Milletlerin Zenginliği 250 Yaşında (I): İki Adam Smith
Milletlerin Zenginliği 250 Yaşında (I): İki Adam Smith
“Piyasa peygamberi” olarak sunulan Adam Smith ile İskoç Aydınlanması’nın eleştirel düşünürü olan tarihsel Adam Smith aynı kişi değildir. Milletlerin Zenginliği’nin indirgemeci bir yorumuna dayanarak oluşturulan popüler imge, Smith’i neoliberal bir piyasa ideoloğuna indirgerken, onun kapitalist toplumun çelişkilerini sorgulayan çok katmanlı düşünsel mirasını görünmez kılmıştır.
“Aynı sektördeki iş sahipleri, eğlenmek ve hoşça vakit geçirmek amacıyla bir araya geldiklerinde bile, sohbet çoğu kez halk aleyhine bir komployla ya da fiyatları yükseltmeye dönük bir anlaşmayla sonuçlanır.”
“Büyük mülkiyetin bulunduğu her yerde büyük eşitsizlik vardır. Bir tek çok zengin insana karşılık en az beş yüz yoksul bulunur; azınlığın zenginliği çoğunluğun yoksulluğunu gerektirir.”
Adam Smith, Milletlerin Zenginliği
Adam Smith’in Milletlerin Zenginliği günümüzden 250 yıl önce 9 Mart 1776’da yayımlandı. Ortaya koyduğu teorik çerçeve ve sorunsal setiyle iktisadın kurucu metni sayılan bu eser, daha yayımlandığı yıllarda Avrupa’nın başlıca dillerine çevrilmiştir. Milletlerin Zenginliği, İngiltere’de 1815-1848 arasındaki hararetli politik ekonomi tartışmalarında başı çeken Ricardo, Malthus, McCulloch ve J.S. Mill gibi iktisatçılar tarafından kanonik hale getirilmiştir. Ancak 1830 sonrasında klasik politik ekonominin çözülmesiyle, teorik bir kaynak olmaktan adım adım uzaklaşmış, 19. yüzyıl boyunca İngiltere merkezli laissez faire ideolojisinin seküler bir azizine dönüştürülmüştür.[1] Bilinçli bir şekilde inşa edilen bu Smith imgesi, iktisatta marjinalizmin doğuşuyla sonuçlanacak radikal yön değişiminin de etkisiyle Milletlerin Zenginliği’ni piyasanın büyülü görünmez elinin kutsal kitabı olarak yeniden konumlandırmıştır. Bu Smith yorumu, 1920’lerden itibaren liberalizmin güç kaybetmesiyle marjinal bir çevre dışında büyük ölçüde gündemden düşmüş; ancak 20. yüzyılın son çeyreğinde neoliberal politikaların tasarlanması ve meşrulaştırılması için yeniden popülerleştirilmiştir.
Milletlerin Zenginliği’nin yayınlanmasının 200. Yıldönümü olan 1976 yılı bu açıdan önemli bir dönüm noktasıdır. Aynı yıl Nobel Ekonomi Ödülünü alan neoliberalizmin fikir babalarından Milton Friedman, Mont Pelerin Derneği’nde[2] yaptığı “Adam Smith’s Relevance for 1976” başlıklı konuşmada, Smith’den alıntılarla Amerikan siyasetçilerinin neden Keynesçi tam istihdam politikasından vazgeçmesi gerektiğini, devletin küçültülmesinin neden zorunlu olduğunu açıklamıştır.[3] Hemen ertesi yıl İngiltere’de kurulan The Adam Smith Institute (Adam Smith Enstitüsü) temel misyonunun Smith’in mesajını günümüze taşımak olduğunu ilan etmiş, Smith’in ‘teorik mirasını’ ve otoritesini arkasına alarak Margaret Thatcher’in yakın çevresinde neoliberal politikaların tasarlanmasında aktif rol oynamıştır. Bugün neoliberal politikaların dünyayı getirdiği yer ortadayken, bu yöndeki propagandanın etkisiyle Smith hala ekonomi basınında ve görsel ve işitsel dijital mecralarda, genellikle olumlu anlamda “kapitalizmin babası”, “piyasa peygamberi”, “laissez-faire bayraktarı” olarak anılmaktadır. Milletlerin Zenginliği de geniş bir tartışma zemininin parçası olan tarihsel/teorik bir metin olarak değil, ancak “ehil olanların”, “meslek ulularının” nüfuz edebileceği, sıradan okurun ancak sezgisel olarak ilişkilenebileceği seküler bir kutsal kitap gibi algılanmaktadır. Oysa eser, kalınlığına bakılarak göz korkutsa da her düzeyden okuyucunun anlayabileceği sadelikte kaleme alınmıştır. Bu kadar konuşulup bu kadar az okunan bir eser olması, belki de onu bir kutsal kitap gibi takdim edenlerin arzu ettiği bir durumdur. Zira okunduğunda eser üzerine inşa edilen liberal metafizik dağılacaktır. Nitekim 1902 yılında Milletlerin Zenginliği’ni Çince’ye çeviren Yen Fu, eserdeki tüccarlara yönelik sert eleştirilerin Çinli mandarinler (memurlar) ve aydınlar arasında çok güçlü olan geleneksel ticaret karşıtı duyguları depreştirebileceğini düşünerek okurlarını uyarmak zorunda hissetmiştir.[4]
Smith Nasıl Çarpıtıldı?
Smith’e dair bu popüler kimlik inşasının genel iktisadi felsefesinin yanında bir de iktisadi teorinin daha spesifik başlıklarına dair katkılarıyla ilgili bir boyutu da bulunuyor. Bu bağlamda Smith’in teorik mirasının mahiyeti, Milletlerin Zenginliği’nin belli bir konuda gerçekte ne söylediği ve neyi amaçladığı üzerine konuşmak için, geçmişteki düşüncelerin nasıl ele alınması gerektiği ile ilgili metodolojik tartışmalara değinmek gerekir. Bu konuda bilim çevrelerinde kabul gören üç meşru yöntem var. Bunlardan ilki geçmişteki düşünceleri, ortaya çıktığı bağlamı temel alarak kendi kavramsal dili ve sorunları ışığında ele almayı öneriyor. Bir diğer yaklaşım geçmişin düşüncelerini tarihsel bağlama odaklanmadan bugünkü analitik çerçevelerden hareketle yeniden inşa etmek gerektiğini ileri sürüyor. Bir üçüncü yaklaşım ise bu düşüncelerin bağlandıkları entelektüel sorunsalların izini sürmeye odaklanıyor. Kişisel olarak bu yöntemler arasına sınır çizgileri çekmenin olanaklı olmadığını düşünsem de bunların bilimsel ölçütler bakımından meşru ve yararlı olduklarını söylemek yanlış olmayacaktır. Ancak Smith’i bir piyasa........
