Savaş psikozu saçmalıkları
Savaş psikozunun sarmalına girilince tanık olmaya başladığımız abuk – sabuk söylemler bugünkü yazımızın konusu olsun hadi… BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs özel temsilcisi ve BM Barış Gücü Misyon Şefi Kassim Diagne’den başlayalım dilerseniz… Kıbrıs Türk halkının siyasal felaketi olan 4 Mart 1964 tarihli ve 182 numaralı BM Güvenlik Konseyi kararının yıldönümünü bizim siyasilerimiz tümden unuttu ve es geçti… Meydanı sessiz ve boş gören Diagne’nin bu yıl dönümünde yaptığı talihsiz açıklamaya yanıt veren bir yetkilimiz de çıkmadı ne yazık… Diagne’nin bu yıldönümünde dediklerinin özünde ne vardı, ona bakalım: “Birleşmiş Milletler olarak 62 yıldır Kıbrıs’ta barışı korumayı başardık…” * Açıklamasının özünde bu vurgu olan Diagne ya Kıbrıs sorununun tarihini bilmiyor, ya da bilmezlikten geliyor… O BM Güvenlik Konseyi kararıyla 1964 Mart ayında Kıbrıs sorununa el koyan Birleşmiş Milletler artık tarafsız değildi… Bu menhus karar gereği, Kıbrıs sorununun yaratıcısı olan Rum tarafına akredite olmuş bir BM vardı sahnede… Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurucu ortağı olan Kıbrıs Türk halkı, 4 Mart 1964 tarihli ve 182 numaralı Güvenlik Konseyi kararı ile anayasal siyasi statüsünden ayrıştırıldı… “Cemaat” statüsünde azınlık bir topluluk durumuna getirildik halk olarak resmen… Biz Kıbrıs Türklerine “cemaat statüsünde bir topluluk” algısıyla yaklaşıldı bu kararla birlikte… Seçilmiş cumhurbaşkanlarımız “cemaat lideri” muamelesine maruz kaldı… Karşı taraf ise Kıbrıs Cumhuriyeti’nin tek egemeni olarak muamele gördü ve seçilmiş liderleri de tüm Kıbrıs’ın Rum Cumhurbaşkanı sayıldı… Hal böyle olunca barış ve meşruiyet nasıl sağlanabilirdi Kıbrıs’ta? * ENOSİS amaçlı ve soykırım nitelikli Rum saldırıları BM’nin o sözde Barış Gücü ile birlikte Kıbrıs’ta misyon yüklenmesinden sonra da, BM’nin ve dünyanın gözü önünde yıllarca devam etti… Ta 15 Temmuz 1974 kanlı ENOSİS darbesine dek… Kıbrıs’ta barışın korunması da garantör Türkiye’nin meşru askeri müdahalesiyle mümkün olabildi ancak 1974’ten sonra… Tarih tüm bu gerçekleri yazdığı halde Diagne, “62 yıldır Kıbrıs’ta barış BM sayesinde korunmaktadır” diyebiliyor… E pes yani! * Savaş psikozunun sarmalına girilince sergilenen diğer abukluklara baktığımızda ise iflah olmaz Rum ve Yunan sapkınlıklarının en taze örnekleriyle yüzleşiriz… İran savaşı bahanesiyle Güney Kıbrıs’a koşup gelen Yunan yetkililerinin dedikleri evlere şenliktir… Yunan Savunma Bakanı Nikos Dendias, klasikleştirdiği densizliklerinden birini daha göstererek “Bölgemizde bu yaşananlar Türk askerini Kıbrıs’tan çıkarmak için iyi bir fırsat olabilir” dedi… Cumhurbaşkanımız Tufan Erhürman’ın ona verdiği diplomatik yanıt da gereken sertliği içermiyordu… * Yunanistan Genelkurmay Onursal Başkanı Alkiviadis Stefanis de Güney Kıbrıs ziyaretinde abukluk fırtınasına katkısını “Kıbrıs Yunandır” vurgusuyla yaptı… Kıbrıs’ın her zaman ruhlarında ve kalplerinde olduğunu’ belirterek, Kıbrıs’ın tümüyle kendilerine ait olduğunu öne sürdü… Yunanlı generalin “Kıbrıs bizim ta kendimizdir” sözleri Rum medyasına manşet oluşturdu… * Başpiskopos Yeorgios coşmasın olur mu? Askeri yığınağı İran savaşıyla asla ilgili görmeyenlerden biri de bu fanatik Rum ruhani lider… Yunanistan’dan gelen iki savaş gemisi ile dört savaş uçağının kendilerini cesaretlendirdiğini belirtti. ”Son kargaşa içerisinde Yunanistan’dan Kıbrıs’a takviye kuvvetlerin geldiğini görmek güzel bir duygu” diyen Yeorgios, ”Bu uzun zamandır beklediğimiz bir şeydi. Devam etmesini istiyoruz” diyerek şunları seslendirdi: “Çünkü Türkiye’nin bizim için oluşturduğu tehlikeyle tek başımıza başa çıkmamız zor. Yunanistan’ın desteğine ihtiyacımız var. Bu zor günlerde cesaretleniyoruz. Yunan halkına, hükümetine ve kilisesine minnettarız.” * Bölgede ne zaman askeri bir hareketlenme ya da gerginlik olsa hiç duraksamadan içlerindeki o ENOSİS’çi ukteyi seslendirdiklerine bir kez daha tanıklık ettik böylece… * Sadece siyasiler, askerler ve ruhaniler midir savaş psikozunda saçmalayanlar? Değil tabii ki… Örneğin, Rumların meşhur sahne sanatçısı Stefanos Mihail de öylesine bir sanatçı (!) duruşu sergiledi ki… Evlerinin birer silah deposu olduğunu övünerek ifşa etti ve bu nedenle Rum medyasının kahramanı olmayı da becerdi… Rutin askeri eğitimlerini de hiç ihmal etmiyorlarmış ha!… Kendisi de eğitimli bir komando imiş zaten!.. “Türklere hücum” emrini özlemle bekler durumda olduğunu duyurdu net ifadelerle bu popüler Rum sanatçısı… * Bizim kimi sanatçılar birer barış meleği görünümüne bürünmeyi, savunma ordumuzda vatani görev yapmaya vicdani ret koymayı “sanatçı” olabilmenin gereği sayarken, bir de onların sanatçı bozuntularının haline bakınız hele! * Savaş psikozu tabii ki şiddetlenerek sürüyor… Bu psikozun sarmalına fena kapılanlardan bakalım daha ne abuk sabukluklar göreceğiz. Allah’tan acil şifalar dileyelim onlara… Tümü klinik vaka çünkü! Gündemin çılgınlar tarafından belirlendiği bir süreçten geçmekteyiz… Kaygılanmamak olası mı?
