menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Türkiye’nin sorunu fazla “beyaz” ve “Türk” olmak mı?

114 0
22.06.2026

Dünya Kupası’na bir ay kala Türkiye havlu attı.

Aşırı reklam, camilerden antik tiyatrolara kadar organizasyon furyası ile yükseltilen beklentilerle toplum derin bir depresyonda.

Kimse Milli Takım’la ilgili bir şey “Duymak İstemiyor.”

Telefon şebekesinden terliğe markaların reklamlarında kapıştığı, marşlarını kim yazacak diye sanatçıların boğaz boğaza geldiği, iktidarın- muhalefetin paylaşamadığı Bizim Çocuklar hızlıca başkalarının çocukları oluverdi.

Youtube’de reklam piyasasının da katkılarıyla büyüyen spor medyası biz siyasi medyayı kıskandıracak bir sertlikte ifade hürriyetini kullanıyor.

Milli öfke hızlıca siyasi öfkelerle birleşti.

Başarısızlığın faturası Merih’in bıyıklarına, Barış’ın saçlarına, Arda’nın, Kenan’ın, Kerem’in dualarına kesiliverdi.

Aynı dini futbola alet etme tezleri golden sonra secdeye kapanan Yamal’ı ya da topluca Cumaya giden Senegal’i, İran’ı açıklayamıyor ama olsun.

Ama futbolda başarısızlığın politikleşmesinin müsebbibi muhalifler değil.

Milli Takım hesabından AK Parti’nin hazırlattığı marşları yayınlatıp, millileri Togglarla Yavuz Sultan Köprüsü’nden geçirmek gibi işlere tevessül eden iktidar…

Zaferi kendi siyasi zaferine çevirmek istersen yenilginin faturası da sana çıkarılır.

Evet mesele aynı zamanda siyasi.

Ama bunun sebebi ülkücü bıyıklar, sarı saçlar, bol dualar, liyakatsizlik, İtalyan Montella’ya Nevşehirli esnaf gibi “kısmetten öte köy yok” dedirten, Federeasyon Başkanı’na Adalet Bakanı’nı defensa çağırtan iktidarın her şeyin üzerine çökmüş gölgesi değil.

Bir şut gol olsa o her kötülüğün sebebi olan iktidar gölgesi başarının sebebi de olabilirdi.

Ama ortada daha yapısal ve siyasi bir mesele olduğu açık.

Ama pek kimsenin konuşmak istemediği, muhalifi, iktidar yanlısı kimsenin hoşuna gitmeyecek politik bir sebep bu.

2026 Dünya Kupası’ndaki 1.248 oyuncunun neredeyse dörtte biri, doğduğu ülkeden farklı bir ülkeyi temsil ediyor.

2006’da bu oran %9’un altındaydı.

Yani mesele sömürgelerden ya da diasporalardan oyuncu devşirmekten daha güncel bir mesele.

90’lardan sonra artan küreselleşme, göç dalgaları ve ülkelerin vatandaşlık politikalarını gevşetmesinin sonuçlarını görüyoruz.

FIFA ve ülkeler buna göre takımlarını zenginleştirecek millilik açılımları yaptılar.

FIFA’ya göre bir oyuncunun kendisinin o ülkede doğması ya da ebeveynlerinden birinin o ülkede doğmuş olması ya da büyükanne/büyükbabalarından birinin o ülkede doğmuş olması ya da oyuncunun o ülkede belli bir süre ikamet etmiş olması (yetişkinler için genelde 5 yıl) milli olabilmek için yeterli.

Fransa bu yeni küresel dünyayla en uyumlu ve başarılı örnek.

Fransa’da vatandaşlık kan değil, toprak esaslı (jus soli).

Fransızlar bu katı cumhuriyetçiliği belki de ilk kez bir başarıya çevirdiler.

1998 yılında ilk şampiyon olduklarında kadrodaki dokuz oyuncu ya göçmendi ya da göçmen çocuğuydu.

2018’de şampiyon olduklarında bu sayı İki katına çıkmıştı. Fransa’nın 2018 Dünya Kupası’nı kazanan kadrosunun ’si göçmen kökenliydi. 17 oyuncu göçmen ya da göçmen çocuğuydu ve ikisi hariç hepsi Afrika kökenliydi.

2026’da bu sayılar daha arttı. Fransa kadrosunda bugün 21 oyuncu Afrika kökenli (26 kişilik kadroda).

Fakat bu oyuncuların neredeyse tamamı Paris doğumlu Fransızlar.

Paris banliyöleri artık dünya futbolunun yeni Rio plajları.

2026 Dünya Kupası’nda tam 99 futbolcu Fransa doğumluymuş.

Bunların sadece 23’ü Fransa Milli Takımı’nda. 76 oyuncu ise başka ülkelerin formasını giyiyor.

Dünya Kupası oyuncularının yüzde 24’ü İngiltere, Fransa, Almanya, İspanya ve Hollanda’da doğmuş.

Bu beş ülkenin kulüpleri ise turnuvadaki futbolcuların yüzde 42’sini yetiştirmiş.

Yani göçmen ailelerin çocuklarıyla genişleyen geniş yetenek havuzu, iyi spor imkanları ve futbol gelenekleriyle buluştu ve modern futbolun fabrikası artık Batı Avrupa’nın çok kültürlü şehirleri........

© Karar