattığı yer nur, mekanı cennet olsun” dediler.
Yıldoğan Akoya ise Gönyeli’de toprağa verildi. Tüm dost akraba ve sevenlerine üzüntüyle duyuruldu. Sevgili eşi Mektap hanım, evlatları Yağmur Meral, Abdi Akoya, damadı İbrahim Meral, torunları Mevsim ve Bulut, yokluğuna asla alışamayacaklarını ifade ettiler, sonsuz acı içinde olduklarını belirterek, nur içinde yatmasını mekanının cennet olmasını dilediler.
Diğer yandan, tanınmış simalardan Hüseyin Hüseyin Hasan dün Lefkoşa’da toprağa verildi. Tüm akraba dost ve sevenlerine üzüntüyle duyuruldu. Sevgili eşi Nedime Hanım daha önce yaşamını yitirmişti. Çocukları Hüseyin Hasan (merhum), Ümran – Kemal Hansoy, torunu Kağan Hansoy, “Acımız sonsuzdur. Yokluğuna asla alışamayacağız. Mekanı cennet olsun” dediler.
