Yaşlanan Nüfus, Göçmen Karşıtlığı ve Kadın İşgücü Potansiyeli
Yaşlanan Nüfus, Göçmen Karşıtlığı ve Kadın İşgücü Potansiyeli
Nüfusun yaşlanması ve göçmen karşıtlığının artmasıyla, iş gücü açıkları büyümeyi tehdit ediyor. Demografik fırsat penceresinin kapandığı Türkiye’de, kadın istihdamı bu açıkları kapatabilecek kritik bir kaynak.
Yaşlanan Nüfus, Göçmen Karşıtlığı ve Kadın İşgücü Potansiyeli
ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Birimi, bilinen kısaltmasıyla ICE birlikleri, son dönemde göçmenlere ve göçmen haklarını savunan ABD vatandaşlarına yönelik şiddet eylemleriyle gündemde. ABD ve birçok Avrupa ülkesinde bir yandan göçmen karşıtı dil ve politikalar yükselirken, diğer yandan bu ülkelerin yaşlanan nüfusları ve kısıtlayıcı göçmen politikaları, iktisat yazınında “seküler durgunluk” olarak adlandırılan uzun vadeli düşük büyüme olgusunu körüklüyor.
Bu paradoksun somut yansımalarına sıklıkla tanık oluyoruz. Örneğin Financial Times’da yayımlanan haberlere göre, Trump döneminde uygulanan katı göçmen politikaları, Wisconsin eyaletindeki et işleme tesislerinin faaliyetlerini durdurma noktasına getirirken[1], Alman tıp dünyasını ise artan Suriyeli göçmen karşıtı retoriğin gölgesinde sağlık sektöründeki işgücü açığının sağlık sistemini felç edebileceği uyarısında bulunuyor[2]. Bu örnekler basit anekdotlar olmanın ötesinde derin bir yapısal soruna işaret ediyor.
Avrupa Komisyonu tarafından yayınlanan İşletme ve Tüketici Anketleri,[3] imalat sektöründe işgücü açıklarını, üretimi kısıtlayan bir faktör olarak gören firma oranının, Avrupa ülkelerinde, özellikle 2009’dan bu yana, istikrarlı bir şekilde arttığını gösteriyor (Şekil 1). Türkiye’de ise benzer bir eğilim 2013 sonrası dönemde belirginleşiyor.
Daha da dikkat çekici olan nokta, Avrupa ülkeleriyle kıyaslandığında Türkiye’de işgücü açığından yakınan firmaların oranının daha yüksek olması. İşsizlik oranlarının görece yüksek seyrettiği bir ekonomi için bu tablo ilk bakışta çelişkili görünebilir. Ancak bu durum, kuvvetle muhtemel iş piyasasındaki niceliksel işsizlik ile nitelikli işgücü arasındaki uyumsuzluğun giderek derinleştiğine işaret ediyor. Başka bir deyişle, birçok sektörde iş arayan insan sayısı fazla olsa da firmaların ihtiyaç duyduğu becerilere sahip çalışanlara ulaşması giderek zorlaşıyor.
Şekil 1: İşgücü Açıkları (İmalat Sektörü)
Not: Grafiği İşletme ve Tüketici Anketlerinden aldığım veriyi kullanarak oluşturdum. Bu ankette çeşitli Avrupa ülkelerinden seçilen firmaların yöneticilerine işletmelerini sınırlayan ana faktörler sorulmaktadır. Şirketlere olası faktörlerin bir listesi sunulmakta ve evet/hayır cevaplarıyla bir veya birkaç faktör seçmeleri istenmektedir. Grafik işgücü açıklarını üretimlerini kısıtlayan bir faktör olarak gören imalat sektörü firmaların oranını yansıtmaktadır. Mavi renkle gösterilen Avrupa ülkeleri ortalaması şu ülkeleri kapsamaktadır: Almanya, Avusturya, Belçika, Birleşik Krallık, Bulgaristan, Çekya, Danimarka, Estonya, Finlandiya, Fransa, Hollanda, İrlanda, İspanya, İsveç, İtalya, Letonya, Litvanya, Lüksemburg, Macaristan, Polonya, Portekiz, Romanya, Slovakya, Slovenya, Yunanistan.
İşgücü açıklarının artmasında, nüfus büyüme hızındaki düşüş önemli bir rol oynadığını söyleyebiliriz. Şekil 2’ye baktığımızda Türkiye’nin yüksek büyüme oranlarına katkı yapan “demografik fırsat penceresinin”, nüfus büyüme oranının %1’in altına düşmeye başladığı 2018-19 yılları itibariyle kapanmaya başladığını görüyoruz. Avrupa’da ise nüfus artış hızı zaten uzun süredir düşük seyrediyor ve önümüzdeki dönemde negatife dönmesi bekleniyor.
Şekil 2: Nüfus Büyüme Oranı
Not: Grafiği, Birleşmiş Milletler Nüfus Büyüme Beklentileri veri setini kullanarak oluşturdum. Mavi renkle gösterilen Avrupa Ortalamasına dahil edilen ülkeler, Şekil 1’in altında not edilen ülkelerle aynıdır. Düz çizgiler gerçekleşen oranları gösterirken, kesikli çizgiler tahminleri yansıtmaktadır.
Bu eğilimin arkasında iki temel faktör yatıyor. Birincisi, doğurganlık oranlarındaki düşüş. İkincisi ise göç politikalarının sıkılaşması. Karşılaştırmalı Göç Politikaları sitesinden[4] elde edilen veriler, birçok Avrupa ülkesinde, ekonomik sebeplerle yapılan göçü düzenleyen mekanizmaların, daha kısıtlayıcı hale geldiğini ortaya koyuyor (Şekil 3). Bu durum, işgücü arzını daha da daraltıyor.
Şekil 3: Göçmen Politikalarının Katılığı Endeksi
Not: Grafiği Karşılaştırmalı Göç Politikaları veri setini kullanarak oluşturdum. Grafik bu veri setinde AvgS ExtReg B adıyla kodlanan değişkeni yansıtmaktadır.
İşgücü Açıklarının Makro İktisadi Etkileri[5]
Nüfus büyüme oranlarındaki düşüşü, birçok ülkede giderek katılaşan göç politikalarını ve işgücü açıklarının artışını çeşitli verilerle ortaya koyduk. Peki artan işgücü kısıtları ekonomik dinamikleri nasıl etkiliyor?
İşgücü kısıtlarının makro-iktisadi etkileri, firmaların ve çalışanların bu darboğaza verdikleri davranışsal tepkilere göre şekillenmektedir. Ancak farklı teorik yaklaşımlar, bu davranışsal tepkilerle ilgili farklı önermelerde bulunuyor. Bu nedenle bu soruya verilecek yanıt, bu ilişkiye hangi pencereden baktığımıza göre değişiklik gösteriyor.
Bu ilişkileri öncelikle post-Keynesyen bir yaklaşımla anlamlandırmaya çalışalım. Post-Keynesyen yaklaşım, emek ve sermayeyi birbirini........
