Prokrustes’in demir bir yatağı varmış…
Antik Yunan mitolojisinde Prokrustes bir hayduttur ve demirden bir yatağı vardır.
Kaçırdığı yolcuları bu yatağa yatırır. Eğer yolcu yataktan uzunsa, dışarı taşan uzuvlarını keser. Kısaysa da bedenini zorla gererek yatağa göre uzatır.
İnsanı yatağa uydurmaya çalışır, demir yatağı insana değil.
Sosyal bilimlerde Prokrustes yatağı, bir düşünme hatasını açıklamak için kullanılır:
Olguları anlamaya çalışmak yerine, onları önceden sahip olunan teoriye uydurmaya çalışmak…
Bazı entelektüeller olayları açıklamak için teori kullanmaz; teorilerini doğrulamak için olayları kullanır. Böylece gerçeklik, Prokrustes’in yatağına yatırılmış yolcular gibi kesilip biçilir ve önceden belirlenmiş şemalara zorla uydurulur.
Buna aşırı teorileştirme ya da teoriye aşırı bağımlılık da denir.
Kendi zihnini, düşünme biçimini, entelektüel gündemini olgulara ve aktörlere yansıtmak aktörlerin ve olguların motivasyonlarını anlamakta çok yanıltıcı olabilir
Entelektüel zihnin temel zaaflarından biri, dünyayı olduğu gibi görmek yerine ona anlam yükleme tutkusudur. Bu tutku, bazen açıklamayı derinleştirmez; aksine basit gerçekleri görünmez kılar.
Çünkü bazı olaylar gerçekten karmaşık değildir; insanlar bazen çıkarları, duyguları, korkuları, öfkeleri veya tesadüfler nedeniyle hareket ederler.
Gerçeklik, teorilerden daha dağınık, daha tesadüfi ve çoğu zaman daha sıradandır.
Raymond Aron ideoloji bir gözlük gibidir der “bazen gözlük o kadar güçlenir ki insan artık dünyayı değil, yalnızca gözlüğün gösterdiğini görmeye başlar”
Oysa bazen insanlar gerçekten hata yapar. Kurumlar beceriksiz olabilir. Kararlar plansız alınabilir. Tarihte rastlantının, kişiliklerin, duyguların ve yanlış hesapların payı düşündüğümüzden çok daha büyüktür.
Büyük olaylar çoğu zaman sonradan geriye dönük olarak olduğundan daha planlı görünür.
Ya da insan zihni bir örüntü arar, karmaşık olan şeyleri bir düzene sokmaya çalışarak rahatlar.
Postmortem analizlerin en büyük sorunu budur.
Otopside doktorlar ölümden sonra bedeni inceleyerek ölüm nedenini anlamaya çalışırlar.
Fakat sonuç ortaya çıktıktan sonra bütün nedenler o sonuca doğru hizalanır.
Bu yüzden post mortem analizlerin doğal eğilimi şudur:
Olanı açıklamak için geçmişi yeniden düzenlemek.
Adeta otopsi yapan doktorun şu sonuca varması gibi:
“Bu insan öldüğüne göre ölümüne yol açan bütün işaretler zaten bedeninde vardı.”
Evet vardı. Ama aynı belirtilere sahip birçok insan yaşamaya devam ediyor.
Otopsi masasında yatan kişinin öldüğü kesindir. Analizin başlangıç noktası budur.
Ama adam ölmüştür evet ama ölmeyebilirdi de. Öyle ihtimaller ve seçenekler de vardı.
Son bir hafta içerisinden olan biteni anlamaya dönük........
